Özkök bulmacası

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Harp Akademileri öğrencilerine soruyor: '1=5, 2=25, 3=125, 4=625 ise 5 nedir?'</br>Yanıtını da kendisi veriyor...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Harp Akademileri öğrencilerine soruyor: '1=5, 2=25, 3=125, 4=625 ise 5 nedir?'
Yanıtını da kendisi veriyor:
"Bu soru aslında bir matematik sorusu gibi görünse de, bir matematik sorusu değildir. Tamamen bir algılama ve soruya bakış açısıyla ilgilidir. Sorunun cevabı bir çoğunun düşündüğü gibi 3 bin 125 değil, 1'dir. Çünkü 1=5 ise 5=1'dir. Şartlanmaların zincirini kırmadan unutulmaz kişiler olamazsınız."
Orgeneral Özkök 30 Ağustos 2002'deki törenlere Genelkurmay Başkanı olarak katılmıştı. AK Parti de üç ay kadar sonra yapılan genel seçimleri kazandı. Özkök, 2 Kasım sabahı oyunu kullandıktan sonra ABD seyahati için Ankara'dan ayrılmış, seçim sonuçlarını da orada öğrenmişti.
Sonra, zaten kapıda bekleyen Irak krizi geldi.
Amerikalılarla gergin müzakerelerle geçen gün ve gecelerden sonra 8 Ocak 2003'te Özkök ilk çıkışını yaptı. Türkiye'nin savaş istemediğini, ancak eğer bir askeri yükümlülüğe girecekse hazırlıklarını tamamlaması gerektiğini, bunun için hükümetten talimat beklediklerini söyledi. Sonradan elimize geçen bilgiler, Özkök ve ekibinin 23 Aralık'ta dönemin başbakanı Abdullah Gül ve hükümetin kilit üyelerine ayrıntılı brifing vererek, talimat bekleyişine girdiğini gösteriyordu. Özkök'ün karargâhını emanet ettiği dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı, şimdinin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 8 Ocak'taki o toplantıda söylediği "En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir" sözü hâlâ hafızalarda.
Özkök'ün o zamanki ekibinden herkes, kendi ve yardımcısı Büyükanıt gibi düşünmüyordu. Örneğin, Türkiye'nin komşusunun işgal harekâtına katılıp katılmaması ciddiyetindeki bir olaya 'Türkiye savaşa girerse, bu adamlar 20 yıl başımızda kalır' mantığıyla yaklaşanlar vardı. Hükümetin 1 Mart 2003'te hazırladığı tezkerenin son anda AK Parti içinden oylarla reddedilmesinde, bu ekibin son anda yaptığı müdahaleler rol oynadı. Buna 26 Şubat'taki gergin AK Parti grubu ve 28 Şubat'taki MGK öncesi yapılan açıklamalar dahildi. Daha sonra, PKK eylemleri yeniden başladığında 'Türkiye, Irak'a girseydi bunlar olmazdı' propagandasıyla timsah gözyaşları dökenler de aynı ekiptendi.
1 Mart tezkeresinin reddi ve ABD'nin Irak'ı işgale başlamasıyla bir anda rüzgârlar başka esmeye başlamıştı çünkü.
ABD'nin o dönemki Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in 6 Mayıs'ta "Ordu, hangi nedenle olursa olsun, o önemli ve oynaması gereken liderlik konumuna sahip çıkamadı" açıklamasını yaptı. Yıllardır Türkiye ile ilişkilerinde askeri birinci derecede muhatap alan ABD yönetimi, şimdi ilişkileri dibe çeken bir gerilimden dolayı askerleri, yani orgeneral Özkök'ü suçluyordu.
İşte Özkök aleyhine Türk basınındaki kampanya da, ilginç bir rastlantıyla bu sıralarda başladı.
Özkök, irtica ile yeterince mücadele etmiyordu. Hükümete yakın duruyordu.
Zaten o kadar dış görev yapmıştı ki, içeriden kopmuştu, iddialar bunlardı.
Özkök'ün, 20 Mayıs'ta Başbakan Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve Türkiye'nin ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkilerinin ele alındığı görüşmede, AK Parti içinden orduyu yıpratma hedefli bazı açıklamaların olmasına atfen "Genç subaylar rahatsız" dediği iddiası bu tartışmayı ayrı bir zemine sıçrattı.
Özkök, 26 Mayıs'ta bu haberi kategorik biçimde yalanladı ve sertlik yanlısı kesimleri çok rahatsız ettiği, daha sonra daha iyi anlaşılacak şu sözü söyledi: "Ben demokratım. Bu eskiden müspet bir değerdi. Demokrat olmak suç mu?"
Bunun üzerine Özkök, bazı kesimlerden daha büyük salvolar almaya başladı.
Yoksa Özkök, Ahmet Necdet Sezer'den sonra cumhurbaşkanı seçilmek için Başbakan Erdoğan ile pazarlık yapıyor ve bu nedenle 'irtica' uygulamaları karşısında sessiz mi kalıyordu? Özkök, defalarca reddetmesine karşın, hükümet karşıtı, ABD karşıtı ve ulusalcı sol cepheden gelen bu eleştirilerden hâlâ kurtulabilmiş değil.
Oysa siyasette, bazen görmek için, size gösterilene değil, onun arka planına bakmanız gerekir.
Tıpkı Özkök'ün 16 Mart 2005'te kurmay subaylara sorduğu bulmacanın yanıtında olduğu gibi, yanıtı şartlanmışlıkların dışına çıkarak bulmanız gerekir. Yanıt belki de 1 Mart sonrası, ABD yönetiminde bir kesimin Türkiye'de 'Demokratım' diyebilen bir Genelkurmay Başkanı'nın varlığından rahatsız olmalarından kaynaklanıyordu. Yıpranma, 4 Temmuz'da Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına ABD özel birliklerince çuval geçirilmesiyle
doruğa ulaştı. Özkök'ten rahatsızlık kesindi. Bu, Türkiye'de kendisini bambaşka şekilde gösterdi.
Aynı Genelkurmay Başkanı, 16 Mart'ta kurmay subaylara 'Aykırı fikirlere hain damgası vurmayın. Onlardan yararlanmaya bakın' tavsiyesiyle kendisini de Türkiye'yi de bir adım öteye taşıdı.
Özkök, elitist aydınların gözünde bu kadar yıpratılmasaydı, cumhurbaşkanlığı için gerçekten bir şansı olabilir miydi? Özkök bu denli yıpratılmasa idi, Erdoğan'ın karşısında, ama belki Erdoğan'ın da kabullenebileceği bir cumhurbaşkanı adayı olabilir miydi?
Erdoğan, kendisinin Köşk'e çıkış arzusunu, ülkede çıkabilecek yeni gerilim eksenlerinin önüne geçmek ve şimşekleri daha fazla çekmemek adına, Özkök için frenleyebilir miydi? Bu farazi sorulara yanıt bulmak zor.
Ama 'Keşke olabilseydi' diyenlerin sayısı artıyor.