Obama'yı ?one minute' mi getiriyor?

*Türkiye'nin Obama'nın ilk denizaşırı turuna dahil edilen tek ülke olmasında Erdoğan'ın Davos çıkışı rol oynadı mı? ABD başkentinde aldığımız izlenime göre, ?evet', oynadı</br> *Erdoğan'ın Davos'taki ?one minute' tepkisi Vaşington'da ?Türkiye'yi kaybedebiliriz' yolunda istihbarat tahlillerine neden olmuş. Konu Ulusal Güvenlik Konseyi'ne gelmiş
Obama'yı ?one minute' mi getiriyor?

ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama, eşi Michelle Obama’yla birlikte 5 Nisan’da Türkiye’ye geliyor. Obama’nın ziyareti iki gün sürecek.

VAŞİNGTON - ABD Başkanı Barack Obama’nın seçildikten sonra (Kanada’ya gidişini saymazsak) ilk dünyaya açılışında ikili ziyaret olarak yalnızca Türkiye’yi almasında Başbakan Tayip Erdoğan’ın Davos’taki ‘One minute-Bir dakika’ çıkışı rol oynadı mı?
ABD başkentinde aldığımız izlenime göre, ‘Evet’, oynadı.
Uluslararası ilişkileri ve alınan stratejik kararları tek bir gelişmeyle izah etmek doğru olmaz, ama şöyle izah ediliyor bu durum:
Dün Obama’nın Türkiye’ye gidişi kararını Dışişleri Bakanı Hillary Clinton yurtdışındayken aldığını aktarmıştık. Clionton’ın Avrupa’ya düzenlediği ilk turda uluslararası (AB, NATO gibi) niteliği olmayan, ikili düzeyde ziyaret ettiği iki ülkenin yalnızca İsrail ve Türkiye olması rastlantı değildi elbette.
Ama şu da bir gerçek ki, Clinton, ABD Kongresi’ndeki dengelerden kaynaklanan sorunlarla henüz Dışişleri ekibini resmen göreve başlatabilmiş değil. Amerikan Dışişleri’nin Avrupa işlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı, ki sistemde üç numara sayılıyor, Dan Fried, Bush-Rice döneminden kalma bir isim. Tam güvenilmiyor, örneğin Obama’nın (ve Türkiye’den Abdullah Gül’ün) katılacağı Strasbourg’taki NATO 60’ıncı yıl zirvesi ekibine alınıp alınmayacağı birle belli değil.

Vaşington’da yeni ekip
Obama-Clinton ekibinin stratejik önemdeki Avrupa sorumlusu, Philip Gordon olacak. Bill Clinton döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Avrupa İşleri Müdürü olarak görev yapan Gordon, o tarihten bu yapa itibarlı düşünce kuruluşu (ya da doğrusu fikir deposu) Brookings Institution’da Avrupa ve güvenlik araştırmaları yapıyordu.
Türk Amerikan ilişkilerinin (önce 1 Mart Irak tezkeresi, sonra 4 Temmuz Süleymaniye skandalı nedeniyle) dibe vurduğu Ağustos 2003’te bile ‘Amerika’nın Türkiye ile ortaklığı hâlâ değerlidir’ diye yayın yapabilen Gordon’un son yaptığı yayınların ve kitapların bir kısmı da Türkiye üzerine. Bunların sonuncusu, Ekim 2008’deki ‘Türkiye’yi Kazanmak: Amerika, Avrupa ve Türkiye, Sönmekte Olan bir Ortaklığı Nasıl Canlandırabilir?’ başlıklı çalışmasıydı.
Zaten bu yüzden hem Yunan, hem de Ermeni lobileri laik-Musevi Gordon’a karşı durdu ve ‘Soykırım’ demediği için onaylanmasını geciktirdi. Bu sorun en büyük itirazın sahibi New Jersey Senatörü Robert Menendez’in ‘çekimser’ kalmasının sağlanmasıyla kısmen aşılsa da henüz atama onaylanmadı.
Ama Gordon yeni yönetimin kararlarının belirlenmesinde fiilen etkili bir isim.

Gordon ve Sherwood
Gordon’un eskiden oturduğu Ulusal Güvenlik Konseyi Avrupa koltuğunda şu anda Elizabeth Sherwood-Randall oturuyor. Vaşington ahalisinden Gordon nasıl seçim kampanyasında Obama’nın dış politika ekibinin sağlam üyesi idiyse, Nev York ahalisinden (etkin fikir deposu Council on Foreign Relations-Dış Politika Konseyi bünyesindeki) Sherwood da Hillary Clinton’ın yakın ekibindendi. Sherwood’un son beş yayınından üçü doğrudan, (askeri alandaki) ikisi dolaylı olarak Türkiye üzerine olmuş.
Sherwood 2006’da yayınladığı ‘ABD ve Türkiye: Çatlamış Bir İttifakı Yeniden İnşa Etmek’ başlıklı araştırmasında ilişkilerin tamiri ve canlandırılması için ABD’nin yapması gereken üç şeyden söz etmiş: 1- Türkiye’nin Irak’taki PKK varlığına ilişin endişeleri giderilmeli, 2- Türkiye’nin Ortadoğu’ya değil Avrupa’ya yakın durması için AB üyeliği desteklenmeli; Kıbrıs ve Ermenistan konularının engel olmaması için çalışılmalı, 3- Hükümetler arasında yüksek düzeyli ve sürekli danışma mekanizması kurulmalı.
Sherwood 2007’de yazdığı ‘Türkiye’ye Eğilmek’ başlıklı çalışmasında ise Irak hadisesini kast ederek şunları söylemiş: “Hiçbir ilişki ABD ile Türkiye arasındaki ittifakın gördüğü kadar kısa sürede bu kadar kötü hasar almamıştır ve hiçbir ilişki bu kadar bir an önce onarılma ihtiyacında değildir.  ABD’nin katılımcı duruşu (Bush döneminde-MY) Avrupa çapında gerilese de, Türkiye stratejik olarak risk oluşturan tek NATO üyesidir.”
Bunları neden aktarıyorum? Şundan: Obama’nın karar mekanizmalarında Avrupa stratejisini belirleyecek düzeyde yüksek bürokrat da, akademik kökleri itibarıyla da Türkiye’nin önemini ve Türkiye’yi kaybetmenin ABD’ye nelere mal olabileceğini belki en iyi bilen isimler arasında.

