Öcalan'ın Paris komplosu kuşkusu

Paris polisi tam 3600 saatlik görüntü izlemiş. Güney, cinayete karışmış ama hâlâ ne işlediği kesin ne de arkasında kim olduğu...
Öcalan'ın Paris komplosu kuşkusu

Yasadışı PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın, 3 örgüt üyesinin 9 Ocak’ta Paris’te öldürülmesinin, hükümetin kendisiyle kurduğu diyalog sürecine müdahale amacı taşıdığı kuşkusunu geçen günlerde İmralı’da kendisiyle görüşen yetkililere ilettiği öğrenildi.

İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey yetkililerden edinilen bilgilere göre, Öcalan bu cinayetlerin diyaloğun devamını istemeyen kesimlerce kendisine verilen bir ‘mesaj’ olduğu kuşkusunu taşıyor ama böyle bir mesajı kimin vermiş olabileceği konusunda merakı devam ediyor. Öcalan, 14 Ocak’ta İmralı’da görüştüğü kardeşi Mehmet Öcalan aracılığıyla aralarında PKK kurucularından Sakine Cansız’ın da bulunduğu 3 PKK’lının öldürülmesi konusunda “Bu katliam bir işarettir” demiş, bir an önce açığa çıkarılmasını istemişti.

Öcalan ile görüşen Türk yetkililer ise PKK liderine bu cinayetin diyalog süreciyle ilgisi olup olmadığı konusunda bir şey söyleyemiyorlar çünkü henüz bu konuda somut bilgiye ulaşılmış değil. Bu konuda bilgi veren Türk ve Fransız kaynakları, Paris savcılığının 21 Ocak’ta cinayetle ilgisini açıklayarak tutukladığı Ömer Güney’in cinayeti işleyen kişi olup olmadığı gibi, arkasında kimlerin olduğunun da henüz net olarak ortaya çıkmadığını söylüyorlar.

Fransız senaryoları

Cinayetlerin soruşturulması konusunda top Fransa’da. Paris polisi ve savcılığı güvenlik kameralarından edinilen toplam 3600 saatlik görüntüyü saniye saniye taramış, olay yeri ekipleri laboratuvar tahlilleri yapmışlar; zaten Güney’in binaya giriş-çıkışları da üzerindeki barut izi de böyle bulunmuş. Kendi üstlerine kalmasını istemedikleri olayın çözümü için büyük çaba harcadıklarını vurgulayan bir Fransız yetkiliye göre, şu ana dek eldeki kanıtlar ışığında Güney’in PKK çevresi içinde olduğu ve cinayete (bizzat kendisinin işlediği henüz kesin olmasa da) karıştığı kesin olarak söylenebiliyor. Bunda Güney’in henüz cinayeti kendisinin işlemiş olduğunu söylememesinin de payı var.

Fransız soruşturmacılara göre cinayetlerin arkasında ne olabileceği ise önem sırasına göre şöyle sıralanıyor:

Para; örgüt içi para trafiğinden doğan anlaşmazlık. Buna göre, Sakine Cansız PKK’nın yılda 10 milyar euroyu geçen Avrupa para trafiğinin içindeydi. Fransa’daki Kürdistan Kültür Merkezi müdavimlerinden olan ve şoförlük/korumalık yaptığı öne sürülen Güney ise para trafiğinin tam içinde olmasa da trafikten haberliydi. Cinayetten bir gün önce Cansız’ın kartıyla 1000 euro gibi örgüt için küçük, Güney için küçük olmayan bir miktarı çektiği ve yakalandığında üzerinden buna yakın bir miktarın çıktığı da yine kayıtlarda.
Kıskançlık. Güney’in bir süredir Roj TV’de çalışan bir kadınla aşk ilişkisi olduğu ve A.A. isimli bu kadınla Cansız’ın arasının iyi olmadığı iddiası Fransız makamlarınca üzerinde durulan ikinci cinayet senaryosu.

Komplo. Düşük ihtimal de olsa üzerinde durulan bir konu ise Güney’in arkasında onu yönlendiren, PKK’ya yerleştiren birilerinin olduğu. Bunun bir ülke gizli servisi mi bir siyasi grup mu (ki burada Türk milliyetçisi örgütlenmeler de hesaba katılıyor) ya da PKK içindeki para trafiğiyle ilgili bir suç örgütü mü olduğu konusu henüz kesinlik kazanmış değil.

Ankara araştırıyor

Fransız makamları daha ilk günlerde cinayetlerin Türk gizli servisi MİT ile alakası üzerinde durmadıklarını açıklamışlardı. Son gelen bilgilere göre MİT yine de kendi araştırmasını yürütmüş. Bir güvenlik kaynağı bunu “Kadronuzda ya da anlaşmalı olmasa da bir elemanın merkeze bildirmediği bir kaynağı olabilir” ihtimali üzerinde dahi durulduğunu ancak MİT’in Güney’le herhangi bir bağlantısı bulunmadığı sonucuna ulaşıldığını anlatıyor.

