Obama, Erdoğan'ı tutuyor. Çünkü...

Obama'nın Mısır'da yeni yönetimi benimsemesiyle Erdoğan yönetimine her durumda destek olması arasında ortak nokta var...

Başbakan Tayyip Erdoğan dün Sen Petersburg’da 5-6 Eylül’de yapılacak G-20 zirvesi için Rusya’ya hareket etti. Zirvenin gündemi, istihdam ve şeffaflık çerçevesinde sürdürülebilir büyüme konularını masaya yatırmak; küresel kriz ortamında önemli bir gündem.
Erdoğan’ın bu zirveye dair öncelik ve beklentileri ise farklı. Aslında bundan bir ay kadar önce Dışişleri ve Başbakanlık marifetiyle, özellikle de BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile yüz yüze görüşme yapıp, onlardan Mısır’daki 3 Temmuz darbesine karşı kesin tavır almalarını istemeyi planlıyordu. Şam’da 21 Ağustos’ta yapılan kimyasal silah saldırısı Suriye’yi Erdoğan gündeminin ilk sırasına çekti; Mısır hâlâ önemli ama önceliğin Suriye’de olduğunu dün Esenboğa’da söyledi.

Zaten Erdoğan Sen Petersburg zirvesinde de çok kalamayacak; 2020 Olimpiyat Oyunları’na aday olan İstanbul’un durumunun kesinleşeceği toplantıya katılmak üzere Arjantin’e uçacak.

Erdoğan, Rusya’da özellikle ABD Başkanı Barack Obama ile (ve tabii ev sahibi Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile) özel bir görüşme yapmak, Mısır’daki darbe yönetiminden desteğini çekmeye, Suriye’de bir an önce harekete geçmeye çağırmak istiyordu. Obama, Rusya’dan sığınma isteyen eski istihbarat görevlisi Edward Snowden yüzünden Putin ile münakaşa etmiş, ikili görüşmeyi reddetmişti. Sen Petersburg ziyareti araya sıkıştırılmıştı ve açıklanan ikili görüşme programında Erdoğan yoktu. ABD Başkanı yalnızca Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande ile görüşecekti.

Erdoğan giderayak yine de görüşmeyi umduğunu söyledi; konferans salonunda ayaküstü ya da bir köşeye çekilerek yapılan görüşmelerin diplomaside yeri vardır ancak bunlardan stratejik karar değişiklikleri beklemek doğru olmaz.
Yine de Erdoğan’ın Obama gözündeki şahsi itibarını yabana atmamak lazım. Amerikalı kaynaklara göre, son zamanlarda bölge ülkelerinin ciddi kısmıyla arası bozulan ve içeride (Gezi türünden) demokratik hak ihlali suçlamalarına maruz kalan Erdoğan’a ABD yönetimi içinde neredeyse tek sahip çıkanın Obama olduğu anlaşılıyor. Obama, dünyada en yakın çalıştığı liderler arasında Erdoğan’ı ismen anmış bir lider. Bakarsınız görüşme olur ve Erdoğan Suriye ve Mısır konusundaki görüşlerini bir kez daha anlatabilir, 16 Mayıs’ta Vaşington’daki görüşmede yaptığı gibi Obama’ya ‘tarihi görevini’ hatırlatabilir.
Erdoğan’ın Mısır ve Suriye konusunda ABD’nin tutumunu, dün kendi ifadesiyle ‘anlamakta zorlanmasına’ gelince… İş aslında o kadar karmaşık değil.

Mısır’ın Arap siyasi coğrafyasının en önemli ülkelerinden biri olması, İsrail’le barış anlaşması imzalaması gibi unsurlar bir yana, Mısır stratejik olarak çok önemli bir konumda; tek başına Süveyş Kanalı dahi bunu anlamaya yeter. Amerikan donanmasının karargâhı Napoli’deki 6’ncı Filosu Avrupa-Akdeniz sahasından, karargâhı Bahreyn’deki 5’inci Filosu da Basra Körfezi, Hint Okyanusu, Doğu Afrika sahili ve Arap Yarımadası’ndan sorumlu. Bunlara bağlı gemiler Süveyş Kanalı’nı vızır vızır kullanıyor. Hal böyle iken ABD’nin Mısır’da Muhammed Mursi’yi deviren darbecilerin işbaşına getirdiği Adli Mansur yönetimini reddetme, yok sayma, tavır alma gibi bir niyeti yok.
Ayrıca Mısır dünyanın bu bölgesinde, bu kadar önemli yer tutan ülkeler arasında ABD hava kuvvetlerinin çok kısa ön bildirim süreleriyle hava sahasını, alanlarını kullanma izni alabildiği birkaç ülke arasında.
İsrail de öyle, Ürdün de öyle ve Türkiye de öyle.

Türkiye’nin sanayileşmiş pazar ekonomisine sahip çok partili bir demokrasi olması, NATO üyeliği ve AB üye adaylığı gibi özellikler önemli ama bir de coğrafyasından kaynaklanan stratejik önemi var. Asırlardır Batı’nın Rusya’ya karşı Akdeniz’e inme tıkacı olan İstanbul ve Çanakkale boğazlarının yanı sıra, ABD’nin dünya çapında 4 büyük ana harekât üssünden biri saydığı, tek başına Karadeniz, Hazar, Doğu Akdeniz ve Süveyş’i kontrol edebilen İncirlik Üssü var.
Bu bölgelerde dünya petrol ve gazının yüzde 70 gibi bir bölümü üretiliyor.
Buna ek olarak Erdoğan geçen yıl Obama’nın talebiyle, Rusya ve İran’ın sıkıntı beyanlarına rağmen Füze Kalkanı erken uyarı radarlarının Türkiye’de konuşlanmasını onayladı.
Uzatmayalım… Obama’nın Mısır’da Muhammed Mursi’yi deviren darbecilerin işbaşına getirdiği Adli Mansur yönetimini reddetme, yok saymaya yanaşmamasıyla Türkiye’de Erdoğan yönetimine her durumda destek olması arasında bir ortak nokta var; o da ABD’nin ekonomik çıkarlarından bağımsız olmayan askeri çıkarları.
Erdoğan bu desteğin kıymetini biliyor. İsrail konusundaki son çıkışa karşın Ankara’nın işi uzatmaması, alttan alması bunu gösteriyor zaten. Ama bu destek Obama’nın Mısır ve Suriye konusunda Erdoğan’ın siyasetini onaylaması anlamına da gelmiyor.
Malum, ülkelerin ezeli düşmanlıkları, ebedi dostlukları değil, çıkarları vardır. Meraklısı için, bu sözü ilk söyleyen de İngiliz Başbakanı Winston Churchill değil, daha önce yaşamış bir başka İngiliz Başbakanı John Palmerstone’dur ve şu tesadüfe bakın ki yine Türk-Rus meseleleri üzerine söylenmiştir.