Özkök: Adalet yerini bulmalı

Türkiye'de ifadesi alınan ilk emekli Genelkurmay Başkanı olan Özkök, 'Hiçbir beis görmedim, eşit bir vatandaşım' diyor

Dünkü Milliyet gazetesinde Tolga Şardan imzasıyla çıkan ‘Özkök 8 saat ifade verdi’
haberi birçok açıdan önemli bir haberdi.
Öncelikle ilk defa ‘Genelkurmay Başkanı’ olarak görev yapmış bir kişinin, sürmekte olan bir davaya ilişkin ifadesine başvuruluyordu. İkincisi, Özkök’ün ifadesine, kendi Genelkurmay Başkanlığı döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bir darbe girişimi iddiası üzerine başvuruluyordu. Üçüncüsü, bu gelişme yalnızca davanın seyri açısından değil, Türkiye’deki yargı-idare ilişkileri açısından da dönüm noktası sayılabilirdi.
Dün sabah Özkök ile bu konu üzerine bir telefon görüşmesi yaptık. Sorularımız ve yanıtları şöyle oldu:
- Daha önceki görüşmelerimizde mahkemeden bir çağrı olursa, Genelkurmay’a da danışarak yanıt vereceğinizi söylemiştiniz. İfade vermeden önce Genelkurmay ile temasınız oldu mu?
- Oldu. Yöntem üzerine bilgi alma şeklinde oldu. Yani muhakeme safhasında yeniden ifade alınması, ya da hazır bulunma olabilir mi, işlem nasıl ilerler gibi Genelkurmay Hukuk Müşaviri ile görüşmem oldu. Başka türlü bir sorum olmadı. Genelkurmay’dan da bana ifade verip vermemem konularıyla ilgili bir telkin gelmedi. Daha önce yargıya saygılı olduğumu ve yargının çağrısına cevap vereceğimi söylemiştim, öyle de yaptım. Zaten yargının çağrısına ‘hayır’ denmez; hukuk olarak da, etik olarak da. Adaletin teessüsü (yerleşmesi, kurumlaşması) şart.

Köfte-ekmek molası
- İfadenize ne şekilde başvuruldu? Nasıl bir yol izlendi?
- İfademe tanık olarak başvuruldu. Savcıların isteği üzerine 25 Nisan Cumartesi günü İzmir Adliyesi’nde buluştuk. Tanık olarak ihtiyaç duydukları soruları yönelttiler. Ben de bilgim dahilinde olanları, objektif ve yorumsuz olarak cevaplandırdım. Zaten tanık olarak yapmanız gereken budur.
- Sekiz saat sürmüş? Uzun bir süre değil mi?
- Tabii bir kısmı hazırlıkla geçti. Sonra bir de yemek arası verildi.
- Ne yediniz?
- Köfte ekmek ikram ettiler, Adliye’de olduğumuz için onlar ev sahibiydi. Tabii bu işin magazin kısmı. İki savcı vardı; Zekeriya Öz ve Fikret Seçen. Dediğim gibi bildiğim kadarıyla sorularını cevaplandırdım.
- Ne tür sorular sordular? Örneğin iddianamede döneminizde darbe girişimi olduğu öne sürülüyor.
Bu soruldu mu?
- Müsaadenizle soruşturmanın içeriğine ilişkin soruları yanıtlamayayım. Çünkü biliyorsunuz soruşturmanın gizliliği ilkesi var.  Adaletin tam olarak teşekkül etmesi için kurallara uymamız lazım.
Örnek’in de alınır mı?
- Daha önce emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in de ifadesine başvurulacağı yönünde sözleriniz olmuştu. Kendisine atfedilen günlükler nedeniyle onun da ifadesine başvurulacağı yolunda bir işaret aldınız mı savcılardan?
- O konuda da bir şey söyleyemem. Benim daha önceki sözlerim, sayın Örnek’in ‘Günlükler benim değil’ dediği, benim de söylediklerine inandığım şeklindeydi.
- Bizim kayıtlarımıza göre daha önce ifadesine başvurulan bir emekli Genelkurmay başkanı olmamıştı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bir Genelkurmay başkanının, emekli de olsa ifadesine başvurulmasının kamuoyu yönünden olağanüstü sayılmasını anlıyorum. Ancak ben emekli bir general olarak hukuk önünde, kanunlar önünde bütün vatandaşlarla eşitim. Adalete güvenirim, yargıya inanırım. Adalet yerini bulmalı. O nedenle ifade vermekte hiçbir beis görmedim. 

Davanın seyri değişir mi?
Aylardır, Özkök’ün ifade vermeye hazır olduğunu söylediği halde, savcılığın neden ifadesine başvurmadığını soruyorduk. Bu aşama geride kalmış durumda. Özkök’ün ifadesine başvurulmuş olmasından, savcıların Özkök’e soracak kadar bilgiye ulaştıklarından emin olduğu sonucunu çıkarmamız mümkün. Bu durumda, Ergenekon davasının da belli bir aşamaya geldiği sonucuna varabilir miyiz? Bu soruya ‘evet’ demek için elimizde yeterli ve sağlıklı bilgi yok. Ancak davanın seyrinin Özkök’ün ifadesinden sonra, önceki gibi olmayacağını varsayabiliriz. Bir dönemin karanlıkta kalan ilişkilerinin aydınlatılabilmesi için Özkök ifadeleri etken olacaktır.

Geçmişten bir ayrıntı
Bu arada ‘şeytan ayrıntıda gizlidir’ dedirtecek bir nokta da var. Geçen yıl bir telefon görüşmemizde Özkök’e TSK içindeki mücadelenin kızıştığı iddiası olan 2004 yılına ait bir duyumu şöyle sormuş, yanıtını almış ve 13 Temmuz 2008 tarihli Radikal’de yazmıştım.
Bir bölümünü hatırlatıyorum:
“-Bunu sormanın benim açımdan zorluğu var ama, sizin o dönemde bazı endişelerle GATA’daki sağlık kontrollerinize gitmediğiniz, yemeğinizi karargâhta yemeyip evden getirdiğiniz konuşuluyordu.sorumu yarıda kesti ve gülerek devam etti:
- Kahveme zehir katılacağından endişe ettiğim, yemeğe zehir katılacağından endişe ettiğim de söyleniyordu değil mi? Yemeklerimi bir süre evden getirdiğim doğru. Bunun nedeni midemin biraz hassas olması, eşimin de benim yediklerime dikkat etmesi. Karargâhtaki yağ biraz ağır olur düşüncesiyle evde hafif gıdalar hazırlıyordu, ben de onları yiyordum. Başka bir şey değil.”
Şimdi öğreniyoruz ki, Özkök’ün artık evden hafif yemek getirme ihtiyacı kalmamış; İzmir Adliyesi’nde köfte-ekmek yiyebilmeye elveriyor.
Türkiye gerçekten ilginç ve zor günlerden geçti ve hâlâ da geçiyor.
Özkök’ün Ergenekon savcılarına verdiği tanık ifadesini de, tıpkı geçen hafta Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı sanık haklarına saygı gibi önemli gelişmeler saymak gerekiyor.