Özgecan'dan özür dileyerek Öcalan ve Erdoğan yazıyorum

Çünkü mesele Rakel Dink'in dediği gibi masum bebeklerden tecavüzcü katiller üreten, erkek-merkezli, güce tapan, güce sürtünüp güç alan bir sistematik gaddarlıktır. Mesela o gaddarlığın siyaseten korunmaması, demokratik toplum ve muasır medeniyete yönelmektir.

Annesi sabah sütünü vermiş, harçlığını vermiş, okula göndermiş.

“Suçu okuldan eve dolmuşla mı dönmekti?” diye hıçkırıklar içinde soruyor.

Bugün karalar bağlıyoruz.

Ama Özgecan Aslan’ın masum ve aziz anısı önünde saygıyla eğilerek, Öcalan ve Erdoğan yazacağım.

Neden mi?

Çünkü Özgecan’ın katilleri, işte Rakel Dink’in dediği gibi masum bebelerden katiller, tecavüzcü canavarlar çıkaran bu sistematik kötülük, sadece katilleri, tecavüzcüleri bulup onları mahkemeye çıkarmakla bitecek gibi değil. İdam cezasını geri getirmekte çare arayanlar yanılıyor.

Kadınlarımızı, kızlarımızı koruyamıyoruz da erkek çocuklarımızı koruyabiliyor muyuz erkek egemen, güce tapan, güce biatla, şehvetle sürtünerek güç alan gaddarlıktan?

Çünkü o sistematik gaddarlığın katiller, tecavüzcüler, hırsızlar için işleyen hafifletici sebepleri var. Onları ilk afta aramıza salacak “kader kurbanı” yalanları var.

Çünkü sorun Türkiye’de toplumun demokratikleşmesi, kavga değil barış kültürünün ağırlık kazanması ve “muasır medeniyet” seviyesine çıkmasıdır. “Batıda da var” diyerek kendisini küçültenleri dikkate almayın, onlar da cellatlarına aşık potansiyel kurbanlardır.

O nedenle, Özgecan’dan onu insan onuruna uygun yaşatamamış olmamızdaki bireysel payım için tekrar özür diliyor ve Öcalan ile Erdoğan’ı yazıyorum.

***

İşler karışıyor. Bu çözüme çok yaklaşıldığı için olağan sayılacak bir sıkışma mıdır, yoksa 7 Haziran seçimlerine doğru tarafların izlediği gerilim siyasetinin bir noktada kontrolden çıkmasına yol açacak gelişmelerin parçası mıdır?

Şu noktaların üzerinden geçerek yanıt arayalım:

1- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meksika’dan dönerken “Bekliyorum” dedi; beklediği yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “silah bırakma” çağrısı yapmasıydı.

2- Dün Öcalan’ın yakalanmasının, bugün İmralı’ya konuluşunun 16’ıncı yılıdır. Zamanın Başbakanı Bülent Ecevit, 2004 yılında yayınladığım Kürt Kapanı” kitabını yazarken konuştuğumda ABD’nin Öcalan’ı yakalayıp CIA aracılığıyla MİT’e vermesinin altında ne olduğunu hala anlayamadığını söylemişti.

3- Bugün Öcalan, 16 yıldır 12 metrekarede yaşıyor haldeyken Türk siyasetindeki en etkili kişiler arasındadır. Belki şu ara, Ak Saray’da yaşayan Erdoğan’dan sonraki sıra ona aittir. Dün Türkiye çapında yüzbinlerce kişi Öcalan’ın serbest bırakılması için sokaklara döküldü.

4- Erdoğan’ın “Bekliyorum” demesinden bir gün sonra, yani dün, Kandil’den KCK açıklaması geldi. 4 Şubat ve 10 Şubat’ta hükümetle görüşen HDP heyetinden bilgi almışlardı. Hükümet “Önce açıklama, sonra müzakere” derken, PKK “Önce müzakere, sonra açıklama” diyordu.

