Nevruz sınavı Türkiye'nin geleceğini belirleyecek

Bu Nevruz'un kazasız belasız atlatılması, belki Türkiye'nin geleceğine açılan yeni bir günün, yeni kapının eşiği olacak.

Polis bacağımı kot pantolonun üzerinden kan çıkartırcasına tekmelerken tek düşündüğüm şey, ne olursa olsun kıpırdamamaya çalışmaktı. Elindeki 9 mm Browning otomatiğin soğuk namlusunu sağ şakağımda hissediyordum, eli tetikteydi ve benim her hareketim, başıma gelebileceklerin ardından ‘Üzerime yüklendi’ bahanesi verebilirdi.

Sabah saatlerinde Cizre’den beyaz bayraklar takarak ayrılmış altı araçlık konvoyun son aracındaydım. Nusaybin’e geldiğimizde polis durdurmuştu. Şehrin dış mahallelerinde güvenlik güçleriyle PKK militanları arasında, her iki tarafın da Kalaşnikovlarını konuşturduğu çatışmayı çıplak gözle görebiliyor, duyuyorduk.

Polis bagajı açmamı istedi. Bagajı açıp çantanın fermuarına hamle ettiğim sırada Nusaybin’den müthiş bir taraka geldi ve asıl çatışma başladı. Çoğu kişi kendini yere attı, ama ben atamadım. Çünkü çatışmayla birlikte yanımdaki polis kontrolünü kaybetti, silahına davranıp şakağıma dayadı ve beni tekmelemeye başladı. Bir yandan da, şimdi burada tekrarlamayacağım küfürlerle, bütün bunlardan bizim sorumlu olduğumuzu, bizim olan biteni haber yapmamızın bu teröristlere propaganda olduğunu, onların güçlendirdiğini bağırıp duruyordu.

Bense bütün dikkatimi ne olursa olsun kıpırdamamaya vermiştim. Çünkü açık bagaj kapağı nedeniyle öndeki kimse beni görmüyordu, başıma bir şey gelse göremeyecekti. Bana bir ömür uzunluğunda gelen bir dakika sonra, Diyarbakır’dan kiraladığımız aracın şoförü, dikiz aynasından, bagaj kapağı arasından görebildiği kadarıyla arkada bir şeyler olduğunu gördü ve arabadan indi. Ne zaman Diyarbakır’a gitsem arabasını aradığım Mehmet Cizrelioğlu, “Ne yapıyorsun evladım, bırak onu” diye polise yalvardı, polis bütün sinirini Mehmet Abi’yi döverek çıkardı ve ben belki hayatımı o gün orada Sevgili Mehmet Abi’nin beni kurtarmak için yediği dayağa borçluyum.

Çünkü Diyarbakır Havaalanı’na ulaştığımızda Nusaybin’deki çatışmada öldürülenlerin sayısı 14’ü bulmuştu. O gün 22 Mart 1992 günüydü. Ertesi sabah büroda Anadolu Ajansı’nın çalan zilleri, günlerdir Cizre’de Nevruz’u birlikte takip ettiğimiz, bir gün önce bir çatışmada kurşun yiyen fotomuhabiri arkadaşımız İzzet Kezer’in kurtarılamadığı haberini veriyordu.

Cizre’de 20 ve 21 Mart’ta çıkan çatışmalarda, çoğu gözlerimiz önünde 8 kişi öldürülmüştü. Bugün TÜSİAD Yönetim Kurulu’nda olan Tarkan Kadooğlu’nun ailesinin otelinde kalıyorduk, o daha lisedeydi, otel PKK ve güvenlik güçlerinin ateşi arasında harabeye dönmüştü, bizler içinde kısılıp kalmıştık. O Nevruz öldürülenlerin toplamı en az 22 idi. En az diyorum, çünkü birkaç gün önce sabaha karşı Cizre’ye girerken elektrik direklerine ağızlarına para tıkıştırılarak asılmış korucuların cansız bedenlerini tam sayamamış, görüntüleyememiştik.
Türkiye’nin yaşadığı en berbat Nevruz 1992 Nevruz’uydu.

Gece ve gündüzün eşitlenmesi nedeniyle karanlıktan aydınlığa geçiş, baharın gelişi, yeni dönemin başlangıcı olarak dünyanın bütün kadim uygarlıklarınca kutsal sayılan, bayram olarak kutlanan Nevruz, PKK’nın bağımsız Kürt devleti amacıyla eylemlere başladığı 1984’ten sonra Türkiye’de içerik değiştirdi. Kitle tabanı bulmak için milli kimliğe ihtiyaç duyan PKK, Nevruz’u Kürt bayramı ilan etti ve Ankara’daki resmi törenlerde takım elbisesinin önü ilikli zevatın, bakanlık önüne atılmış iki tahta parçası üzerinden mahcup mütebessim sıçraması kimseyi inandıramadı; PKK’nın taban bulmasında Nevruz’lar büyük rol oynadı.

Ama 30 yılda 40 bin kişinin öldürüldüğü bu iç çatışma ortamından ne PKK ne de onu güçle bastırmak isteyen hükümetler galip çıktı. Neticede Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, birkaç denemenin ardından MİT aracılığıyla 1999’dan beri İmralı’da mahkûm Abdullah Öcalan ile başlattığı, BDP’nin de katıldığı diyalog yeni bir atmosfere yol açtı.

Bu noktada hem hükümet hem de PKK’nın, bir umut sembolü olarak bulduğu zemin Nevruz oldu.

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir dün CNN Türk’te “Bu Cumhuriyet tarihinin en önemli Nevruz’u olacak” dedi. Belki bundan biraz fazlasıdır. Bu Nevruz’un kazasız belasız atlatılması, belki Türkiye’nin geleceğine açılan yeni bir günün, yeni kapının eşiği olacak. Aksini düşünmek bile istemiyor bugün biraz vicdanı olan kimse.