Jones, Jeffrey, Holbrooke
Bu isimlerin üzerine Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones’un da Türkiye’yi çok yakından tanıyan bir isim olduğunu eklememiz gerekiyor. Emekli Orgeneral Jones, uzun yıllar boyunca NATO komutanı ve ABD Avrupa Kuvvetleri (EUCOM) komutanı olarak Türkiye ile yakın çalışma içinde olmuştur. (Hatırlayalım, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, İkinci Ergenekon iddianamesine göre, Irak’a asker göndermeme kararını Jones’a bildirmeden önce kuvvet komutanlarını aradığında onların birlikte ve tertip içinde olduklarını fark etmişti. Bakınız; Radikal, 28 Mart 2009)  Meclis’in 1 Mart kararı nedeniyle Türkiye’ye karşı tutum alan ABD Merkez komutanlık (CENTCOM) karşısında Türkiye’yi ittifak içinde tutma mücadelesi veren bir isim olarak biliniyor.
Türkiye’nin PKK ile mücadelesine katkı vermeye karar veren (ki orada da yeni bilgiler var, ileriki yazılarda gelecek) Bush ekibinden Obama ekibine devrolunan Savunma Balanı (eski CIA Başkanı) Robert Gates ve (o zaman Başkan Bush’un Irak-Afganistan-terörizm danışmanı iken) şimdi Ankara Büyükelçisi James Jeffrey de dahil edildiğinde resim tamamlanıyor.
Obama, bu ekibin telkinleriyle Türkiye’nin önemini idrak etmiş bulunuyor. Zaten bu gezinin şimdi gerçekleşmesinde Afganistan Pakistan Özel Temsilcisi Richard Holbrooke’un Türkiye’ye verdiği özel önemin etkisi büyük. Bu idrak, Ermeni soykırımı karar tasarısı konusunda seçilmeden önce verdiği sözlerden caymamasını nasıl sağlayacak?  Bu zor bir soru, yanıtını birlikte bulmaya çalışacağız.

Kazanmaktan önce kaybetmemek
Ama Obama, Türkiye’yi kazanmanın, daha önemlisi kaybetmemenin önemini kavramış görünüyor. Ankara ziyaretinde Meclis’te grubu olan siyasi parti liderlerini birlikte görmesini öngören protokol hatasından dönüp, Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın odasında CHP lideri Deniz Baykal, MHP lideri Devlet Bahçeli ve DTP lideri Ahmet Türk ile ayrı ayrı görüşme düzeltmesini yapması bile ‘Türkiye’yi kaybetmeme, kazanmaya çalışma’ bakışına uygun.
Kaybedilmek istenmeyen Türkiye, unutmayalım ki dün dünyada pek az ülkenin yapabileceği bir işi gerçekleştirerek Afganistan ve Pakistan devlet Başkanlarını üçüncü kez bir araya getirdi. Unutmayalım ki, Amerikalı ve İranlı yetkililer geçen hafta Moskova’da Afganistan üzerine bir araya geldilerse, bu çorbada Türkiye’nin de tuzu vardır (Bakınız ABD Büyükelçisiyle mülakat, Radikal, 12 Mart 2009). Unutmayalım ki, Türkiye-Ermenistan yakınlaşması ve Azerbaycan’ın buna onay vermesi, Rusya’nın Kafkasları (ve önemli enerji yollarını) yeniden egemenliği altına alması ihtimalinin en etkili reçetesidir. Unutmayalım ki, Türkiye’nin Gazze nedeniyle yaşanan derin krize karşı İsrail-Suriye görüşmelerinin sağlanmasında oynadığı rol, Gürcistan ve Lübnan krizlerinin giderilmesine verdiği katkının Obama’nın (Bush’un aksine) katılımcılığı temel alma iddiasındaki dış politikasında yeri vardır.

Ve ‘one minute’ çıkışı
Başbakan Tayip Erdoğan’ın 29 Ocak’ta Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda İsrail Cumhurbaşkan Şimon Peres’e kendisinden fazla söz veren moderatöre bir öfke patlaması içinde ‘one minute-bir dakika’ tepkisini göstererek orayı terk etmesi, edindiğimiz son bilgilere göre, Vaşington’da ‘Türkiye’yi kaybedebiliriz’ yolunda istihbarat tahlillerine neden olmuş. Konu Ulusal Güvenlik Konseyi’ne gelmiş.
Buradan Obama’nın Türkiye’ye gelişini yalnızca Erdoğan’ın ‘one minute’ çıkışına bağlamamız doğru olmaz; anlattığımız gibi Türkiye’nin kıymetini bilen bir ekip var iş başında. Ama Obama’nın Türkiye’yi ziyaret programına almasında, işte bu ‘kaybetmeme, kazanmaya çalışma’ anlayışı içinde ‘one minute’ çıkışının payı olmuş. Devam edeceğiz.