Paris'te durmayalım, Ankara'da da yürüyelim Sayın Davutoğlu

Fransa dünyaya demokrasi dersi verdi. Davutoğlu Paris yürüyüşüne katılarak Türk hükümetinin hâlâ Batı sistemiyle davrandığını teyit etti; katılmasa kötü olacaktı, bir anlamda direkten döndü.

Paris, 1789 devrimin neden başka yerde değil de Fransa’da yaşandığını gösterdi.

Milyonlar Charlie Hebdo baskınında ve sonrasındaki takipte katledilenler için sokağa döküldü.

Elli kadar devlet ve hükümet başkanı terörizme karşı Fransız halkıyla dayanışmalarını göstermek için oradaydı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu da oradaydı.

Gidiş kararı, henüz yazılı açıklama dışında bu terörist saldırı konusunda konuşmayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile (7 Ocak’taki saldırının üçüncü gününde) telefonda yaptığı taziye ardından açıklandı.

Giderken sözlerine bir de İslamofobi’ye karşı duruş eklemesi yaptı.

Gerçi Fransız Cumhurbaşkanı Hollande, örnek bir davranışla çatışmada öldürülen saldırganları “İslamcı terörist” değil, “Fransız terörist” diye adlandırmıştı ama Davutoğlu yine de bir savunma önlemi olarak bunu söylemek zorunda hissetti kendisini.

***

Her ne sebeple olursa olsun, Davutoğlu’nun Paris’teki protesto yürüyüşüne katılması doğru ve önemlidir.

Önemi, Turizm Bakanı Ömer Çelik’in vurguladığı üzere Türk Başbakanının protestoya katılacağını açıklayan ilk Müslüman ülke lideri olmasından kaynaklanmıyor.

Çünkü, Türkiye hâlâ Batının güvenlik ittifakı NATO’nun ve Avrupa Birliği olmasa da örneğin Avrupa Konseyi gibi önemli bir siyasi örgütlenmenin, OECD gibi Avrupa’nın ekonomik kalkınmasının merkezindeki örgütlerin üyesidir. Dolayısıyla Türkiye Başbakanının terörizme karşı bu uluslararası yürüyüşe katılması doğaldır, katılmaması değil; bu bir iftihar vesilesi değil, iki müttefikin birbirine dayanışma görevidir.

Davutoğlu’nun İslamcı radikal örgütlerle ilişkileri artık ayan beyan iki teröristin, Hazreti Muahmmed’e hakaret ettiğine inandıkları hiciv dergisi çalışanlarının katledilmesini karşı yürüyüşe katılması daha çok Türk iç politikası nedeniyle önemlidir.

Çünkü eğer Davutoğlu Paris yürüyüşüne katılmasaydı, bu Türkiye’deki seçmenlerin bir kısmı, özellikle de AK Parti seçmenlerinin çoğunluğu tarafından hükümetin İslamcı militanların davasına, haklı bulmasa, eylemi onaylamasa dahi, adeta hafifletici sebep aradığı yolunda yanlış anlamalara yol açabilirdi.

***

Türk istihbaratının İslam radikalizmi kaynaklı terörizme karşı Fransız istihbaratıyla işbirliği yaptığı haberleri de aynı çerçevededir.

Başka ne yapacaktı yani Türk istihbaratı, diplomasisi? NATO sistemi içindeki MİT Fransız istihbaratı DGSE’den El Kaideciler, IŞİD’çiler üzerine bilgi mi saklayacaktı? Hem de zaten uluslararası camiada Türkiye’nin kevgire çevrilmiş Suriye sınırından giren çıkanın belli olmadığı algısı ortadayken?

Davutoğlu’nun Paris yürüyüşüne katılması ile Türkiye aslında yerini hâlâ Batı sistemi içinde olduğunu gösterdi, katılmasa kötü olacaktı, bir anlamda direkten döndü.

Ama iş Paris yürüyüşüyle bitmiyor ve zaten bitmemeli de. Madem İslamofobiye karşı uyardığımız Batı hükümetleri bu korkunç olay karşısında olumlu tavır sergiliyorlar (Almanya’da Angela Merkel, İngiltere’de David Cameron ve tabii Hollande en öne çıkan örnekler) Türk hükümeti de artık yeni bir tutum almalı.

Başbakan Davutoğlu Paris’te başladığı yürüyüşü Ankara’da da sürdürürse, bu çağrı karşılığını bulabilir.

***

Nasıl mı?

Sadece Suriye ve Irak sınırlarının, Türkiye’ye giriş yapılan havalimanlarının daha sıkı denetlenmesi, El Kaide ve IŞİD örgütlerinin Türkiye içinde –adam devşirme dahil- faaliyette bulunmasının engellenmesinden söz etmiyorum.

Sadece ortalığı kana bulayan katillerin sanki Batıdaki ayrımcılığa (ki doğrudur) tepki duyarak yoldan çıkmış yaramaz ama iyi niyetli mümin çocuklarmış muamelesi görmemesi gerektiğinden de söz etmiyorum.

Daha kapsamlı, aha kitlesel bir çalışma da gerekiyor.

***

Bir defa önce Fransa’nın gösterdiği olgunluğu gösterebilmek lazım; hatırlayacaksınız IŞİD yerine DAİŞ kısaltmasının, ülkedeki Müslümanların rencide olmaması bakımından ilk öneren ve kullanan da Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius olmuştu.

Mesela Fransa’daki katliamın ortaklarından, Koşer bakkalı baskınında öldürülen teröristin IŞİD bayrağı önünde, yanında tüfeğiyle “Evet polisi ben öldürdüm” diye övünme kaseti ortaya çıkınca “İşte İslamofobi körükleniyor” diye avukatlığa soyunmayacaksınız.

Halkın yarısının oyunu almış AK Parti iktidarı neden dünyanın nefretini kazanan teröristleri savunuyormuş konumuna düşsün?

Ayrıca İslamofobi Türkiye’de değil, Amerika, Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan’da yaygın bir sorun. Onunla mücadele, oralarda, sabırla ve tepkisel hareketleri kışkırtmadan yapılması gereken bir iş. Siz bunu Türkiye’de günlük siyaset malzemesi haline getirirseniz, oralarda bir işe yaramaz, ama burada toplumu daha da keskinleştirir, silahlı İslamcı örgütlerin adam devşirmesine elverişli zemin veren körü körüne Batı-karşıtı bir siyasi iklime yardımcı olur.

Yani AK Parti hükümeti, etrafındaki kraldan çok kralcı takımın her gün halkın inancını gündelik malzemeye dönüştürmesine izin vermemeli.

***

Bu defa direkten döndük, doğru adımı atabildik; bunu sürdürebilmek, Paris’teki yürüyüşe Ankara’da da devam edebilmek bu yüzden önemli.