5- PKK ayrıca Meclis’te ikinci ertelemeyi geride bırakan Güvenlik Paketine de itiraz etmektedir, ama sonunda “Öcalan bilir” demekte, böylece bir yerde Öcalan’ın elini güçlendirmektedir. PKK Ankara’ya seçim öncesi silahlı eylemlere başlama şantajı yapmaktadır.

6- Ve Ankara açık vermiş, yarasını göstermiş durumdadır. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun henüz bu konuda resmi desteği olmamasına karşın, Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün siyasi geleceğini 7 Haziran seçimi ardından güçlü başkanlık sistemine bağlamış, Kürt meselesini de onunla ilişkilendirmiş durumdadır. Muhalefetin pek ciddiye almadığı 400 milletvekili dileği, mevcut koşullarda olmayacak duaya amin demektir.

7- PKK, Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığından tam bu kritik aşamada, Erdoğan’ın halka şikayetiyle öğrenilen itirazına rağmen ayrılması ve Davutoğlu’nun çağrısına uyarak AK Parti adayı olmak istemesi ile açığa çıkan yönetim zafiyetini de kullanmaya hazırlanmaktadır.

8- Sadece Fidan’ın istifası Erdoğan ve Davutoğlu arasında bir kopmayı göstermez. Ama ortada yönetim tarzına dair ciddi bir sorun olduğunu gösterir. Erdoğan’ın 19 Ocak’ta Bakanlar Kurulu’nu toplamasından itibaren, Davutoğlu’nun Başbakanlık yetkilerini daha fazla ve Erdoğan’a danışmaya ihtiyaç durmadan kullanmak istediği izlenimi mevcuttur.

9- Bu durumda Erdoğan’ın çok arzu ettiği, denge ve denetleme işleyişi zayıflatılmış güçlü başkanlık sistemine seçim sonrası kavuşmak için mevcut siyasi koşulların ciddi ve hızlı şekilde dönüştürmeye ihtiyacı vardır.

10- Bu dönüşüm için en önemli araç Kürt meselesidir. Ancak Kürt meselesinde hükümetin güçlü ve riskli adımlar atabilmesi ihtimali, Fidan’ın Davutoğlu tarafından kenara alınmasıyla azalmıştır. Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanının yaptığı her şeyden yasalar karşısında sorumlu olan Bakanlar Kurulu’nun, sırf Erdoğan başkan olabilsin diye alacağı risklerin bir sınırı vardır, Davutoğlu aslında frene basmış görünmektedir.

11. Bu durumda Öcalan’ın (muhtemelen bu hafta yapılacak İmralı görüşmesi ardından eğer yaparsa) yapacağı açıklama, aslında sadece Türkiye’nin değil, Erdoğan’ın şahsi siyasi geleceği açısından da önem taşımaktadır. Ama Öcalan’ın karşısında artık “Bizim Hakan” yoktur.

12. Fethullah Gülen, Fidan’ın sorgulanması olayıyla organize işler patlamadan önce Erdoğan’ın en yakın müttefikiydi; ileride değişir mi bilinmez, ama şimdi devlete karşı bir numaralı tehdit sayılıyor. Erdoğan geçenlerde “Dışarıda Türkiye’ye PKK’dan çok zarar veriyor” dedi.

Boşuna demedi her halde, Bir “beklediği” var Öcalan’dan, bunun da sadece açıklama değil, başkanlık hedefine gidiş olacağını saklamıyor.

Ama Öcalan, Erdoğan’a beklediğini, kendi istediğini almadan verir mi? Orası bilinmezliklerle dolu. Belki bu haftaki gelişmelerle bazı cevaplar ortaya çıkmaya başlar.

***

Daha güvenli, adil, özgürlükçü ve eşitlikçi bir Türkiye özlemiyle Özgecan’ın anısı önünde bir kez daha eğiliyor, son olmasını diliyorum.