Öcalan herkesi parmağında oynatıyor

Şöyle düşünmek lazım: Eğer, Ahmat Türk ve etrafındaki birkaç kişinin gayretlerine karşın...

Şöyle düşünmek lazım:
Eğer, Ahmat Türk ve etrafındaki birkaç kişinin gayretlerine karşın, kapatılan DTP içinde kulaklarını Kandil’deki PKK liderliğine veren vekillerin dediği olsa ve Meclis’ten istifa dilekçelerini Diyarbakır kongresinden karar çıktığı 14 Aralık günü Meclis’e sunmuş olsalar ne olacaktı?
Muhtemelen şunlar olacaktı: Avukatları, 16 Aralık’ta İmralı’da müvekkilleri Abdullah Öcalan ile görüşecekler, Öcalan yine onlara ‘İstifa edeceklermiş de hazırlıkları var mıymış?’ diye kinaye ile soracak, ‘Koşullar istifa etmeyi gerektirecek kadar ağır değil, hem erken olur’ diye hüküm verecekti. O zaman istifasını vermiş olan vekillerden kaç tanesi gururuna yediremeyip istifa etme ve sinei millete dönme kararında ısrar edebilecekti?
Örneğin, Emine Ayna ‘Ben kararımı verdim, dağa çıkacağım’ mı diyecekti?
Benim aklıma istifa kararından dönmeyecek nitelikte birkaç isim geliyor, ama onlar da ‘Önderlik’ iradesine karşı çıkmaya cesaret edebilecekler miydi?
Cevabı belli soruları soruyoruz ve aslında Ahmet Türk’e haksızlık ediyoruz.
Yalnızca Ahmet Türk, daha partisi kapatılır kapatılmaz, yani Öcalan avukatlarına kararını açıklamadan önce de Meclis’te kalınmasını -o zaman tek başına- söylediği için değil. Yalnızca, doğu ve güneydoğudaki pek çok kitle örgütünün, batıda solcu ve liberal aydınların vekillerden Meclis’te kalmalarını Öcalan’dan önce talep etmiş oldukları için değil.
Hükümetin Kürt açılımının geldiği aşamada adımlarını atarken Öcalan’ı dikkate alma konusunda en açık sözlü ve dürüst davranan kişinin belki de Ahmet Türk olması nedeniyle de ona haksızlık ediyoruz.
Öcalan niye devam dedi?
Kapatılan DTP’li milletvekilleri ne yapacaklarına karar vermek üzere Diyarbakır’a gittiklerinde zaten PKK’nın süreç üzerindeki ağırlığını artırdığı artık gözle görülebilir olmuştu.
İmralı’dan gelen haberle vekillerin istifadan vazgeçme kararıyla artık Öcalan’ın herkesi parmağında oynatma düzeyine geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Öcalan, belki son 10 yıldır dört duvar arasında, dışarıyla devlet kontrolünde sınırlı kurabildiği irtibata rağmen, hükümete kendi istemediği hiçbir şeyi yaptıramayacak güce kavuştu.
Öcalan bu güce, hükümet onun PKK üzerindeki gücünü anlamak amacıyla ‘dağdan iniş’ sınavını önüne koyması sayesinde ulaştı. Başbakan Tayyip Erdoğan ve ekibi, belki Öcalan ‘dönün’ dedi diye ekim ayında PKK’lılar Irak’tan döndüğünde ‘Öcalan duruma hâkim, istediğimizi yaptırabiliriz’ saptamasında bulundular.
Başbakan Erdoğan’ın ‘Kontrol bizde, gelişleri biz durdurduk, istediğimiz zaman başlatırız’ açıklamaları
yaptı. Açılımın koordinatörü olan İçişleri Bakanı Beşir
Atalay, ‘Bayramdan sonra (bir ay önce) dönüşler yeniden başlıyor’ dedi ve önceliği Mahmur’a verecekleri yolunda ayrıntıya girdi. Öcalan ise ‘Dönüşleri durdurdum’ dedi.
O günden bugüne yeni ‘dönüş’ görülmedi.
Öcalan’ın sorunu Mahmur’dakilerin gelmesi değil ki. Öcalan’ın sorunu İmralı’dan çıkmak, kendince, ‘Barış görüşmelerinde’ muhatap olarak masaya oturmak. Bunun için de Kandil’e ihtiyacı var. Hapishane koşulları zorlaştığında Türkiye’nin dört bir yanını nasıl karıştırıp, koşulları biraz düzeltildiğinde nasıl durdurduğuna hep beraber tanık olmadık mı?
Öcalan Kürt açılımında istemediğini yaptırmama aşamasına geldi. Sırada istediğini yaptırma aşaması mı var?

Davutoğlu yara aldı
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, akademik tutarlılığa sahip bir kişi olarak siyaset dünyasına girdi. Türkiye, kafasında bir dış politika vizyonuyla dışişleri bakanlığını üstlenmiş bir siyasetçi olarak onu kabullendi. Örneğin, Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşmeyen CHP lideri Deniz Baykal, onunla görüştü.
Davutoğlu’nun bu olumlu izlenimi vermesindeki bir etken de onun hakkaniyetli bir tutum sergilemesi. Davutoğlu’nun bazı yaptıklarını doğru bulmayabilirsiniz, ama onu ciddiye alırsınız, vicdanıyla hareket ettiğini düşünürsünüz.
Bu izlenim, son günlerde iki yara aldı. Birincisi, haklarını arayan Tekel işçilerine polisin sert müdahalesinin AB ölçülerine uyup uymadığı sorusuna, ikincisi de Rum Ortodoks Partiği Bartholomeos’un bir Türk vatandaşı olarak inanç özgürlüğü sıkıntısını dile getirişi sorusuna verdiği stardart devletçi yanıtlardı.
Hakkaniyetçi diplomat Davutoğlu görüntüsü, yerini seçimler yaklaştıkça milletvekili adayı Davutoğlu görüntüsüne mi bırakacak?