Olimpik kayıp ardından 'normal' gündeme döndük

Herhalükârda, İstanbul ya da Erdoğan kazansaydı, tek gündem maddemiz olimpiyat olacakken, pazartesi günü itibariyle normal gündemimize döndük.

Uluslararası alanda deneyimli ve Türkiye’nin olimpiyat başvuruları tarihine aşina kaynağım iddialı konuşuyordu: “Bu oylama nisan ya da mayısta olsaydı, şansınız yüksek olurdu. Ama Gezi’den sonraya gelmesi işinizi hayli zorlaştırdı.”

Kaynağımın diplomatik lisanla söylediğinin tercümesi şöyle: Gezi protestoları sırasında polisin sert tutumu ve hükümetin bunu teşvik etmesi Başbakan Tayyip Erdoğan ve bakanlarının son 11 yılda Batı’da oluşturmak istedikleri algı ve izlenimi yaraladı. Bu durum, bölgede artan savaş ve terörizm riski ile Türkiye’nin Suriye ve Mısır siyasetinin bazı Arap çevreleri de kendisinden uzaklaştırmasının üstüne geldi. Bir de tabii son aylarda birbiri ardına patlayan doping skandallarını unutmamak lazım.

Dün İstanbul’un 2020 Olimpiyat Oyunları’nı kazanamama nedenini ‘belki de tek yürek olmamamıza’ bağlayan ve medyayı suçlayan Spor Bakanı Suat Kılıç, daha bir hafta önce doping skandallarının aslında etkin mücadele işareti olduğunu ve İstanbul’un şansını arttırabileceğini söylememiş miydi?

(Bu arada bir diplomatik davette yabancı bir hanım, Kılıç’ın “Kına stokları tükendi” sözünü sordu ve yetmezmiş gibi deyimin tam Türkçesinin söylenişi ve anlamını öğrenmek istedi. Ben sofra ortamında anlatmakta zorlanınca, diplomatik deneyimi fazla bir Türk hanım konuk “Ben sonra sana anlatırım” diyerek durumu kurtardı.)

Başbakan Erdoğan’ın sonuca yaklaşımı daha politik oldu. Erdoğan, Olimpiyat Komitesi’nin ‘adil davranmadığını’ ve böylece ‘1.5 milyar İslam âlemini dışladığını’ söyledi.

Herhalükârda, İstanbul ya da Erdoğan kazansaydı, tek gündem maddemiz olimpiyat olacakken, pazartesi günü itibariyle normal gündemimize döndük. Normal dediysem, İstanbul’un kaybeden rakibi Madrid veya kazanan rakibi Tokyo’nun normalinden çok farklı bir normal bu, bildiğiniz gibi.

Örneğin Suriye’ye ABD liderliğinde muhtemel askeri harekât üzerine diplomasi hafta sonu ve dün de doludizgin devam etti. ABD, AB ve Arap Birliği ile ve ayrıca İngiltere ile Rusya daha önce İran ile temas kurmuş olan Suriye ile görüştü. Gözler, Kongre’yi ikna etmeye çalışan ABD Başkanı Barack Obama’da. Erdoğan, St.Petersburg’da iken ayaküstü görüştüğü Obama ile ertesi gün daha uzun görüşmek için sözleştiklerini açıklamıştı ama Obama, Putin ile görüşmeyi yeterli görüp döndü. Herhalde Suriye’ye yapılacak bir harekât için kendisinden ne katkı istenirse vereceğini ilan edip oyunu açık elle oynamaya başladığı için bu defa Türkiye’nin bir görüşme trafiği olmadı. Rusya’nın Suriye’yi kimyasalları teslim edip, acilen Beşar Esed’in aday olmayacağı seçim ilanına ikna etmesi bir çözüm olabilir mi? Konuşulan senaryolardan birisi de bu.

Erdoğan hükümeti pazartesi sabah aslında bir süredir ‘geliyorum’ diyen bir sorunu kucağında buldu. PKK, cephe örgütlenmesi KCK aracılığıyla militanları Irak topraklarına çekmeyi durdurduğunu açıkladı. Erdoğan’ın başlattığı Kürt sorununa siyasi çözüm için diyalog sürecini tehlikeye atan bu adımın gerekçesi olarak PKK ‘hükümetin sözünde durmamış olmasını’ öne sürüyor. Oysa hükümet PKK’ya herhangi bir söz verilmediğini söylüyor. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, PKK’dan gelen bu tehdide ‘Her türlü alternatife hazır’ olunduğu cevabını verdi. Başbakan Erdoğan ise PKK ve BDP’yi bir tür ‘iyi polis-kötü polis’ oyunu içinde olmakla suçluyor. Meclis açılışı yaklaşırken durum ciddileşiyor.

Son olarak ekonomi… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ekonomi Başdanışmanı Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası’nın liradaki değer kaybını kontrol altına almaya çalıştığını ancak siyasi demeçlerin buna yardımcı olmadığını söyledi. Bankanın eski başkanı isim vermeden hükümet üyelerini faiz oranları ve para politikası konusunda keskin demeçlerden kaçınmaya çağırıyordu. Tabii Erdoğan bazı bakanların 2014 yerel seçimlerinde büyük illerden belediye başkanı adayı olabileceğini söylemişken bakanların tek seçici Erdoğan üzerinde daha iyi intiba bırakmak amaçlı konuşmaktan kendilerini nasıl alıkoyacağı ayrı bir konu.