Önleyici diplomasi

Karar mekanizma-sındaki bir isim PKK'ya karşı yeni stratejiyi açıkladı: Hard-power.

Dünyada havadan vurduğu hedefin görüntüsünü kamuoyu ile paylaşan kaç ülke var? Sayalım: Afganistan ve Irak'ta ABD, yine Irak'ta İngiltere, Filistin ve Lübnan'da İsrail, Kafkasya'daki operasyonlarda Rusya ve şimdi de Irak'ta PKK'ya karşı operasyonlarda Türkiye. Zaten gece hava operasyonu yapabilecek kapasite başka kaç ülke var diye soracak olsanız, Fransa hemen akla geliyor, ama uzmanlar örneğin Almanya, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti isimlerinden emin olamıyorlar.
Genelkurmay Başkanlığı'nın dün açıkladığı görüntülere ekle bilgi notunda 16 ve 22 Aralık tarihlerinde yapılan hava ve kara harekâtlarında 200'den fazla hedefin vurulduğu, PKK'nın Irak'taki komuta-kontrol ve lojistik varlığına bir darbe indirildiği açıklanıyordu. Hükümetin Türk Silahlı Kuvvetleri'ne Meclis'in 17 Ekim'deki izni uyarınca 28 Kasım'da sınır ötesi harekât için siyasi talimatını vermesinin ardından yürütülen sınır ötesi harekâtın PKK'ya verdiği hasarı yalnızca vurulan hedefler ve öldürülen PKK'lılarla sınırlı saymak mümkün değil.
Harekâtlarla PKK'ya verdirilen asıl hasar, baştan beri vurguladığımız gibi siyasi ve psikolojiktir. Bunun önemli bir kısmı da, Türkiye'nin sınır ötesi harekâtına daha öncekilerde olduğu gibi Batı dünyasından ve Ortadoğu'dan ağır tepki gelmesi bir yana, ABD başta olmak üzere destek verilmesidir. ABD'nin Irak harekâtı sonrasında, oradaki işgal gücünden aldığı destekle palazlanan Irak Kürt yönetimi ve o yönetim altında yeniden canlanan PKK'nın en büyük moral kaynağı böylece darbe almış oldu.
Genelkurmay'ın görüntü ve bilgileri açıklamasından kısa süre sonra Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dış politika başdanışmanı Büyükelçi Ahmet Davutoğlu ile telefonda konuşuyorduk. Hükümetin dış politika gurusu Davutoğlu, sürecin her aşamasında içindeydi. Beyaz Saray'da 5 Kasım'da Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Geroge Bush'un görüşmesi sırasında Oval Ofis'te olduğu gibi, o toplantının hemen ardından yapılan dar kapsamlı icra takip toplantısına da Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ve Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan ile birlikte katılan isimdi. Dün Genelkurmay'ın dağıttığı görüntülerin sebebi olan ABD ile etkili istihbarat işbirliği mekanizması o toplantılarda inşa edilmişti.
Davutoğlu ile görüşmemizden şu cümleyi adıyla kayda geçirmek faydalı olacak: "Diplomasi alanında da kuvvet politikasını uygulamayı kolaylaştıracak bir zemin oluşturuldu."
Davutoğlu 'kuvvet politikası' demedi, İngilizcesiyle 'hard-power' dedi, tercüme bana ait. Hard-power tanımı kaba güç kullanımıyla üstünlük sağlamayı anlatıyor. Karşıtı olarak kullanılan soft-power (yumuşak güç diye tercüme etmek yetersiz kalıyor) ise, ekonomik, ya da kültürel çekim gücü yoluyla üstünlük sağlamayı anlatıyor. Günümüz dünyasında ABD hard-power, AB ise soft power temsilcisi sayılabilir.
Davutoğlu'nun uygulanmakta olan stratejiyi tarifi, aslında dün terörle mücadele araştırmacısı Dr Nihat Ali Özcan'ın tahlil ettiği 'havuç-sopa' stratejisinden çok farklı değil; birbirlerini tamamladıkları da söylenebilir.
Türkiye'nin ABD'den aldığı destek yalnızca bıçağın kemiğe dayanmasıyla açıklanabilecek olsaydı, hamasete daha fazla tahammül edilebilirdi. Oysa, belki de ilk defa, hükümet ve askerin birlikte çalıştığı, ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice'ın tanımı ile bir 'kapsamlı paketten' söz ediliyor. Bunu ne 22 Temmuz seçimlerinde (sağlık, Köydes ve Beldes uygulamalarının da yardımıyla) AK Parti'nin doğu ve güneydoğuda DTP'den fazla oy almasından bağımsız düşünebiliriz, ne de Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın PKK saldırıları zirve yapmışken Ortadoğu ülkelerini turlamasından. Davutoğlu'nun bahsettiği, güç kullanımını kolaylaştırıcı zemin budur.
Önleyici diplomasiden söz etmişken kayda geçirmemiz gereken bir adım daha var. Genelkurmay'ın 16 Aralık harekâtının hemen ardından Ege konusunda Yunanistan'a yaptığı çıkıştan söz ediyorum. Türkiye daha önce ne zaman PKK'ya karşı sınır aşan (siyasi ya da askeri) harekâta kalkışsa, batı cephesinde Yunanistan'a güç bölmek durumunda kalmıştır. Buna Ankara'da (Kıbrıs'ı da katarak) '2.5 cephede savaş' adı takılmıştır. Bu kez, bu da olmadı. Genelkurmay'ın çıkışını da bu anlamda önleyici diplomasi saymak gerekiyor.