Neden Davutoğlu Diyarbakır'daydı?

Murat Karayılan'ın Kandil'den koşulların yeni 'taktik' adımlar atmaya müsait olduğunu söylemesi, Davutoğlu'nun Diyarbakır temasları sırasında geldi.

Soruyu daha uzun da sorabiliriz? Kürt sorununa siyasi çözüm bulmak hedefiyle hükümet tarafından başlatılan girişim çerçevesinde, tam da Nevruz öncesinde Diyarbakır’a giden bakan, neden bir başkası değil de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu oldu?

Soruya verilecek basit ve karmaşık olmak üzere iki cevap var.

Birincisi: Başbakan Erdoğan bu kritik Nevruz öncesinde bazı bakanlara pek çok ilde süreci anlatmak üzere görev verdi. Davutoğlu’nun payına düşen illerin başında Diyarbakır geliyordu. Nitekim bugün de yine Kürt meselesi bakımından hassas büyük iller arasında sayılan Adana ve Mersin’de temaslarda bulunması bekleniyor.

İkinci cevap: İlkini tamamlayacak şekilde, peki ama neden Erdoğan Diyarbakır’a mesela Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Muammer Güler ya da Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i değil de Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu görevlendirdi sorusunu açıklayabilir.

Cevap aslında sorunun içinde. Çünkü Ankara, 30 yılda 40 bin cana mal olan acılı yoldan Kürt sorununun alsında sadece güvenlik boyutunda değil, nüfus varlığı bakımından sosyal, enerji kaynakları bakımından ekonomik ve ama asıl olarak siyasi bakımdan da sınır aşan bir sorun olduğunu görmüş bulunuyor. Hakan Fidan’ın MİT’in başına geçmesinden bu yana devlet istihbarat hizmetleri, olması gerektiği şekilde daha çok dış politikanın bir uzantısı olarak değerlendiriliyor Erdoğan tarafından.

Davutoğlu, bütün bu Kürt diyalog sürecinde Erdoğan’ın en yakın çalıştığı bir avuç kişinin içerisindedir. Türkiye’nin Irak politikasına dair en ciddi dönüm noktasının Davutoğlu’nun 2009 Ekim sonunda Erbil’e gidip Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile görüşmesi olduğunu unutmamak lazım. Erdoğan’ın Kürt açılımı çerçevesinde önemli bir adımdı bu. Dolayısıyla Davutoğlu’nun dün Diyarbakır’da söylediklerinin Irak’ta sadece PKK tarafından değil, onu topraklarında barındıran Kürt yönetimi tarafından algılanışı da diğer bakanların dile getirmesinden ayrı olacaktır.

Davutoğlu’nun Diyarbakır’ın Belediye Başkanı Osman Baydemir’i ziyaret edip kameralara birlikte sıcak görüntüler vermesi, bölgedeki sivil toplum liderleri, kanaat önderleriyle konuşup Nevruz’un barış içinde geçmesi için destek istemesi ve Kürt sorununun barışçıl çözümünün bütün Ortadoğu için bir iyi örnek oluşturacağını vurgulaması önemlidir.

Belki de rastlantı eseridir, Murat Karayılan’ın Kandil’den koşulların yeni ‘taktik’ adımlar atmaya müsait olduğunu söylemesi, Davutoğlu’nun Diyarbakır temasları sırasında geldi. Bu açıklama, sürecin ilk somut adımı olarak, kaçırılıp rehin olarak tutulan 8 devlet memurunun PKK tarafından serbest bırakılması ardından gelmiştir. Telsimat ne PKK ne de hükümet tarafından şova çevrilmiştir, kayda düşmesi gerekir. Hafta sonu, üçüncü bir BDP heyetinin Kandil ve Avrupa’dan cevabi mektupları İmralı’ya Abdullah Öcalan’a teslim etmesi bekleniyor.

Ve bütün bu süreç başka önemli bölgesel gelişmelerle eşzamanlı vuku buluyor. Suriye’de iç savaş üçüncü yılına giriyor, Irak’ta Bağdat ve Erbil’in petrol ve gaz üzerine gerilimi tırmanıyor, yine Kürt nüfusa sahip İran, İsrail ve ABD’nin tehdidi altında nükleer programı sürdürüyor ve Rusya olan biteni tabii ki köşesinden seyretmiyor. Bunların üzerine zamanında 1999’da Öcalan’ı Yunanistan üzerinden kapana düşürüp Türkiye’ye teslim eden ABD’nin Başkanı Barack Obama’nın, şu anda Türkiye ile ilişkileri dip yapmış olan İsrail’e kritik ziyareti yaklaşıyor.
Böyle bir zamanda Diyarbakır’a neden Davutoğlu’nun gittiği şimdi daha iyi anlaşılabiliyor mu?