O masumun fotoğrafına bakamıyorsunuz ama...

El Kaide, şimdilerde IŞİD örneğinde gördüğümüz yeni nesil terör örgütleri mevcut sınırları, orduları, egemenlik alanlarını geçersiz kılma hedefiyle birer yıkım mıknatısı gibi en aşırı unsurları kendisine çekerek büyüyor. Onlar büyüdükçe daha çok insan umudunu Avrupa'ya bağlayarak yola koyuluyor.

Dün sabah saatinde o minik bedenin fotoğrafı Türkiye’nin kalbine bir ateş gibi düştü.

Bodrum’un plajlarından birine vurmuş, kumsalda yüzükoyun can vermiş o beden, aynı sabah kıyıya vurmuş 12 cansız bedenden birinin oğluna aitti.

Yunanistan’ın Kos adasına giden kaçak bir yolda, kim bilir hangi nedenden yenik düşmüş umutlarıyla birlikte hayatlarını da bu yabancı topraklarda bırakmışlardı.

***

Bir tartışmadır başladı: O fotoğraf kullanılmalı mıydı?

Biz resmi hatlarını belirsizleştirerek kullanmayı tercih ettik, çünkü bir yandan o masumun fotoğrafına bakmak istemeyenler, içi kaldırmayanlar da bakmalı, oradaki insanlık faciasını görmeliydi, diğer yandan ölümün dehşeti okura, izleyiciye yansıtılmamalıydı.

Akbabanın ölmesini beklediği Somalili çocuk resmi yayınlanmasa belki Somali’ye uluslararası yardım eli hiç uzanmayacaktı. O Saraybosnalının, yarısını bir bombanın kopardığı kolunu kanlar içinde yukarıda tutarak hastane merdivenlerine koşturmasının fotoğrafı yayınlanmasaydı, belki Saraybosna’ya uluslararası yardım hiç gitmeyecekti.

***

O masum ve ailesi, Kos’a gidemediler, ama gidebilselerdi, dört yılı geride bırakan Suriye iç savaşından kaçışlarının sancılı serüveni son bulmuş olmayacaktı.

Çünkü Suriyeli mültecilerin asıl hedefi Yunanistan’a gitmek değil. Asıl hedef daha zengin Avrupa ülkeleri, Fransa, Hollanda, İsveç, ama en çok da Almanya.

Yunanistan yetkilileri bunu biliyor ve mültecilerin daha kuzeye ve batıya yola devam etmelerini engellemek için pek de büyük bir çaba göstermiyor.

***

Aslında engellemek pek mümkün de görünmüyor, olsa Türkiye de engeller, 2015’in ilk beş ayında deniz yoluyla Yunanistan’a geçen mülteci sayısı 42 bin olarak tahmin ediliyor, bu sayı yaz aylarında daha da artmış durumda.

Almanya kısa süren bir inkar aşamasının ardından hayatın bu gerçeğini kabul etmiş durumda: Avrupa İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük göç dalgasıyla karşı karşıya.

Tabii böyle bir gerçekle karşılaşınca çözüm sanılan radikal fikirler de ortaya çıkıyor.

***

Mesela Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maizière geçen hafta Avrupa Birliği’nin Türkiye’de bir mülteci kampı kurması fikrini ortaya attı.

Neyse ki Başbakan Angela Merkel, bu öneriyi düzeltti ve Türkiye’nin Suriyeli mülteciler üzerine tutumunu överek işbirliği gerektiğini söyledi.

BM Kalkınma Programı Başkanı Helen Clark geçenlerde Türkiye’nin Suriye sınırındaki mülteci kamplarını dünya çapında “en iyi örnek” gördüğünü söylemişti.

Zengin Avrupa ülkeleri mülteci kotalarını binlere, bilemediniz on binlere çıkarmayı tartışırken, 2 milyona yakın Suriyeli mülteci Türkiye’de barınıyor.

***

Tabii konu ne Türkiye’yle, ne Suriye’yle sınırlı…

Mesela yenilerde çıkan bir Amerikan raporuna göre Türkiye, Irak, İran, Pakistan, Bangladeş, Yemen, hatta Somali’den Avrupa’ya uzanan en önemli kaçış rotası üzerinde.

Avrupa’ya hücumun diğer iki önemli köprüsü ise Afrika kıtasına en yakın coğrafi konumlarda bulunan İtalya ve İspanya.

***

Oradaki sorun, daha çok Afrika’nın batısından ve kuzeyinden gelen göçle alakalı.

Libya, Mali, Nijerya, Çad ve diğer bölgelerdeki iç savaşlar, diktatörlükler, terör hareketleri, onunla birlikte artan adaletsizlik, işsizlik, altyapının çökmesi ve umutsuzluk insanları canından bezdiriyor.

Akdeniz’de batan döküntü kaçak teknelerinde boğulan insanların, geri çevrilenlerin, gittikleri ülkelerde kamplarda bir ömür geçirmek zorunda kalanların haberlerine karşın, her şeylerini satıp savıp kendilerine bir gelecek arayışıyla kapağı Avrupa’ya atmaya çalışıyorlar.

***

Ve bu daha yeni başlıyor.

Çünkü daha önce El Kaide, şimdilerde IŞİD örneğinde gördüğümüz yeni nesil terör örgütleri mevcut sınırları, orduları, egemenlik alanlarını geçersiz kılma hedefiyle birer yıkım mıknatısı gibi en aşırı unsurları kendisine çekerek büyüyor.

Onlar büyüdükçe daha çok insan umudunu Avrupa’ya bağlayarak yola koyuluyor.

***

O nedenle, sadece Suriye örneğinde değil, diğer savaş alanlarında da AB kendisine uzak coğrafyalarda olanları, Türkiye gibi o bölgelere komşu müttefiklerinin üzerine yıkmaya çalışmak yerine, elini taşın altına koymak, sorunu kaynağında çözüm gayretine katılmak zorunda.

Aksi halde en beklemediği anda sorunu kapısında bulabilir ve bazen çok geç kalmış olduğunu da fark edebilir.

O masumun fotoğrafına bakamıyoruz ama altında böyle bir buz dağı olduğunu o fotoğrafa bakmadan belki de tam olarak göremeyeceğiz.