Öcalan'ın çağrısı ateşkesten çok fazlası

Bir adım ötesinde silah bırakmadan da fazlasıdır. Öcalan'ın yaptığı çağrı, tam olarak PKK'ya silahlı mücadeleye son verme çağrısıdır.

Öncelikle söylemek lazım ki, Nevruz eşiği kazasız belasız aşıldı; bu Türkiye’nin geleceği için bir umut işaretidir.

Uluslararası haber ajansları, belki de beklentilerini o noktaya yoğunlaştırdıkları için, belki Türkiye’deki durumu küçük Latin Amerika örnekleriyle karıştırdıkları için ‘ateşkes’ diye duyurdular Öcalan’ın mektubunu.

Oysa okunan metin ateşkesten çok fazlasıdır. Bir adım ötesinde silah bırakmadan da fazlasıdır. Öcalan’ın yaptığı çağrı, tam olarak PKK’ya silahlı mücadeleye son verme çağrısıdır. “Haykırış bir noktaya ulaşmıştır” ve “Silahlı direniş sürecinden demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor” cümleleri gayet açıktır. Ama bu çerçevede en ilginç olanı “Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun” noktasına geldiğini söylerken bu ifadeyi tırnak içine almasıdır.

Cümle tırnak içine alınmıştır, çünkü ifade Öcalan’a ait değildir; Başbakan Tayyip Erdoğan’a aittir. Yani Öcalan, silahlı mücadeleye son verme niyetini, Erdoğan’ın özellikle son iki senedir her fırsatta, hatta en son salı günkü grup toplantısında sarf ettiği o sloganlaşmış cümleyle ifade etmeyi tercih etmiştir. Bu kamuoyu üzerinden yapılan dolaylı diyalog anlamına da gelir. Önemlidir.

Bir başka önemli ayrıntı, Öcalan’ın ‘Yeni Türkiye, yeni Ortadoğu ve yeni bir gelecek’ çağrısı yaparken ‘Kürdistan’ sözcüğünü kullanmamış olmasıdır. ‘Kürdistan’ sözcüğü mektupta bir kez, o da Anadolu gibi coğrafi bir deyim olarak geçmektedir, siyasi bir varlık olarak değil. Oysa Öcalan, 1978’de PKK’yı kurup, 1984’te, bugüne dek 40 bin cana mal olan gerilla savaşını başlattığında hedefi Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarından oyulup alınmış bir bağımsız Kürdistan kurmaktı. Bu hedef, doğrusu 1999’da bir MİT-CIA operasyonuyla yakalanmadan önce ‘federasyona’, yakalandıktan sonra da ‘Demokratik cumhuriyete’ dönüşmüştü. Şimdi ‘modernist demokrasi’ tanımı çıkıyor ortaya, ama ‘Kürdistan’ ifadesi artık yoktur, bu da Başbakan Erdoğan’ın mektubu ‘olumlu’ bulma nedenlerinden birisi olsa gerek.

Üçüncü önemli ayrıntı, ‘Misak-ı Milli’dir. Öcalan iki kez vurgulamıştır. Misak-ı Milli, bir birlik ifadesidir ama aslında bugünkü Türkiye sınırlarından da fazlasını ifade eder. Nitekim Öcalan, 1926’da eski Musul eyaletinin gittiği anlaşma sonrasında Irak ve Suriye topraklarında kalan Kürt, Türkmen, Arap ve Asurilere değinmiştir. Anlaşılan Öcalan, mevcut sınırların ve koşulların ötesinde tasarımlara devam ediyor, ama yine de dikkatle not etmek gerekiyor.

Şimdi iş hem hükümete hem PKK’ya düşüyor. Militanların silahları nereye, nasıl bırakacaklarından, devamında yargı süreçlerinin nasıl işleyeceğine dek ‘güven arttırıcı önlemler’ gerekecek. Ama önemli psikolojik eşik aşılmıştır, artık iç barış umut etmek daha kolaydır.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim, sonra ayrıntılı yazma sözü veriyorum. Biri oturup Sırrı Süreyya Önder’in hayatını yazsa, onu filme çekse, kimse inanmaz. İnanır mı sizce?