Obama da Papa gibi "soykırım" diyecek mi?

Şöyle de sorabiliriz: Obama'nın Türkiye'yi askeri ve siyasi partner olarak gözden çıkarabilecek bu adımı atmak yerine Erdoğan'dan yeni taleplerde bulunacak olması mı, yoksa tam seçim kampanyası başlarken Ağrı'da neler olduğu mu sizin daha çok ilginizi çekiyor?

Tamam, Papa Francis’in 12 Nisan Pazar ayininde 1915 Ermeni tehciri felaketinin 100’üncü yılını anarken “soykırım” kelimesini kullanması önemsiz bir gelişme değildir.

Gerçi Francis kendisi “soykırım” demektense, seleflerinden John Paul’un 2000 yılında Ermeni Patriği Karekin ile imzaladığı metindeki “yaygın olarak soykırım diye değerlendirilmektedir” ifadesini alıntılamayı tercih etmiştir.

Yani tıpkı ABD Başkanı Barack Obama’nın selefi George Bush’tan alıntı yapıp Ermenice “Meds Yeghern”, “Büyük Felaket” deyimini kullanması, böylece İngilizce soykırım kelimesinin yol açacağı siyasi tahribattan kaçınmasının açtığı yoldan yürümüştür.

***

Francis’in doğrudan soykırım kelimesini kullanmaktan ve Türkiye’yi doğrudan suçlamaktan kaçınacağını aslında Vatikan bir kaç gün önceden sızdırmıştı.

Örneğin Katolik dünyasının seslerinden biri sayılan www.cruxnow.com internet sitesi 9 Nisan’daki yayınında Ermeni piskoposlarla yaptığı bir toplantı ardından Papa’nın dinler arası gerilimi daha da arttırmamak ve özellikle Orta Doğu’da Hıristiyanlara karşı tırmanan şiddeti göze alarak mutedil bir dil kullanmasının beklendiğini duyurmuştu.

Aynı yayında ismi verilmeden Türkiye’nin İslam dünyasının ılımlılaştırılmasında oynayabileceği rolden de söz edildiğini hatırlatalım; Hıristiyanlara karşı saldırı odağı olarak da, yine isim verilmeden El Kaide ve IŞİD ima ediliyor.

***

Tabii Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sergisyan’ın asıl hedefi ABD Başkanı Barack Obama’ya, ama Ermenice değil, İngilizce soykırım dedirtmek; böylece hem ABD bu konuda resmen taraf olacak, hem de tazminat talepleri de gündeme gelebilecek.

Şimdi, Papa’nın bu kadar siyasi mülahazalarla, aslında Ermenilere de tam yaranamayan bu açıklamayı yaptığı ortadayken sizce Obama 24 Nisan’da Türkiye’nin belki İncirlik’i, Malatya radarını, Suriye, Irak, Afganistan’da olduğu kadarıyla bile işbirliğini daha da zora sokacak bir şey yapar mı?

Yoksa Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan yeni siyasi ve askeri taleplerde mi bulunur? Bu İncirlik de olabilir, ne bileyim Rusya konusunda bir adım da. Göreceğiz.

***

Ermeni meselesi Türkiye’nin geçmişindeki vicdani yükten arınması için geride bırakarak geleceğe doğru hızlanması gereken bir kaç konudan birisi, bu bakımdan tabii ki bu tartışma önemli.

Öte yandan Türkiye, Erdoğan haklı, belki de 1950’den bu yana en kritik seçimine yaklaşıyor ve bu seçimin en kritik konusu Kürt meselesi.

Seçim denkleminin HDP’nin barajı aşmasıyla Erdoğan’a süper-başkanlık yolu açılması arasında kurulduğu şu günlerde Ağrı’dan 11 Nisan’da gelen haber herkesin yüreğini ağzına getirmiş durumda.

***

Dün itibarıyla, özellikle Cumhurbaşkanından Başbakanına kadar iktidar cephesiyle HDP arasındaki seçim tartışmasının konusu ve sorusu bu oldu: 11 Şubat’ta Ağrı da neler oldu?

İki gün önce PKK’nın kıdemlilerinden Cemil Bayık’ın “Türkiye’yle savaşmak istemiyoruz, Artık yeter” demesi ardından, üstelik bunu adeta seçim sırasında eylem olursa kendilerinden bilinmemesi tonuyla Almanları şahit tutarak söylemesinden sonra bir baktık Ağrı’daki çatışma ve ölüm haberi geldi.

***

Genelkurmay PKK’nın silahlı adamlarının askerlere saldırdığını söyledi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu işin arkasında PKK’nın seçmen üzerinde oylarını HDP’ye verme baskısı olduğunu, asıl siyaset konuşması gereken Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan önce söyledi.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın “yerleşim alanına silahlı adam sokmak eylemsizlik değildir” açıklamasında haklı bir yan var, ama iki yıldır PKK şehirlerde silahlı dolaşıyordu zaten, bugün olmadı ki.

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’a göreyse, ortada çatışma filan yok, iktidarın çatışma süsü verilmiş operasyonu var.Demirtaş hem CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu, hem de MHP lideri Devlet Bahçeli’yi (bu özellikle yeni ve önemli) birlikte Ağrı’ya gidip ne olduğunu birlikte saptamaya davet etti.

***

Oysa ikisi de AK Parti’nin bu seçimde HDP’yle Kürt oylar üzerinde cepheleşmekte olduğunu anlayıp kendi gündemlerini öne çıkarmak istiyor.

Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ve AK Parti’yi hedef almayıp kendi vaatlerini anlatma sözüyle yaptığı İstanbul, Kartal mitingi, CHP’nin son yıllarda, belki son 15-20 yirmi yıldaki en canlı mitingiydi.

Bahçeli ise zamanında AK Parti’ye kaptırdığı oy tabanının nasıl olsa kendisine döneceğinden emin olarak, HDP karşıtlığı konusunda AK Parti’yle rekabete girmeye niyetli görünmüyor.

***

Ama tekrar soralım: Ağrı’da neler oldu?

Çünkü buna verilecek cevap sadece AK Parti hükümetinin PKK ile Kürt sorununa çözüm diyaloğunun akıbetini değil, seçimlerin güvenli, adil ve serbest olup olmayacağını ve gelecekte nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımızı da belirleyecek.