Aynı kaynak, Güney’in sadece MİT değil ‘dünyadaki hiçbir ciddi istihbarat örgütünün de elemanı olmasına ihtimal vermediğine’ gerekçe olarak Güney’in ‘istikrarsız, dengesiz ve güvenilmez’ bir profil çizdiğini söylüyor. Cinayetin ‘son derece amatörce’ işlenmiş olması da buna kanıt gösteriliyor. Peki, Güney, son derece amatörce süs verilmiş yüksek profesyonellik düzeyinde bir komplonun parçası olabilir mi? Cevap, her şey mümkün, ama bunu gösterecek bir kanıt da yok; Fransızlar ise Güney’in sürekli çelişen ifade verdiğini söylüyor.

Güney’in cinayetten 19 gün önce geldiği Ankara’da kimlerle görüştüğü de araştırılıyor. Ulus’ta bir otelde kalıp Gölbaşı’nda pasaport yenileyen Güney’in, Ankara’daki akrabalarına uğramadığı ancak özellikle Eryaman’daki temaslarının saptanıp araştırıldığı bilgisi var. Henüz teyidi yapılmamış bilgilere göre bunlar arasında PKK ile ilgili kişiler de eski Türk milliyetçisi geçmişiyle ilgili kişiler de bulunuyor.

PKK cephesi boş durmuyor

Peki, Güney’in arkasında bir örgüt olabilir mi? Cevap olabilir, ama henüz o konuda ulaşılmış bir kanıt da yok. Ama bu noktada, önemli konumdaki güvenlik yetkilisinin PKK’nın yayın organı sayılan bir kaynağa dikkat çekmesi... Bu PKK’nın etkisindeki Fırat Haber Ajansı’nın Avrupa’da yayımlanan, yine PKK kontrolündeki Yeni Özgür Politika gazatesindeki bir bilgiye dayanarak yaptığı haber.

28 Ocak tarihli ve Güney’in ‘örgüte devlet sızması’ olduğu yönünde ayrıntıya girilmemiş bir iddianın da bulunduğu haberde asıl ilginç olan, “Fransız polisi ve savcılarının ilgisini çekebilir” notuyla öne sürülen bir isim. En azından Türk istihbaratının ilgisini çektiği anlaşılan bilgiye göre Güney’in kendisi gibi Sivas, Şarkışla doğumlu hemşerisi, eski İstanbul MHP İl Disiplin Kurulu üyesi Adnan Gürbüz’ün cinayetten bir gün önce Paris’e gittiği ve bir gün sonra Calais üzerinden İngiltere’ye çıkış yaptığı yazılıyor. Gürbüz’ün daha önce JİTEM soruşturmasında gözaltına alınmış, ‘uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti gibi işlere bulaşmış’ olduğu da öne sürülüyor.

Moskova cinayeti

Paris cinayetlerinde para ve suç örgütü bağlantısı senaryosunun bir altbaşlığında ise 16 Ocak’ta Moskova’da işlenen bir cinayet bulunuyor. ‘Ded Hasan’ lakabıyla bilinen Kürt-Ezidi kökenli mafya lideri Aslan Usyanov’un PKK’ya silah sağlayan isimlerden birisi olduğu Rus medyasında daha önce çıkmıştı. Türk servislerinin elindeki bilgilere göre Usyanov, aslında PKK’nın ana finansörlerinden biriydi. Bir iddiaya göre, Öcalan 1998’de Türkiye’nin baskısıyla Suriye’den çıkmak zorunda kalınca eski KGB mensubu Rus siyasetçi Vladimir Jirinovski’nin desteğiyle gittiği Rusya’da kısa bir süre Usyanov tarafından ağırlanmıştı. Moskova cinayeti ile Paris cinayetleri arasında bağ olup olmadığı araştırılan konular arasında.

Diyalog sürecini etkiler mi?

Öcalan’ın kuşkusuna rağmen Paris cinayetinin Türk hükümetinin Kürt sorununa siyasi çözüm bulmak umuduyla PKK lideriyle görüşmesini baltalamak üzere tasarlandığı ihtimali, yok olmasa da azalıyor.

Ancak öyle olsa bile böyle bir komplonun suya düştüğü, tutmadığı şimdiden söylenebilir, çünkü örneğin BDP bu cinayetler sonrasında diyalog sürecini daha fazla sahiplenmiş durumda.

Şimdi gözler Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İmralı’da Öcalan ile görüşmeye Ahmet Türk’ün yanı sıra BDP eşbaşkanları Gültan Kışanak ve/veya Selahattin Demirtaş’ın da katılmasına izin verip vermeyeceğine çevrilmiş durumda. BDP’nin başkan düzeyinde Öcalan’a hem diyalog süreci hem de cinayetler hakkında söyleyecekleri, sürecin devamı üzerinde etkili olabilir.