Obama'nın Afganistan/Ermeni soykırımı denklemi

Türkiye Afganistan'a muharip asker gönderirse, bu Obama'nın, Ermeni soykırımı konusunda seçmene verdiği sözleri tutmamasını mazur gösterir mi?

VAŞİNGTON - ABD Başkanı Barack Obama’nın ilk dünya turuna tek ülke durağı olarak Türkiye’yi dahil etmesinin önemini anlatmak için şu örneği verelim: Obama, küresel kriz karşısında yeni bir dünya ekonomisi kurulması için G-20 toplantısına katılmak üzere bulunduğu Londra’da az sayıda liderle ikili görüşme yaptı Bunlar arasında Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Çin Cumhurbaşkanı Hu Jianto da vardı.
Obama, Medvedev’e temmuz ayında stratejik silahların azaltılması anlaşmasını yenilemek üzere temmuz’da Moskova’ya geleceği sözünü verdi. Çin liderine ise mutlaka bu yıl sonuna dek Pekin’de olacağını söyledi. Amerikan basınına da Çin ziyaretini Başkanın çok sıkışık seyahat programına sığdırmanın hiç de kolay olmayacağı sızdırıldı.
Morton Abramowitz, 1989’da Ankara’da büyükelçi olarak göreve başladığı yıl, bir Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı Ankara’ya getirmek için Vaşington’la ne kavgalar ettiğini hatırlıyor. O kadar geriye gitmeye gerek yok. George Bush yönetimi Irak’ın işgali için Türkiye topraklarını kullanma izni isterken bile Ankara’ya bir bakanını göndermedi; Dışişleri ve Savunma bakan yardımcıları ile yetindi. ABD ile sancılı dönemin büyükelçilerinden Eric Edelman o dönem Vaşington’un Türkiye ile krizi iyi yönetememiş, sonuç alamamış ve Irak hedeflerini yerine getirememiş olmasında bu muhataplık sorununun da payı olduğunu kabul ediyor.

Türkiye’nin yeri Avrupa ama
Şimdi, ilk Avrupa turunda Türkiye’ye gelen Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ardından ilk dünya turunda kendisi Türkiye’ye gelen bir ABD Başkanı Barack Obama.
Birkaç gündür bunun nedenleri konusunda yazdıklarımıza (Bakınız; 31 Mart, 1 Nisan 2009 Radikal) belki önemli bir ayrıntıyı daha eklemek gerekiyor: Obama, yalnızca tıpkı Avrupa ile olduğu gibi Türkiye ile de yeni bir sayfa açmak istediğini göstermekle kalmıyor. Aynı zamanda herkese ve başta Avrupalılara, Türkiye’nin yerini Avrupa’da gördüğünü ve görmek istediğini de vurgulamış oluyor.
Oluyor ama, bu kadar yolu da sırf  bir güzellik yapmak için boşuna gelmiyor herhalde.
Yeni Amerikan yönetimi kendi gündemindeki pek çok işi Türkiye ile birlikte yapmak istiyor.
ABD dış politikasının bugün karşı karşıya kaldığı (belki Meksika, Latin Amerika ve Pasifik bölgesi dışında kalan) dış politika ve güvenlik sorunlarının hemen tamamı bir şekilde ya Türkiye’yi de ilgilendiriyor, ya Türkiye’nin de sorunu, ya da Türkiye’nin katkısı olursa çözümü kolaylaşacak.
İşin ilginç yanı, bunlardan Balkanlar ve Türkiye’nin (Kıbrıs dâhil) kendi Avrupa Birliği üyeliği dışında kalanlar Avrupa coğrafyasıyla ilgili değil; Kafkasya, geniş anlamıyla Ortadoğu ve Asya coğrafyasında.

