Obama'nın İran-Küba hamlesi ve Türkiye-ABD ilişkileri

İran'ın ABD'nin düşmanı olmaktan çıkması, yaptırımların kalkması nedeniyle Türkiye'nin ticaretini bir nebze rahatlatır ama siyaseten artık ABD'nin bölgede bir müstakbel seçeneği daha ortaya çıkmış demektir.

ABD Başkanı Barack Obama, Nisan başında bir hafta içinde dış politikasındaki iki önemli konuyu birden sorun olmaktan çıkarma yönünde ciddi aşama kaydetti.

İran nükleer programı üzerinde 4 Nisan'da İsviçre'de ilkesel anlaşmaya varılması ardından 11 Nisan'da Panama'daki Amerikan devletleri zirvesinde Küba Cumhurbaşkanı Raul Castro ile el sıkıştı.

Bir gün sonra, 12 Nisan'da da 2016 seçimleri için Demokrat Parti adına başkan adaylığını açıklayan eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a tam destek verdi.

***

Obama nasıl ABD'nin ilk Afrika kökenli başkanı olduysa, seçilmesi halinde Clinton da ilk kadın başkanı olacak.

Olamaz ise, Cumhuriyetçiler kazanırsa, ABD'nin bir kaç yıldır Obama tarafından uykuya yatırılan bildik müdahaleci, eli tetikte siyasetinin daha da şiddetle geri gelme ihtimali var.

Ama Clinton kazanırsa, yeni bir strateji izlenmeye başlayacağının bütün işaretlerini veriyor Obama; yeni olan her şey iyi değildir, o ayrı, ama bugünkü gibi olmayacağı kesin.

***

Obama Iran ve Küba adımları üzerine 5 Nisan'da New York Times gazetesinde yayınlanan Thomas Friedman ile mülakatında yaptıklarının belli bir doktrin çerçevesine oturduğunu söyledi. Bu, "Anlaşmaya çalışırız, ama olmama ihtimali karşısında hazırlıklı oluruz" diye özetlenebilir.

Örnek de veriyor ne demek istediğine dair. İran'ın savunma bütçesi 30 milyar dolar, ABD'ninki 600 milyar dolar diye başlıyor. Ülkesinin ekonomik, teknolojik ve askeri üstünlüğünü vurguluyor ve "İran bize saldıramaz" diyor; "İsrail'e de saldıramaz, arkasında bizim bulunduğumuzu biliyor."

Öyleyse aslında olmayan bir tehdit için para, enerji ve zaman harcamak yerine Soğuk Savaş'tan kalma düşmanlıkları dostluğa çevirmek, yani barışmak daha kolay ve ucuz demek istiyor; tabii barışta can kaybı da yok.

***

Obama 2012'de ikinci defa seçilmesi ardından bu adımları atmaya başladı. Özellikle İran'a elini uzatırken ABD'nin Ortadoğu siyaseti üzerindeki İsrail ipoteğinden kurtulmak istediği belliydi.

Cumhuriyetçilerin Binyamin Netanyahu'yu bütün saldırganlığıyla onu kendi evinde zor durumda için bu kadar ileri gideceklerini belki tahmin etmemişti ama neticede verdiği mesaj, İsrail'i İran'a değil gerekirse Netanyahu'ya karşı bile koruyacağı mesajıdır.

İsrail'in mevcut yönetimi ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesini önlemek için onun başını olabildiğince çok belaya sokmak istemektedir; artık ABD'nin sıtkını sıyırmış durumdadır.

***

Oysa ABD'nin kendi gücü karşısında bazı meseleleri artık uğraşmaya değmez görmesi, alışveriş listesinden çıkarmak istemesi ardında başka nedenler var. Şöyle sıralayabiliriz:

- ABD (Kanada ile verimli ortaklığının da sayesinde) artık Ortadoğu ve Latin Amerika enerji kaynaklarına bağımlı değil.

- Artık güç ve dikkatini Atlantik, yani Avrupa ve Ortadoğu'dan Pasifik, yani Çin ve Rusya'ya çevirmek istiyor. Hem Atlantik, hem Pasifik denklemindeki ortak rakip hâlâ Rusya'dır.

- İran belki o kadar değil, ama Küba'nın düşman görülmekten çıkması, giderek Amerikan seçimlerinin asli belirleyenlerinden olmaya başlayan İspanyol asıllı oyları Demokratlara yöneltebilir. Ayrıca yeni pazarlar açar. Yani hamlelerin iç politika boyutu vardır.

***

Bu gelişmelerin şu anda ABD ile ciddi bir Ukrayna krizi içinde olan Rusya'yı memnun ettiğini düşünmek mümkün değildir.

***

Bu gelişmeler Türk dış politikasını, özellikle de ABD ile ilişkiler bakımından etkileyecektir.

Konunun tarihi boyutunu unutmamak lazım. Soğuk Savaşı başlatan 1962 Füzeler Krizinde Washington ile Moskova arasındaki pazarlık, hatırlayalım, Küba'dai Sovyet ve Türkiye'deki Amerikan füzeleri üzerinden yapıldı ve sonunda ikisi de söküldü.

Yine unutmayalım, 1979 İran İslam Devrimi'ne kadar, ABD'nin Ortadoğu'daki en yakın askeri ve siyasi müttefikleri Türkiye, İsrail ve İran idi.

***

O tablo 1979'da Sovyet işgali ile Afganistan ve İslam Devrimi ile İran'ın ABD'nin Sovyetleri Müslüman halklarla kuşatma denkleminden düşmesiyle bozuldu.

NATO'nun güneydoğu kanadında (1974 Kıbrıs'tan bu yana Yunanistan'ın askeri kanattan çekilmesi nedeniyle) Türkiye ABD'nin gözünde tek başına önem kazandı.

Bu önem Türk halkına 1980 darbesinin ABD tarfaından desteklenmesi ve İslamcı siyasetin askerler eliyle teşvik edilmesi olarak yansıdı; darbe rejiminin aldığı ilk karar da Yunanistan'ın NATO askeri kanadına dönüşüne  izin vermek oldu.

***

Şimdi İran ile yumuşama söz konusu ama, İran hâlâ Kuzey Kore ve Suriye ile birlikte ABD'nin Şer Ekseni listesinde.

O liste değişecek mi? Değişirse, İran ile birlikte mesela Suriye'de listeden çıkarılır mı. Kore zaten hem Çin, hem Rusya bağlantılı bir Pasifik sorunudur.

İran'ın ABD'nin (henüz dostu olması demiyoruz ama) düşmanı olmaktan çıkması, yaptırımların kalkması nedeniyle Türkiye'nin ticaretini bir nebze rahatlatır ama siyaseten artık ABD'nin bölgede bir müstakbel seçeneği daha ortaya çıkmış demektir.

***

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Obama ile ilişkileri hiç parlak değildir. Obama, Erdoğan'ı ancak güvenlik konularında bir şey talep etmek istediğinde aramaktadır.

Başbakan Ahmet Davutoğlu ve AK Parti hükümeti seçim ortamında bütün bu gelişmelere bakıyor, bakıyorsa görüyor mudur?

Ama görünen, Türkiye'nin dış politikasında ciddi bir revizyonun gerektiğidir. Sadece Suriye-Irak-İran değil, ama mesela Rusya-Ukrayna'yı da kapsayacak bir revizyon, Türkiye'nin ABD ve AB ile ilişkilerini yeniden olması gerektiği yola sevk edebilir.