On yıl sonra yine tezkere kâbusu

Meclis'teki üç muhalefet partisi, CHP, MHP ve BDP, Türkiye'nin Suriye'deki savaşa dahil olmasına karşıoy kullanacaklarını açıkladı.

On yıldan biraz fazlaydı, 1 Mart 2003’te AK Parti hükümetinin ABD’nin Irak işgal harekâtına kuzey cephesi açacak ABD birliklerini Türk topraklarından geçmesi için Meclis’e verdiği izin tezkeresi kabul görmemişti.

Meclis’teki açık çoğunluğa rağmen AK Parti vekillerinin neredeyse üçte biri muhalefetle birlikte oy kullanmış, Türkiye’nin savaşa, üstelik Müslüman nüfuslu komşusundaki savaşa aktif destek vermesine karşı çıkmıştı. Hatta altında imzası bulunan bakanlardan dördü, tezkereye Meclis’te karşıoy verdiklerini sonradan açıkladılar.

Bu bakanlardan birisi olan (ve daha sonra hiç Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir daha bakanlık görevi vermemiş olduğu) Hüseyin Çelik, dün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve sözcüsü olarak muhtemel bir Suriye tezkeresiyle 1 Mart Irak tezkeresini karşılaştırmanın yanlış olduğunu söyledi. Bunda, bir gece önce Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın, muhalefet karşı çıksa da hükümetin gerektiğinde Meclis’e Suriye’yi de kapsayacak bir tezkere getirebileceğini söylemesinin payı vardı.

Çelik’in aldığı bu savunma pozisyonunun haklı tarafı var; Irak ve Suriye’deki durumların farklı yönleri mevcut. Örneğin, Irak bir iç savaş içinde değildi ve müdahaleye gerekçe yapılan kitle imha silahı bilgilerinin uydurma olduğu daha sonradan anlaşılmıştı. Suriye’de ise iki yılı geride bırakan ve BM tahminlerine göre 100 bin insanın öldürülmesine yol açan bir iç savaş ve kimyasal silah kullanıldığına dair yaygın kanı var. Öte yandan Suriye de Irak gibi ‘Müslüman komşu’ ve üstelik 10 yıl öncekinden çok farklı boyuta gelen Kürt meselesi ve ABD ilişkileri söz konusu.

On yıl öncesi Irak tezkeresi Türkiye-ABD ilişkilerinde bir travmaya yol açmıştı. Birkaç ay sonra, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Türk komandolarının Amerikan komandoları tarafından Kürtleri hedef alan yıkıcı faaliyetle suçlanarak tutuklanması ise Türk-Amerikan ilişkilerinin dibe vurduğu noktalardan biri olmuştu.

Erdoğan o zamandan bu zamana ABD ile ilişkileri düzeltmek için doğrusu çok uğraştı. Aradan geçen on yıldaki bazı gelişmeler buna yardımcı oldu. Örneğin, Amerikalıların 1 Mart tezkeresinde müttefik ABD’den yana tavır almayarak acemi AK Parti hükümetini bocalatıp tezkereyi çıkarmamakla suçladığı askeri kadronun çoğu, hükümetin altını oyup darbe yapmak suçlamalarıyla yargılandı, mahkûm ve tasfiye oldu. Erdoğan, özellikle NATO kapsamı içinde ABD’den gelen askeri, stratejik konudaki talepleri bekletmedi, reddetmedi; ABD’nin çok önem verdiği ‘Füze Kalkanı Projesi’nin Rusya ve İran’ın itirazına karşı kabulü buna örnektir. ABD Başkanı Barack Obama’nın Erdoğan’a şahsi sempatisinin, Türkiye’nin izlediği bölge politikaları ve içerideki demokratik kalite eleştirilerine karşı ona kalkan olması biraz da bu yüzden:

Bu sempati son zamanlarda İsrail ve (önce Suriye ama daha çok Mısır) konularıyla gölgelense de hâlâ yerinde görünüyor.
Şimdi on yıl sonra Türk-Amerikan ilişkileri bir başka tezkere, bu defa Suriye tezkeresi nedeniyle yeniden gerilir mi?

Meclis’teki üç muhalefet partisi, CHP, MHP ve BDP, Türkiye’nin Suriye’deki savaşa dahil olmasına karşıoy kullanacaklarını açıkladı. Dolayısıyla, Suriye’ye müdahale olursa buna Türkiye’nin katılımı yalnızca AK Parti oylarıyla olacak, Meclis tutanaklarına böyle geçecek. Öte yandan BDP’nin aldığı tutum, AK Parti içindeki Kürt kökenli vekiller üzerine ilave baskı oluşturacak.

Tabii bütün bunlar ABD önderliğindeki Suriye’ye müdahale ‘gönüllülerinin’ Türkiye’den işe dahil olmasını istemeleri durumunda söz konusu. Belki Erdoğan’ı sakınacak şekilde Obama Türkiye’den hiçbir talepte bulunmayabilir. Evet, bu durum, Türk hükümetinin Suriye harekâtında önderlik yaptığı iddiasında bulunmasına engel olur, ama asıl olarak komşusundaki iç savaşa askeri müdahalede bulunan bir ülke olmaktan sakınır.

Ama Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun iki yıla yakındır Batı’dan müdahil olmasını istediği ve ön safta aktif çalıştığı göz önünde tutularak tezkere gerektirecek bir askeri katkı istenirse, işte o zaman hükümetin 10 yıl sonra bir tezkere kâbusu daha kapısında demektir.