Ne tür gazeteci isterdiniz?

CHP lideri Deniz Baykal, dün seçim mitingi sayılabilecek ilk gösterisini Mersin'de yaptı. Baykal, 2002 seçim kampanyasını Antakya'da başlattığında, yanında Kemal Derviş, Yaşar Nuri Öztürk ve Bayram Meral vardı.

CHP lideri Deniz Baykal, dün seçim mitingi sayılabilecek ilk gösterisini Mersin'de yaptı. Baykal, 2002 seçim kampanyasını Antakya'da başlattığında, yanında Kemal Derviş, Yaşar Nuri Öztürk ve Bayram Meral vardı. Bayram Meral hâlâ var, ama dün kürsüde Baykal'ın iki yanında DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ve merkez sağdan takviye İlhan Kesici duruyordu.
Bugün Başbakan Tayyip Erdoğan, geçen haftaki Erzurum mitinginden sonra ikinci mitingini Sivas'ta yapıyor; yine 'tesis açılışı' adı altında.
Denizli'de dün bir cumhuriyet mitingi daha vardı. Ankara'daki sokak gösterisinde ise, hafta içinde Ulus'taki Anafartalar Çarşısı önünde patlayan bomba ve terörist saldırılar protesto edildi.
Seçim geliyor. Halk, kendisini artık sokakta ifade etmeye başladı. Bu sabah Oran'da yürürken karşılaştığımız iki kıdemli yargı mensubu 'Bu gerilim kötü. Seçim olmadan başka şey olur mu?' gibi imalı sorular sorunca, imasız yanıtladım: "Daha önce olanlar, mesela 12 Eylül, seçime gidilemediği için oldu. Merak etmeyin, seçime gidiyoruz".
Seçime gidiyoruz, ama ülke henüz seçim havasına giremiyor. Meclis dün cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için AK Parti'nin
ısrarlı olduğu Anayasa değişikliği paketinin ikinci oylaması için çalışmaya başladı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in vetosu ardından, amaç Erdoğan'ın dediği gibi 22 Temmuz'da seçim sandığıyla birlikte referandum sandığı koymak. İlki tamam, ama ikincisi, yasal süreçler açısından zor.
Bu zorluklar, siyasi tansiyonu da, harareti de doğal olarak yükseltiyor.
Gazeteci ne yapmalı?
Gazeteci, haberci, bu tablo karşısında ne yapmalı? Aktarıp, aktardığını yorumlamalı mı, yoksa daha aktif tavır alıp, dünya görüşü doğrultusunda okuyucusunu, izleyicisini harekete mi geçirmeli?
Kürşat Bumin'in dün Yeni Şafak gazetesinde yönelttiği eleştiriler, son dönemde yazdıklarımı öne çıkarıyordu, ama aslında bu sorunu tartışıyordu.
Bumin benim Ankara'daki gerilim senaryolarına yoğunlaşıp bunlardan haber vermemi, bunları tahlil etmemi odağına almış. İfadesine göre, eleştirdiği, benim bu senaryoları yazmam değil, bunları yazma biçimim. Bumin benim Ankara'daki perde arkası gerilimi, kendi ifadesiyle "okuyucuyu havaya sokmak için olacak, son derece sakin bir biçimde" aktarmamı eleştiriyor.
Örneğin, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yolundaki Anayasa değişikliği etrafındaki tartışmaları aktarmam üzerine şunları yazmış: "Yetkin yine sakin mi sakin...
'Yok artık daha neler!' demesini bekliyor değiliz ama bu kadar sakin olunmaz ki..."
Zaman zaman gazetecilerin toplumdaki gerilimi artıracak şekilde yazmalarının, konuşmalarının eleştirildiğine, hatta kışkırtıcılıkla suçlandığına tanık oluyoruz. Ama herhalde ilk kez bir gazeteci, gerilime ilişkin siyasi konuları 'sakin sakin' anlatmakla suçlanıyor.
Aslında ilk kez değil. Geçenlerde NTV'deki bir televizyon programında aynı eleştiriyi, daha kalın sözlerle Yeni Şafak'ın Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu da getirmişti. Karaalioğlu'na 'İşimin yüksek politika olmadığını, Ankara'nın, siyasetin nabzını öğrenebildiğim kadarıyla aktarmak ve yorumlamak olduğunu, nabız tutmayı hafife almaması gerektiğini, çünkü hastanın ateşinin ne kadar yükseldiğini başka türlü anlamanın mümkün olmadığını' söyleyince eleştirisini geri almıştı.
Tabii Bumin'in düzeyli eleştirileri, dün e-posta kutumun burada aktarmam mümkün olmayan düzeyde tehdit ve hakaretlerle dolmasına engel olmadı. Yanlış anlaşılmasın, bu 'sakinliğim' diğer cepheden de benzeri sertlikte eleştiriler alıyor. Hükümetin icraatındaki açıkları ortaya koymanın yeterli olmadığını, insanları harekete geçirmek gerektiğini-tabii bu kadar nazik ifadelerle değil- yazanlar da var.
Bumin, siyasetin perde arkası gelişmelerine atfen, "Cambazlıklar karşısında 'medya mensuplarının' da sakin sakin ahkâm kesmek yerine isyan etmesi gerekmez mi?" diye soruyor.
Kimse kimsenin elini tutmuyor. İsteyen istediği kadar ünlem işareti kullanıp, yüksek sesle yazabilir, 'ahkâm kesebilir', 'isyan edebilir'.
Ben, asıl kızgınlığın 'sakin yazmama' değil, gelişmelerin perde arkasını, aslında ne anlama geldiğini ortaya çıkarma çabama olabileceği kuşkusunu da aklımda tutarak, edindiğim bilgileri 'sakin sakin' yazmaya devam etmeyi düşünüyorum.