Neden önlenemiyor bu "kışkırtmalar"?

Başbakan Davutoğlu, "Biz böyle provokasyonların olabileceğini bekliyorduk" dedi. Evet, ilk aklınıza gelen, bekleniyorsa neden önlenemediği sorusu olabilir: Neden bekleniyor da önlenemiyor bu "kışkırtmalar".

Başbakan Ahmet Davutoğlu doğrusu hemen kınadı HDP’nin Adana ve Mersin bürolarına yapılan saldırıları.

Tabii o kınayana kadar HDP eş-başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ saldırılardan hükümeti sorumlu tutmuştu bile.

Davutoğlu ayrıca birimlerine saldırganların bulunması için talimat verdiğini de söyledi. Gerçi Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, daha atik davranıp, Başbakan'ın sorumluluğundaki polis, jandarma ve MİT’e talimat verildiğini de ilan etmişti ama neticede Davutoğlu’ndan da duyduk.

***

Başbakan Davutoğlu ilginç bir şey daha söyledi; en başından beri “bekliyordu böyle provokasyonların (kışkırtmaların) olabileceğini”.

Evet, ilk aklınıza gelen, bekleniyorsa neden önlenemediği sorusu olabilir: Neden bekleniyor da önlenemiyor bu “kışkırtmalar”.

Seçimlere üç hafta kadar zaman kalmışken bu tür eylemlerin siyasi gerilimin daha da tırmanmasına yol açtığı ortada.

***

Erdoğan öteden beri seçim kampanyalarını karşıtlık üzerine kurdu. Bir seçimde asker oldu, diğerinde yargı, bir diğerinde Fethullah Gülen Cemaati.

Muhalefet partileri her defasında Erdoğan’ın tuzağına düşerek kendi kampanyalarını onun seçtiği sahada ideolojik mücadele üzerine kurdular.

Geç de olsa gördüler ki, karşıtlık siyaseti, sadece Türkiye’de değil, her yerde iktidarda olanın, güç kullanabilenin işine yarar.

***

Bu seçimde CHP’den başlayarak, MHP ve belli ölçüde HDP seçim kampanyalarını Erdoğan ve onunla birlikte Davutoğlu’nun seçtiği ideolojik zemin üzerinde değil, kendi seçtikleri ekonomik, siyasi, sosyal konular üzerinde yürütüyorlar.

Doğrudur, Erdoğan’ın sahalara inip Davutoğlu’ndan da çok görünürlük alması AK Parti’nin anketlerde görülmeye başlayan erimesini durdurmak içindir. Ve Erdoğan’ın sahaya inmesinden bu yana görülen toparlanma aslında Davutoğlu’na can vermektedir.

Nitekim İstanbul’da yapılan mitingde (havuz medyasına göre 2 milyon, ama neresinden baksanız azımsamak mümkün olmayan) 1 milyon civarında kitle bunun göstergesidir.

Ama bu çaba Erdoğan’a anayasa değişikliği yoluyla parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş getirecek midir?

***

Başkanlık konusunda umutlar azalmakta, azaldıkça iktidar cephesinde tansiyon artmaktadır.

Son günlerde Doğan Grubu ve Hürriyet’e hemen her gün başka bir gerekçeyle yapılan salvo atışları aslında bu tansiyon artışının göstergelerinden biri sayılabilir.

Muhalefet partilerinden beklediği karşıtlık enerjisini alamayan iktidar adeta acısını Doğan Grubundan çıkartmak ister görüntü vermektedir.

***

Dışişleri Bakanı iken medya ilişkilerinde çok daha rahat olan Davutoğlu, Başbakan olmasından bu yana sert rüzgârlardan etkilenmiş görünmektedir.

Medya özgürlüğünün kullanımı demokrasilerde nasıl iktidarların sorumluluğu altında ise siyasi partilerin seçim kampanyalarını güven içinde yapmaları da öyledir.

Dünkü “kışkırtma” ortamına karşın Demirtaş Mersin mitingine çıktı ve kitlesine sakin olup cevabı sandıkta vermeleri çağrısında bulundu.

Görünüşte herkes herkesi “kışkırtmalara” karşı uyarıyor, sakinleştirici bir lisan kullanıyor; bu da Türkiye için yeni bir durum.

Artık kışkırtma mı, değil mi tam bilemiyoruz ama bu tür eylemler de devam ediyor, sözler “bekleneni” önlemeye yetmiyor ne yazık ki.