'Nereye giderse, oraya kadar' gidebilecek mi?

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Trabzon vali ve emniyet müdürünü görevden alması, yalnızca Hrant Dink cinayetinin perde arkasını değil, bazı başka kuşkulara açıklık getirecek gelişmelerin başlangıcı mı?

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Trabzon vali ve emniyet müdürünü görevden alması, yalnızca Hrant Dink cinayetinin perde arkasını değil, bazı başka kuşkulara açıklık getirecek gelişmelerin başlangıcı mı? Yoksa Vali Hüseyin Yavuzdemir ile Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın görevden alınmaları, kamuoyunun infialini yatıştırmak için atılmış idari adımlar olarak mı kayda geçecek?
Bu soruları baştan sormakta yarar var. Çünkü 1- Dink cinayetinde katilin bulunma hızında olduğu gibi, 2- Bu olayı sıradan bir cinayet olarak sunma gayreti içinde izlenimi veren yetkililerin görevden alınması da önemli gelişmelerdir. Yalnızca Batı demokrasilerinde değil, günümüzde pek çok yönetimlerde, idari hatası görülen kişinin o görevden alınması uygulaması, Türkiye'de pek az durumda görülüyor. Dün eski içişleri bakanlarından CHP'li Hasan Fehmi Güneş ile konuşurken kendi döneminde benzeri bir olayda kusurlu gördüğü bir valiyi görevden almasının örneğini verdi. Ona göre yapılması gereken buydu, ancak hükümetin attığı bu adımların arkasında ne olduğunu anlamak için biraz daha somut bilgiye ihtiyaç vardı.
Hükümetin Dink cinayetinin şimdiye kadar üzerine gidişindeki hız ve duruşun uluslararası planda yankı bulduğunu, önceki gün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Paris'teki Lübnan yardım konferansı sırasında kısaca görüştüğü ABD Dışişleri Bakanı ile görüşmesinde söz konusu olmasından bile belli. Rice, Gül'e hükümetin Dink cinayetini el alış şeklinden 'etkilendiklerini' ve olumlu bulduklarını söylemiş.
Duyumlarımıza göre Erdoğan yakın çevresine bu işin üzerine "Nereye giderse, oraya kadar" gidilmesi talimatını verdiğini söylemiş. Talimatı alanlar arasında İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yanısıra MİT Müsteşarı Emre Taner'in de olduğu vurgulanıyor. MİT'in işin içinde olması, olayın dış bağlantısı olup olmadığının araştırıldığını da gösterir.
Bir de "Daha işe yeni başlıyoruz" diye bir söz dolaşıyor kuliste. Zaten Trabzon'daki görevden almaların biraz da oraya gönderilen müfettişlerin işlerini rahatça yapması amacını taşıdığı açıklaması var ki, akıllarda vali ve emniyet müdürü görevlerinde kaldıkça müfettişlerin rahat çalışmasının engelleneceği kuşkusunu doğuruyor.
İçişleri kaynakları, Vali Yavuzdemir'in görevden alınmasının aslında 2006 Şubatı'ndaki rahip Santoro cinayeti ardından, o cinayeti önemsiz gösterici nitelikteki sözlerinden sonra gündeme geldiğini, ancak bakan Aksu'nun valiyle konuşması ardından uyarı ile yetindiği bilgisini veriyorlar. Yani Santoro cinayetinin üzerine iyice gidilip, perde arkası açığa çıkarılsaydı, Dink cinayetine yol açan koşulların belki de engellenebileceği kuşkusu, yalnızca cinayeti protesto eden kitlelerde değil, devlet mekanizmasını işleten bazı görevlilerde de mevcut.
Aslında 'Nereye giderse, oraya gider' sözünü şimdiye dek kimbilir kaç bin kere duyduğumuz ortada. Türkiye'de işlenen her siyasi nitelikli cinayetin, açığa çıkan her yolsuzluğun, siyasi skandalın ardından sakız edilen klişelerden biri bu. AK Parti hükümetleri boyunca da duyduk bu basma kalıp sözleri. Örneğin, Şemdinli olayları ardından, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesi ardından, Atabeyler Operasyonu ardından da duyduk. Bu ve benzeri örneklerde kamuoyunda perde arkasında yakalananlar dışındaki ellerin söz konusu olduğu yolundaki kuşkuları giderecek bir sonuç alınabildi mi?
Sonuç almak mutlaka yalnızca siyasi iradeyi göstermek ve geri adım atmamakla olacak bir şey değil. Ne kadar isteseniz, sizin varsaydığınız bir komplo mevcut olmayabilir, ya da mevcuttur ve siz ona ilişkin bilgilere ulaşamayabilir, açığa çıkaramayabilirsiniz. Ancak kesin olan bir şey var ki, niyetiniz olmadıkça, iradenizi ortaya koymadıkça, kuşkular kuşku olarak kalmaya mahkûm olur. Geriye, halkın siyasete giderek artan güvensizliği kalır. Oysa kuşkuların üzerine gidilmesi, sorunların demokrasi içinde çözülebilirliği duygusunu, siyasete (şu an az duyulan) güven ve itibarı artırır. Bunu seçim yılı olduğu için söylemiyorum, ama seçim yılında siyasetin itibar kazanması hükümet ve muhalefetiyle bütün siyasi partiler için önemli değil mi?