Sorunların çoğu Avrasya’da
Bunların başında Afganistan geliyor. Aslında Obama’nın Richard Holbrook’u her iki ülkeye tek özel temsilci olarak atamasından bu yana Afganistan ve Pakistan’a aynı sorun gözüyle bakılıyor. Vaşington’da buna bir isim bile takılmış: AFPAK deniyor.
Obama’nın G-20’den sonraki durağı olan Strasbourg’daki NATO toplantısının ana konularından birisi, belki birincisi bu. Yeni NATO Genel Sekreteri’nin seçilmesi bile aslında bu konuya takıldı. Türkiye, Danimarkalı Fogh Rasmussen’in başbakanlığı döneminde Hazreti Muhammed karikatürleri hadisesi karşısındaki tutumu nedeniyle Rasmussen’in NATO’nun başına geçmesinin bütün Müslüman nüfuslu ülkelerde ama en çok da Afganistan’da tepkiye yol açacağını, hiçbir yarar sağlamayacağını öne sürüyor. Bu konuda yalnız da değil. NATO ise üyelerinden Afganistan için daha çok asker, özellikle muharip birlik istiyor; tabii Türkiye bu talebin dışında değil.
Ankara daha önce defalarca, kendisi PKK ile bir terörle mücadele içindeyken Afganistan’a muharip birlik göndermek istemediğini bildirmişti
Ancak Ankara, Afganistan’daki askeri varlığı artırmaya, asker ve polis eğitimini üstlenmeye hazır olduğunu her fırsatta söylüyor. Tıpkı Irak’a olduğu gibi, Türk asker ve polislerin ay yıldızlı omuz kokartları diğer ülke birlikleri tarafından alınıp, Afgan halkının saygı göstereceği inancıyla koruma amaçlı kullanılıyor.
Irak, tabii ki Türkiye’nin desteğinin önem taşıdığı bir başka konu. İran bir başka konu. İsrail Suriye görüşmeleri, Filistinli gruplarla temas, Gürcistan-Rusya, enerji sorunları hep Türkiye’nin katkısının işi kolaylaştıracağı konular.
Ama Türkiye’nin bir de yumuşak karnı var; Ermeni meselesi. Ermeni meselesinin ise iki boyutu bulunuyor: 1- Ermenistan’la ilişkiler, 2- ABD’deki Ermeni soykırımı yasa tasarısı.
Birinci boyutta, Ermenistan’la sınırların açılması ve diplomatik ilişki kurulması konuları öne çıkıyor. Burada Ermenistan işgalindeki Azeri topraklarının durumu ve Türkiye’yi 1918-20 dönemindeki gibi Azerilere ihanetle suçlayacak kadar bu işten alınan Azerileri küstürmeme sorunu var.
İkinci boyut ise çok daha akut önemde. Obama, seçim kampanyası boyunca iki kez iktidara geldiği takdirde 24 Nisan’ın Ermeni soykırımı günü olarak anılmasını sağlayacak yasayı çıkarma sözü verdi. Yazın yenilen hurmanın hatırlanacağı gün yaklaşıyor. Kongre’ye soykırım tasarısı sunanların yanında, örneğin 1 Nisan’da Türk Grubu Başkanı (Demokrat) Robert Wexler’in girişimiyle 29 Kongre üyesi Obama’ya mektup yazarak  tersi tutum aldılar. Bunu yaparken de ‘tanıma’ demediler, ama Türkiye’nin ABD çıkarları için ne kadar önemli olduğunu ve neler yapmış olup, daha neler yapabileceğini anlattılar. Anlattıkları içinde AFPAK konusu yer tutuyor.
Tabii, 24 Nisan’da yasa geçmese bile Başkan’dan beklenen bir konuşma var. Ermeni ve Yunan lobisi, hiç değilse o konuşmada soykırım sözcüğünü kullanmasını istiyor.  Obama bir yandan Türkiye’yi kaybetmemek, kazanmak istiyor, Vaşington’un ufkunda Ankara’yı yükseltiyor, diğer yandan da seçmenine verdiği sözleri tutamayacak olmanın sıkıntısını çekiyor.
Vaşington’da öyle bir hava var: Türkiye, PKK ile mücadelede ABD’nin verdiği katkıya takdirini göstermek için ve danışma maksadıyla Afganistan’a bir kısmı muharip olmak üzere daha fazla askeri varlık göndereceğini açıklayabilir. Bu da Başkan Obama’ya Ermeni soykırımı tasarısı konusunda sözünü tutmadığı için saldırma ihtimali bulunan muhaliflerine karşı koruma sağlar, koz verir. Belki bu arada ABD de Ankara’yı, Başbakan Tayip Erdoğan’ın elini rahatlatmak üzere PKK konusunda yeni adımların atılmasını sağlar.
Tabii bunları Ermeni soykırımı konusunu yıl da öteleme karşılığında Afganistan’a muharip birlik gönderme pazarlığı olarak algılamak, belki işin kolayına kaçmak olur. Bu gibi işler ‘sen şöyle yaparsan, ben de böyle yaparım’ diye olmuyor çünkü; diplomatlar bunun için var.
Ama bu konu gündemde ve bugünden nisan sonuna dek olacak gelişmeleri dikkatle izlemek gerekiyor.