Neden kimse bu kadar beklemiyordu?

AK Parti 7 Haziran'da yüzde 9 düşüşle kaybettiği 2011 seçimleri düzeyini 5 ay içinde yine yüzde 9 kadar artırarak 1 Kasım 2015'de yakaladı. Peki, nasıl oldu da -kendileri dahil- kimse bu kadar toparlanacağını tahmin edemedi?

Bilal Erdoğan kutlamalar için, kimilerine göre CHP’nin kalesi sayılan Bağdat Caddesi'ni tercih etmişti.

Ellerinde Türk ve Osmanlı bayraklarıyla tur attı, tadını çıkarttı.

Ama 1 Kasım seçiminin AK Parti’ye yüzde 49,5 destek getirmesi ona da sürpriz olmuştu, o da bu kadarını beklemiyordu.

***

Haydi diyelim Bilal Erdoğan’ın partide bir resmi görevi, verilere erişimi yoktu da ondan bilemiyordu.

O bilgilere erişimi olan Bülent Arınç’a da sürpriz olmuştu sonuçlar.

Kendi ifadesine göre Adil Gür’ün sonuçlarını önüne getirdiklerinde (ki A&G’nin yüzde 47,3’ü en aykırı tahmindi) Arınç fazla bularak reddetmişti.

***

Sadece o da değil.

1 Kasım günü henüz sandıklar kapanmadan konuştuğum AK Parti’nin yetkili bir ismi, bana birkaç gün önceki tahminini tekrarladı.

Evet, MHP’den kendilerine bir “teveccüh” vardı ama yüzde 44 bekliyordu, sandalye tahmini de 270-280 idi.

***

Bu dikkat çekici bir tahmindi, çünkü hem HDP’nin barajı aşıp Meclis’e gireceğini varsayıyordu, hem de güvenoyu sınırı 276 olduğuna göre, tek başına hükümeti garantilemiş görmüyordu kendilerini.

Dün Ömer Çelik, hafif bir gülümsemeyle “Tabii aramızda böyle bir sonucu tahmin eden arkadaşlarımız da oldu” diyerek, kurumsal beklentinin çok yüksek olmadığını ifade etti.

Oysa seçmen yüzde 49,5 ve 317 milletvekili verdi AK Parti’ye.

O kadar ki, eğer HDP binde 8 farkla yüzde 10 barajını aşamamış olsaydı, AK Parti Anayasa'yı değiştirecek ya da halk oylamasına taşıyacak çoğunluğa dahi ulaşabilirdi.

***

AK Parti 7 Haziran’da yüzde 9 düşüşle kaybettiği 2011 seçimleri düzeyini 5 ay içinde yine yüzde 9 kadar artırarak 1 Kasım 2015’de yakaladı.

Bu 7 Haziran tekrarı sayıldığına göre dördüncü seçimde de iktidar oldu.

Peki, nasıl oldu da –kendileri dahil- kimse bu kadar toparlanacağını tahmin edemedi?

***

Birkaç nedeni var.

İlk olarak, anket şirketleri hem kendileri yanıldı, hem de bizi yanıltmış oldular.

Doğu ve Güneydoğu PKK saldırıları ve güvenlik güçleri arasında yeniden cehenneme dönmüşken, IŞİD’in Ankara saldırısı bir hamlede 102 can alıp ülkeyi yasa ve dehşete boğmuşken anket şirketlerinin nasıl, özellikle de Doğu ve Güneydoğu da sağlıklı anket yapabildiğini sorgulamadık.

Evet, arkadaşlar, özellikle bu ortamda telefonla anket yapmanın iyi bir fikir olmadığını da öğrendik bir kez daha.

***

İkincisi, son bir hafta-on güne kadar MHP’deki çözülme ve AK Parti’ye oy kaybı -Özer Sencar’ı bir yere kadar ayrı yere koyarak- görünür olmadı; belki de o kadar yoğun gündem içinde oraya bakmadığımız için biz gazeteciler de göremedik.

Üçüncüsü, HDP’deki oy kaybını göremedik. Diyarbakır’daki Dicle Araştırma Merkezi DİTAM Başkanı Mehmet Kaya, dün NTV’de çatışmalar bir yana PKK’nın “özyönetim” adı altındaki uygulamalarının HDP seçmeninin bir kısmını nasıl rahatsız ettiğini, bunun ne tür kırılmalara yol açtığını güzel anlattı.

Dördüncüsü, 7 Haziran’da, Bekir Ağırdır’ın ifadesiyle “aracını yol kenarına çeken” ama başka yola da girmeden sandık dışında kalan bir kısım AK Parti seçmeninden ne kadarının Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Mesajı aldık, düzelteceğiz, bizi cezalandırmayın” sözüne itibar edeceği belli değildi. Ettiler.

***

CHP 7 Haziran’dan bu yana belli başlı bir hata yapmadığı halde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun duruşu genelde sempati topladığı halde, can korkusunun baskın geldiği ortamda yeterince oy toplayamadı.

Buna rağmen CHP’nin Aralık ayında, hemen seçim üzerine yapılacak kurultayı hararetli geçeceğe benziyor.

Seçimden ciddi hasarla çıkan MHP ve HDP’deki iç hesaplaşmanın nasıl olacağını ise kestirmek dahi güç şimdiden.