Nedim Şener, medya özgürlüğü ve adalet

Dayakçı koca nedeniyle AİHM'de ceza alındı. Ankara'ya bir kötü haber daha: Basın özgürlüğü kavramı da değişiyor

Hrant Dink’in katiline 20 yıl hapis cezası isteyen savcılar, Hrant Dink’in ölümüyle sonuçlanan güvenlik zayıflıkları ve ihmallerini yazan gazeteci Nedim Şener’in 28 yıl hapisle cezalandırılmasını istiyor.
Şener hakkında İstanbul 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davaya dün başlandı.
Bir dava da İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılmış bulunuyor.
Milliyet muhabiri Şener, ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabında, ‘Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek, gizli bilgileri açıklamak, temin etmek ile haberleşmenin gizliliğini ihlal ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs’ ile suçlanıyor.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bu duruma gösterdiği tepki de şunları söyledi: “Sadece Nedim Şener’i değil, tüm gazetecileri ilgilendiren böyle bir sonucun doğmasına neden olan yasal düzenlemelerin yeniden ve tüm boyutlarıyla düşünülmesi gerekmektedir.”
Gerçekten de sorun yalnızca Şener’in değil. Örneğin, ‘Operasyon Ergenekon’ kitabı dolayısıyla Star gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar da ceza mahkemelerinde yargılanıyor; o da Şener’e benzer suçlamalarla. Kitabından dolayı dokuz yıla, bu konudaki beş yazısından dolayı da 72 yıla kadar hapsi isteniyor.
Şener ve Tayyar iki münferit örnek değil; bu durum Türkiye’de hassas konulara değinerek gazetecilik yapanların başı üzerinde sallanan bir Demokles kılıcı.
Üstelik Nedim Şener’in dedikleri de bir bir çıkıyor. Daha birkaç gün önce bir jandarma subayı, kendisine gelen Dink’in öldürüleceği ihbarını ciddiye almadığı için üstlerine ve istihbarat birimlerine iletmediğini söyledi.
TGC haklı: Türk yasalarına göre mesela yasak belgeyi ve ihmali olan devlet görevlisini yazmak, planlayarak bir insanı öldürmekten daha ağır bir suç. Savcılar ve hâkimler bu durumu ne kadar dikkate alıyorlar bilmiyorum.
Neyse ki almaya başlayan hâkimler tek tük de olsa var artık.
Örneğin, Takvim gazetesinin 25, 26 ve 28 Ocak 2008’de iddia edilen Ergenekon davasıyla ilgili yaptığı haberler üzerine suç duyurusunda bulunulmuş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bunu ‘gazetecinin kamuoyunu bilgilendirme görevi’ gereğince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bir kararına atıfta bulunarak geri çevirmiş.
Çünkü, Türk yasalarına göre değil henüz, ama çağdaş hukuk anlayışına göre, ortada gizliliği ihlal edilmiş bir durum varsa, bunun sorumlusu belgeyi yasal olarak elde edip basan haberci, yazar ve onun çalıştığı kurum değil, o gizliliği koruyamayan kurum ve oradaki yetkililer olmalı.
Hukuk anlayışındaki değişimlere ayak uydurabiliyor muyuz? Pek değil.
İşte AİHM’nin Türkiye’yi kocasından dayak yiyen ve devletten koruma istediği halde alamayan ve kocası tarafından bir de annesi bıçaklanarak öldürülen Nahide Opuz’un şikâyeti üzerine mahkâm etmesi olayı var. Türkiye, aile içi şiddet karşısında vatandaşını korumaktan aciz kaldığı için mahkûm olan ilk ülke oldu. Türkiye’de bu işe bakan hâkimin ‘Böyle bir suçun mevcut olmadığı’ saptaması gerçekten insanın içini acıtıyor. Cinayeti işleyen koca altı yıl ceza almış.
Adalet sistemimiz uzun tacizlerden sonra eski eşinin annesini öldürene altı yıl hapis veriyor, taammüden Hrant Dink’i öldürene 20 yıl hapis istiyor, ama o cinayete yol açan güvenlik kusur ve ihmallerini yazan gazeteciye 28 yılı layık görüyor. Mülkün (yani aslında devletin, düzenin) temeli saydığımız adaletin verdiği fotoğraf budur. Türkiye’deki hukuk anlayışı, çağdaş hukuktaki değişime ayak uydurmaya ne kadar çalışıyor, odağına insanın korunmasını ne kadar alıyor. Cevap aramamız gereken soru budur aslında.
Dikensiz gül bahçesi gibi bir medya isteyenlere bir kötü bir haber daha var. Avrupa’daki basın özgürlüğü kavramı da değişiyor. Hafta başında Brüksel’de AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn ile konuşan meslektaşlarımız kendileri saptadılar: İlgilenilen yalnızca Nedim Şener’in durumu değildir. Türkiye’deki ifade ve basın özgürlüğünün durumu, genel olarak endişe kaynağıdır. Başbakan Tayyip Erdoğan her ne kadar bu sorunu yok saysa da, Rehn tarafından daha geçen hafta ABD Dışişleri’ne verilen brifingte yer tutacak kadar önem verilmektedir.
Ve asıl önemlisi, artık Avrupa’da değişmeye başlayan basın özgürlüğü anlayışı, yalnızca birey olarak gazetecinin, editörün ifade özgürlüğü ile sınırlı olmaktan, medya kuruluşunun çalışma özgürlüğünün baskılanmasına karşı önlemlere doğru genişlemektedir. Yani yasaların basın özgürlüğü lehine değişmesi gerekiyor. 19 ülkeden 48 yayın yönetmeni tarafından hazırlanıp AB Komisyonu’na ‘Basın Özgürlüğü için Avrupa Şartı’ başlığı altında önerilen 10 maddelik metnin maddeleri arasında  hükümetlerin basının çeşitliliğine saygı göstermeleri, basına ekonomik baskı uygulamamaları ve yargının basını koruması gereği de bulunuyor çünkü. Milliyet, 15 Haziran 2009)
AB İşleri Bakanı Egemen Bağış, bu kötü haberi Başbakan Erdoğan’a usturubunca söylemenin bir yolunu bulamayabilir, ya da kızdırmadan söylemenin yolunu bulana kadar iş işten geçebilir diye ben yazayım istedim.
AB ile işler hükümetin medyaya bakışı nedeniyle de pek iyi gitmiyor çünkü.