Öcalan'ın 'hayırlara vesile' silahlara veda çağrısı

Nevruz günü Diyarbakır meydanında yapılan çağrının da, iktidar cephesinde ortaya çıkan tuhaflığın da -Öcalan'ın daha önce Erdoğan'dan duymaya alıştığımız ifadesiyle- "hayırlara vesile olmasını" temenni edelim

AK Parti hükümeti daha fazla ne bekliyorsa bilemiyorum, açık konuştuklarında öğreniriz, ama Abdullah Öcalan'ın kurucusu olduğu PKK'yı "Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı kırık yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak" amacıyla kongre toplamaya çağırması bence kendi başına önemli bir gelişmedir.

Aslında Öcalan'ın 2013 Nevruz'unda yine Sırrı Süreyya Önder tarafından Türkçe, Pervin Buldan tarafından Kürtçe okunan mesajını dün okunandan ayıran en önemli cümle, hapisteki liderinin örgütüne yaptığı bu strateji değiştirme çağrısıdır.

Nitekim Öcalan, cümlenim ikinci kısmında örgütünü "silahlı olan" mücadeleyi bırakma kararı talep ettiği kongrede "yeni dönemin ruhuna uygun strateji ve taktikler" belirlemeye de çağırmaktadır.

***

Bu çağrı halen yasa dışı olan PKK'ya, Türkçesiyle söylersek Kürdistan İşçi Partisi'ne yasal siyaset kapıları açacak mıdır?

Mesela 7 Haziran'da kurulacak Meclis olmasa da bir sonraki Meclis'te bir PKK grubu olacak mıdır? Ağırlaştırılmış müebbete çarptırılan Öcalan'ın cezası Cumhurbaşkanı tasarrufuyla ya da Meclis kararıyla affedilecek, Öcalan partisinin başına geçecek midir?

Bu sorular için çok mu erken? Yine de sormak lazım. Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 2012'de Başbakan iken MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a verdiği talimatla başlayan diyalog süreci daha önce akla bile getirilmeyen kapıları şimdiden açmış görünmektedir.

***

Bu noktada bir nefes alıp taşları yerli yerine koyalım.

Birincisi, barış savaştan iyidir.

İkincisi, can korkusu olmadan (ve tok karınla) yapılan siyaset her durumda canını kurtarmak ve karnını doyurmak için yapılan siyasetten daha özgür, daha nitelikli ve halkın daha yararına sonuç verir.

***

Öcalan'ın kırk yıl önce bu güne dek kırk binden fazla can kaybına yol açan silahlı mücadeleye başlattığı yoldaşlarına "Artık anayasal vatandaşlık aşamsına geldik, ulus devlet (yani bağımsız Kürdistan) zaten bu devirde yanlış olur, silahı bırakıp yasal siyasete odaklanalım" mealinde konuşması ümit edelim Türkiye'de demokrasinin, adaletin ve birlik ruhunun güçlenmesine yardımcı olur.

Öcalan'ın Erdoğan'a adeta çiçek atarcasına mesajını "Hayırlara vesile olması" dileğiyle bitirmesi ilginçtir.

Ama burası Türkiye, burası da Orta Doğu; dereyi görmeden paçaları sıvamamakta fayda var.

***

Gerçi bu saatten sonra, örgütün lideri silah bırakın dedikten sonra örgütün çıkıp "hayır, devam edeceğiz" demesi zordur.

Birinci nedeni, PKK'nın liderine rağmen, üç yıldır çatışmasızlığın tadını almış destekçilerine "Çocuklarınızı öldürtmeye, ya da katil etmeye devam edeceğiz" demenin zorluğundan kaynaklanır.

İkincisi, 7 Haziran seçimlerinde adaletsiz yüzde 10 barajını aşmaya çalışan HDP'yi yaralar, Meclis'te yer almak için bağımsız vekiller yöntemine dönmeye, Erdoğan'a süper başkanlık yolunu açacak şekilde AK Parti'ye avantaj verme yorumlarına yol açar.

Ama asıl üçüncüsü, bu karşı çıkış dolaylı olarak "Önderimiz kendi anlaşması için örgütü bıraktı" demek anlamına gelir; o durumda PKK ikiye de değil, Barzani faktörünü de hesaba katınca üçe bölünmesini getirir.

***

Öcalan’ın örgütüne danışmadan bu çağrıyı yapmış olması zayıf bir ihtimal görünüyor.

Bir yandan Erdoğan, diğer yandan hükümet cephesinden son zamanda medyaya verilen "İmralı-Kandil ayrılığı"  kopmuş görünmüyor.

Ama asıl iktidar cephesinden tuhaf işaretler, yanıltıcı olabilir ama çatlama sesleri geliyor gibi.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Öcalan'ın Nevruz açıklamasından iki gün önce, hükümet cephesinden alınan İzleme Grubu haberlerinden memnun olmadığını, yanlış bulduğunu ikan etmesi, buna dün Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından verilen cevap her halde işlerin yolunda olduğunun kanıtı sayılmaz.

Dahası, Arınç yalızca Erdoğan o açıklamayı yapmasa belki Öcalan'ın daha ileri şeyler söylemiş olacağı imasında bulunmakla kalmıyor.

Aynı zamanda Cumhurbaşkanına "sorumluluklarını" hatırlatıyor. Bunun anlamı Anayasa'nın 105'inci Maddesi’ne göre, Cumhurbaşkanının yapacağı işlerden de Bakanlar Kurulu'nun sorumlu olacağını hatırlatmaktır. Yani Arınç bir yerde "Bırak bundan sonrasını biz halledelim, ileride hesabını vermek bize kalabilir" demek istiyor.

***

Tabii artık pek kimsenin bakmadığı başka boyutları da var işin.

Türkiye'ye iç barış gelmesi, demokrasi, adalet ve birliğin durumunun güçlenmesi, her şeyden önemlisi gençlerin çatışmalara kurban gitmemesi çoğunluğun arzusu.

Ama iş bu noktaya geldikten sonra bu iş olmaz ise artık ne "asker yaptırmadı" gerekçesi var ne "MİT sabote etti, yargı çelme taktı" bahanesi elde; "paralel yaptırmadı" demek de bu saatten sonra ne kadar inandırıcı olur bilinmez.

***

Öcalan PKK'ya silah bırakın dedikten sonra bu işin tamamına ermesi sorumluluğu AK Parti iktidarında olacaktır.

Her nimetin bir külfeti var, bu işi tamamına erdirmenin kredisi nasıl AK Partiye gidecekse, olmamasının sorumluluğu da iktidarda, yani Anayasanın 8'inci Maddesi’ne göre "Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'nda" olacaktır.

Nevruz günü Diyarbakır meydanında yapılan çağrının da, iktidar cephesinde ortaya çıkan tuhaflığın da -Öcalan'ın daha önce Erdoğan'dan duymaya alıştığımız ifadesiyle- "hayırlara vesile olmasını" temenni edelim.