Parmaklar IŞİD'e uzanırken...

Madem şüpheler belli bir terör örgütü üzerinde yoğunlaşıyor, hepimizin can güvenliği ve ayrıca seçim teminatı için o örgüte karşı hükümetten daha fazla çaba beklemek hakkımız.

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün NTV canlı yayınında 10 Ekim Ankara katliamı soruşturmasında Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün şüpheli listesinin “başında” olduğunu açıkladı.

Davutoğlu, her gün artan resmi rakamlara göre, dün akşam itibarıyla 97 kişinin öldürüldüğünün açıklandığı ikiz bomba saldırısındaki intihar eylemcilerinden birisinin kimliğine “çok yaklaşıldığını” ve  Ahmet Arpat’ın yerinde sorusuyla bunun “bir örgüte işaret ettiğini” de söyledi.

Ama Başbakan örgüt ismi vermedi.

***

Radikal muhabiri İdris Emen, emniyet kaynaklarına dayanarak dün iki intihar bombacısından birisinin Yunus Emre Alagöz olabileceğini yazmıştı.

Yunus Emre Alagöz, Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün ağabeyi idi.

Davutoğlu’nun 10 Ekim’de “adalete teslim edildi” bilgisini vermişti ama Şeyh Abdurrahman Alagöz, 20 Temmuz’da Suruç’ta 34 sivil yurttaşı, kendisini de havaya uçurarak öldüren intihar bombacısı idi.

***

Her ikisi de IŞİD’e, Adıyaman’da bir dönem faaliyet gösteren “İslam Çay Ocağına” devam ettikleri sırada katılmıştı.

Adıyamanlılar lütfen alınganlık göstermesinler. Adıyamanlıların bu konuda herkesten fazla duyarlı olduğunu anlamak gerek ama bunun Adıyaman’ın adıyla alakası yok. Teröristler her şehirden çıkabilir, burada polisin, yargının vardığı bulgulardan, olgulardan söz ediyoruz.

Yolu o çay ocağından geçen Alagöz kardeşlerden başkaları da vardı.

***

Mesela Orhan Gönder. Orhan Gönder 7 Haziran seçimlerinden iki gün önce, 5 Haziran’da Diyarbakır’daki HDP mitingi için toplanan kalabalığın içine bomba koyup 4 kişiyi öldürmekten tutuklanan kişi.

Bunlar hep arkadaş. Radikal İslamcı çevrelerde “Dokumacılar” olarak anılıyorlarmış; muhtemelen daha önce El Kaide, sonra IŞİD’e Türkiye’de eleman devşirdiği öne sürülen Mustafa Dokumacı’dan kaynaklanıyor bu grup ismi.

İslam Çay Ocağı, Adıyaman Belediyesi tarafından ruhsat sorunu nedeniyle kapatıldıktan sonra bu ekibin Akçakale’nin tam karşısında bulunan, o dönem IŞİD’in elindeki Tel Abyad’a geçtiği tahmin ediliyor.

***

İşte o aşamada, İdris Emen’in saptamasına göre, polis 16 kişilik bir “terör şüphesiyle kayıp” listesi hazırlıyor bu ekip hakkında ve bütün birimlerine dağıtıyor.

Bu liste polisin elindeyken ve annesi Hatice Gönder güvenlik ve yargı birimlerine ulaşıp oğlunu IŞİD’in kandırıp götürdüğünü, hayatından endişe ettiğini söylerken, Orhan Gönder’in Diyarbakır saldırısından bir gün önce polisin kimlik kontrolünde yakayı nasıl ele vermediği, hala bir muamma.

Başka muammalar da var.

***

Örneğin, yine bu çay ocağı ekibinden olduğu iddiasıyla o 16 kişilik listede yer aldığı bildirilen Hüseyin Peri ve Mahmut Gazi Tatar’ın Tel Abyad’ı IŞİD’den aldıkları sırada PYD tarafından esir edildiği bilgisi var.

PYD örneğin Tatar ile yapılmış bir konuşmayı yayınlamış.

Muamma ve soru şu: IŞİD tehdidi altındaki Süleyman Şah Türbesi’nin Türkiye sınırına yakın bölgeye 13 Mart 2014’te nakli için (koşulların gerektirmesi üzerine) PYD ile temas kuran hükümet, acaba Türk vatandaşı bu IŞİD’cilerin iadesi, sorgulanması için de temas kurmuş mudur?

***

Acaba kurup, sorgulayıp, sorgulanmasını sağlayıp onlardan belki de IŞİD’in Türkiye’deki başka eylemleri için bilgi alsaydı, tabii eğer Davutoğlu’nun şüphesi doğruysa, Ankara bombalamasını IŞİD yaptıysa, bu eylemin engellenmesi mümkün olur muydu?

Geçmişe dönük varsayımlar üzerine sağlıklı sonuçlar elde etmek zor, doğrudur.

Ama Türkiye tarihinin bu en kanlı terör eyleminde canlarımız yanarken bu soruyu, gelecekteki tehlikeleri bertaraf etme adına sormak meşrudur.

***

Başbakan bu şüpheyi dile getiriyorsa, elinde MİT, Emniyet gibi kuruluşların istihbaratına dayanarak söylüyordur ve biz de ciddiye almak zorundayız.

Peki, o zaman Türkiye’deki IŞİD tehlikesinin bertaraf edilmesini belki de kolaylaştıracak soruşturmaların derinleştirilmesi için kurban avukatlarının devreye girmesi neden engelleniyor?

Diyarbakır ve Suruç dosyalarına konan avukat erişimi kısıtlamasının ardından, dün de Ankara bombalamasına mahkeme kararıyla getirilen kısıtlamanın kaldırılması, bu katillerin ve arkasındakilerin yakalanıp yargı önüne çıkarılmasını, belki başka eylemlerin önlenmesini sağlayamaz mı?

***

Bir başka ayrıntı daha var son iki gündür alttan alta işlenen.

Şöyle bir psikolojik propaganda tezi: Efendim, katil IŞİD üyesi çıksa bile, nereden bilinecekmiş ona emri IŞİD’in verdiği, mesela neden PKK vermiş olmasınmış? Profesör ünvanlı kişilerden, sıradan ekran tetikçilerine dek günlerdir bu tez adeta bir altlık olarak işleniyor.

PKK’nın bu tür terör eylemleri yapmadığından değil, ama neden gerek duyulur böyle bir karartma çabasına, bundan kim ne çıkar sağlar? O da bir başka muamma.

***

Ankara saldırısı seçimlere 21 gün kala yapıldı, Bugün 18 gün kaldı.

Başbakan Davutoğlu, seçimlerin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını da açıkladı dün.

Ama madem şüpheler belli bir terör örgütü üzerinde yoğunlaşıyor, hepimizin can güvenliği ve ayrıca seçim teminatı için o örgüte karşı hükümetten daha fazla çaba beklemek hakkımız.

***

Davutoğlu’nun “Ama bu AK Parti hükümeti değil, seçim hükümeti dediği bir sırada, ne de olsa yılların siyaset gazetecisi olan Serpil Çevikcan’ın, bunun sorumluluğun kendi yönetimindeki hükümette olduğu gerçeğini değiştirip değiştirmeyeceği sorusuna “Evet” cevabı vermesi zaten beklenti adresimizi teyit ediyor.

Katiller bulunmalı, arkasındakiler ortaya çıkarılmalı ve yargı önünde hesap sorulmalı.