Ortalığı karıştıracak bir senaryo daha

AKP'de referandum hesapları yalnız Köşk vetosu üzerine kurulmuyor. Soru şu: Sezer, 15 günlük süreyi aşarsa ne olur?

AK Parti'nin 22 Temmuz seçimlerinde ya cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, ya da bu yöndeki referandum sandığı koydurma vaadi, bir dizi varsayıma dayanıyor.
AK Parti'nin varsayımı şöyle özetlenebilir:
- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, çoğunlukla yaptığı gibi anayasal inceleme süresi olan 15 günün sonuna dek beklemesi ve Anayasa değişikliğini 25 Mayıs Cuma günü veto etmesi.
- Bu durumda Anayasa Komisyonu ya o gece, ya da 26 Mayıs günü toplanır ve değişikliği aynen Genel Kurul'a gönderir. Genel Kurul'daki ilk görüşme 28 Mayıs Pazartesi, ikinci tur 30 Mayıs Çarşamba günü yapılır. Meclis 31 Mayıs'ta tatile girer.
- Sezer Anayasa değişikliğini yine onaylamazsa, referandum yolu açılmış olur.
AK Parti bu arada referandum için gerekli 120 günlük süreyi kısaltıp 22 Temmuz'a yetiştirebilir mi? Bu ayrı bir soru. Ancak bütün bu olanlar, 4 Haziran'da siyasi partilerin milletvekili aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu'na vermesi öncesinde olup biteceği için, AK Parti ikinci tur oylamada (Anayasa'nın 175'inci maddesine göre) gerekli olan 367 sayısını bulmakta ciddi bir sıkıntı çekmez. Bu hesapta tek aksaklık, referandum hazırlık süresinin kısaltılıp, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın halka söz verdiği üzere iki sandığı 22 Temmuz'da halkın önüne koymasında yaşanabilir. Ama bu da AK Parti için seçim sürecinde kullanabileceği bir 'yaptırmıyorlar' kozuna dönüşebilir.
Ancak AK Parti yönetiminde, henüz kamuoyuna yansımamış başka hesapları yapanlar ve bu hesabın getirdiği endişeyi içinde taşıyanlar var.
Bu endişe de yine varsayıma dayalı bir sorudan kaynaklanıyor: Cumhurbaşkanı Sezer 15 günlük sürenin dolması ardından görüş bildirmezse ne olur?
Burada akla ilk gelen, 'O zaman hükümet, itiraz olmadığı için Resmi Gazete'de yayımlatır, referanduma gerek kalmadan cumhurbaşkanını halkın seçmesi süreci başlar' yanıtı, Anayasa'ya takılıyor.
Anayasa'nın 104'üncü maddesi 'kanunları yayımlamak ve 'Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak' yetkilerini hükümete değil, cumhurbaşkanına veriyor.
Hatırlanacağı gibi, benzeri bir dizi olay, Sezer'in cumhurbaşkanlığının ilk aylarında, 2000 yazında Ecevit döneminde yaşanmıştı. Hükümetin Meclis'ten geçirdiği, demokratikleşmeye ilişkin bir Anayasa değişikliği içine gömülen milletvekili maaşlarına zam bölümü, yalnızca o bölüm Sezer tarafından referanduma sunulmak istenmişti. Resmi Gazete'de yayımlanma tartışması, Meclis'in yeni bir kararla bütün paketi geri çekmesiyle sonuçlanmıştı.
AK Parti'nin bazı etkili isimlerinin aklındaki soru bu örneklerden de farklı, daha önce örneği olmayan bir duruma işaret ediyor.
Çünkü, 'Cumhurbaşkanı anayasal inceleme süresi olan 15 günü aşarsa ne olur?' sorusuna verilebilecek bir yanıt yok.
Anayasa'nın 89'uncu maddesi yalnızca 'Cumhurbaşkanı, TBMM'nce kabul edilen kanunları 15 gün içinde yayımlar' diyor, iade hükümlerini sıralıyor, ancak 15 gün geçerse ne yapılacağını yazmıyor. Bunun hiçbir yaptırımı yok. Anayasa'nın 105'inci maddesi, cumhurbaşkanına görevdeyken (vatana
ihanet dışında) tam sorumsuzluk veriyor. Anayasamızın ilginçliklerinden biri olarak, cumhurbaşkanının pek çok yetkisi var, ama bütün sorumluluk
başbakan ve ilgili bakanların.
Uzun lafı kısa kesersek, endişe şu: Cumhurbaşkanı, Anayasa değişikliği paketinin incelenmesini, diyelim konunun ciddiyetini dikkate alıp ek süre gerektiğini söyleyerek, ya da bir şey söylemeden, çok değil 1 hafta geciktirirse, diyelim 25 Mayıs Cuma yerine, 1 Haziran Cuma günü veto edip Meclis'e gönderirse ne olur?
Muhtemelen Anayasa değişikliğinin ikinci tur oylaması en erken 4 Haziran günü yapılır. O gün milletvekili aday listeleri YSK'ya veriliyor. Evet, AK Parti oylamayı YSK'ya listelerin verilmesinden önce yaptırır, listeleri de milletvekillerinden gizlemeyi başarırsa sorun yok. Ama başaramaz, ya da AK Partililerin korktuğu başına gelir ve 1 hafta bekleten Sezer, bir kaç gün daha bekletirse, o zaman Anayasa değişiklikleri oylanırken,
hangi milletvekillerinin aday listelerinin içinde ve içindeyse hangi sırada yer aldığı belli olur.
Başbakan Erdoğan, mutlaka arkadaşlarının kendisine ve AK Parti'ye vefasına güveniyordur, bunu da söyleyecektir, ama seçilme umudu kalmamış milletvekili, hangi partiden olursa olsun, disiplin altında tutmak sanıldığından zor olabilir.