Öcalan, çıtayı neden yükseltti?

Öcalan'ı çıtayı yükseltmeye iten gelişmeler nelerdir? Doğrusu bunu kendisine sormak isterim. Başvurum Adalet Bakanlığı'nda cevap bekliyor.

Evet, BDP heyetinin 15 Eylül’de bu yılın 4 Ocak’ındaki ilk görüşmelerinden sonraki 10’uncu İmralı ziyareti ardından yapılan açıklamalardan yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununda çözüm çıtasını yükselttiğini söylemek mümkün.
Örneğin, Öcalan artık ‘diyalog’ ile yetinmiyor ve ‘sürecin’ devamı için ‘müzakere’ talebinde bulunuyor. Müzakerenin ‘derinleşmesi’ için de belli talepleri var. Artık yalnızca MİT Müsteşarı Hakan Fidan, BDP’liler ve kardeşleriyle değil, sivil toplum örgütleriyle, gazetecilerle de görüşmek istiyor. ‘Yeni bir format’ önemli bir ifadedir; Öcalan koşulların değiştiğine, artık yeni kurallar konulması gerektiğine inanıyor, bunu söylüyor.

Peki, Öcalan’ı 14 yıl küsur yıldır tutulduğu hücresinden yeni format, yeni koşulların getirdiği yeni kurallar istemeye, bu üçüncü tur görüşmelerin başlaması üzerinden bir yıl geçmemiş haldeyken çıtayı yükseltmeye iten gelişmeler nelerdir?

Doğrusu bunu kendisine sormak isterim; pek çok gazeteci gibi benim de görüşme başvurum Adalet Bakanlığı’nda cevap bekliyor.
Ama tabloyu okuyabildiğim kadarıyla Öcalan’ın bakışından nelerin değiştiğini tahlil edebiliriz, yanıtları kendisinden duyana, okuyana kadar.
Birinci sırada, Suriye unsuru bulunuyor. Aslına bakarsanız, geçen yılın sonbahar aylarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı MİT Müsteşarı’nı İmralı’ya göndermeye sevk eden gelişme sadece o sırada Öcalan’ın hapishane koşulları için pek çok hapishanede süren açlık grevleri ve eylemler değildi. Aynı zamanda Suriye’de işlerin Türk dış ve güvenlik politikası bakımından sarpa sarmaya başlamasıydı da. Beşar Esed’in sanıldığı kadar kolay devrilmeyeceği, muhalefetin sanıldığı kadar güçlü ve birlik içinde olmadığı anlaşılmıştı. Müslüman Kardeşler içinden doğan daha keskin bir grubun El Nusra adı altında hızla El Kaide’ye yanaştığı ve dahası, PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin giderek güç kazanıp Türk sınırı boyunca bir kurtarılmış bölge oluşturma yolunda ilerlediği görülüyordu. PKK ile diyaloğun başlamasının bir amacı da Kürt sorununun Türkiye bakımından toprak kavgasına dönmeyecek bir şekilde halline doğru hamle yapmaktı.
Doğrusu PYD ya da PKK ve Kandil dikkatli bir strateji izledi. Suriye iç savaşında ne hükümet birliklerinin ne de isyancı güçlerin yanında yer aldı ve adım adım kendi kontrolü altındaki alanı genişletti.

Ancak Türkiye’deki diyalog süreci geliştikçe Suriye’de çok tuhaf ve Ankara’da çoğu kişinin adını koymaya çekindiği bir tablo ortaya çıktı. NATO üyesi Türkiye, istediği kadar haksız suçlama ve iftiralar sonucu sayılsın, müttefiklerine ve muhalefet partilerine El Nusra’ya, yani El Kaide’ye destek olmadığı, irtibatı olmadığını anlatmaya çalışırken, NATO’nun terör örgütü listesindeki PKK, Suriye’deki El Kaide ile savaşan örgüt konumuna yerleşti. Bunun, PKK’nın uluslararası meşruiyeti açısından anlamı uzun vadede daha bariz anlaşılabilir.

İkinci sırada, PKK’nın ‘süreç’ boyunca fiilen duran güvenlik operasyonlarının getirdiği rahatlık ve hükümetle görüşüyor olmanın getirdiği nispi meşruiyet sonucu hem askeri hem kitlesel açıdan kendisini daha güçlenmiş hissetmesi bulunuyor. Bunu aslında Kandil’den gelen tehdit ve ültimatomlardan, son tarih açıklamalarından da anlıyoruz. Hükümetin PKK’yı geri çekilmeyi tamamlamamakla, PKK’nın da hükümeti yasal paketi bir türlü Meclis’e getirmemekle suçlaması, aslında biraz göstermelik kalan ‘geri çekilmenin’ durdurulmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı.
Üçüncü sırada, Öcalan’ın Erdoğan’ı zayıf noktadan yakaladığını düşünmesi bulunuyor olabilir. PKK daha önce iki tur görüşmenin tam sandık sürecinde (2010 halkoylaması ve 2011 genel seçimleri) sürecinde kesilip sonra operasyonların başlamış olduğunu hep hatırlatıyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın Mart 2014 seçimlerine giden süreçte PKK’nın yeniden eylemlere başlamasından kaygılandığının farkında. Bu kaygıyı silah olarak kullanmak istiyor.

Öcalan’ın çıtayı yükseltiyor olmasının belli başlı nedenleri bunlar gibi görünüyor. Ama dediğim gibi, imkân bulup kendisine sormak, sizlerle paylaşmak isterim.