Pilotların kaçırılmasından El Kaide ile küresel savaşa

Suriye ve Irak'ta bölgedeki (Lübnan gibi) diğer ülkelere yayılan istikrarsızlık, 11 Eylül 2001'de El Kaide'nin ABD'ye saldırmasıyla başlayan 'Küresel Gerilla Savaşının' yol açtığı zehirli atmosferin Türkiye'yi daha fazla etkilemesine yol açabilir.
Pilotların kaçırılmasından El Kaide ile küresel savaşa

El Kaide'nin Usame Bin Ladin'in yerine geçen lideri Eymen el Zevahiri.

Türk Hava Yolları’nın iki pilotu dün sabaha karşı Lübnan’da kaçırıldı. El Cedid TV istasyonunu arayan kimliği belirsiz kişiler, kaçırmayı ‘İmam Rıza Hacıları’ diye, daha önce duyulmamış bir örgüt adına üstlendiler. İsme bakarak kaçıranların ya (Hizbullah ile muhtemel bağlara sahip) Şii militanlar olduğu, ya da kendilerine bu süsü vermek istedikleri sonucuna varılabilir.

Kaçıranlar, Türk pilotları Mayıs 2012’de Suriye’de kaçırılan 11 Lübnanlı hacı adayı serbest bırakılana dek tutacaklarını da ilan etmişler. Hizbullah, Şii hacıların kaçırılmasından dolayı, Suriye’deki rejime karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) sorumlu tutuyor, ÖSO’yu desteklemesinden dolayı da Türkiye’yi eleştiriyor. Türkiye de İran, Rusya ve sözünün geçeceğine inandığı herkese, Suriye rejimi için fiilen savaşan Hizbullah’ın Lübnan’a çekilmesi talebinde bulunuyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son İran seyahatinde ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD ve Rusya devlet başkanlarıyla son konuşmalarında ortak konu Suriye’deki iç savaş olmuştu.


EL NUSRA’NIN KURULUŞU
Zaten işler de burada iyice karışmaya başlıyor. Suriye’deki isyancı güçlerin ana gövdesini, Sünni çoğunluk içinde örgütlü, Mısır kökenli (ama bütün Orta Doğu’da yaygın) Müslüman Kardeşler (ihvan-ı Müslimin) oluşturuyor. Ancak 2012 Ocak ayında Sünni gruplar önemli, bir parçalanma yaşadı. El Nusra Cephesi adlı bir örgütün kuruluşu, lideri Ebu Muhammed el Gulani tarafından ilan edildi. El Kaide lideri Usame bin Ladin’in 2 Mayıs 2011’de Pakistan’da Amerikan komandoları tarafından öldürülmesi ardından örgütün başına geçen Eymen el Zevahiri, Gulani’nin adamı olduğunu Mayıs 2013’de, Ankara’nın inanmak istemeyen bakışları altında teyit etti.

El Nusra’nın sahneye çıkışı ÖSO’yu da, Suriye muhalefetini de zayıflattı. Çünkü Gulani de, Zevahiri gibi, ABD ve müttefiklerine küresel darbeler vurmak gerektiğine inanıyordu; yerel, ya da (Suriye’de rejim değişikliği türünden) milli hedefler Kaide’nin katı Sünni anlayışına uymuyordu. Nitekim iki ay sonra Mısır’da İhvan destekli Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin darbeyle devrilmesi, Suriye’deki İhvan’ı daha da zayıflattı; Ankara dâhil destekçilerini de üzdü.

Ama El Nusra’nın çıkışı El Kaide içindeki bir görüş ayrışmasını biraz daha su yüzüne çıkardı. Zevahiri’nin açıklaması, El Nusra’nın kendilerinin bir kolu olduğunu öne süren Irak’taki Kaide örgütlenmesini de yalanlıyordu. Irak Kaidesi, El Nusra çıkana dek Yemen Merkezli, Arap Yarımadası El Kaidesine (AYEK, İngilizce kaynaklarda AQAP) yakın duruyordu.


BİRLEŞEN KOLLAR
AYEK, 2009 yılında Kaide’nin Yemen ve Suudi Arabistan kollarının birleşmesiyle kurulmuştu. Bir bakıma kendisine 2003 yılında Kuzey Afrika’da kurulan ve halen Mali’de Fransa ve Afrika lejyonuyla savaşan İslami Magrip El Kaidesi, İMEK, ya da AQIM federasyonunu örnek alıyordu. Başında nispeten genç, ama kıdemli Yemenli bir militan, Nasır El Vuheyşi vardı ve önceliği küresel hedeflerden çok yerel hedeflere, mesela Sudi Arabistan ve Yemen’de iktidarı değiştirip, daha katı bir Şeriat yönetimi kurmaya veriyorlardı.

Üstelik daha önce kendilerini küresel eylemlerde kanıtlamışlardı. Vuheyşi genç yıllarında katıldığı El Kaide’de Usame Bin Ladin’in özel kalem müdürü gibi yakın pozisyonda çalışmıştı. İranlılar tarafından 2001’de yakalanıp Yemen’e verilmiş, orada hapsedilmişti. Ama 2006 yılında (2000 Ekim’inde ABD donanmasının USS Cole gemisine saldırıp 17 askeri öldürmekten sorumlu Cemal Ahmed Bedevi’nin de bulunduğu arkadaşlarıyla cezaevinden kaçıp, Yemen örgütünün başına geçmişti.

Vuhayşi’nin başa geçmesi ardından El Kaide’nin bölgesel eylemleri artmış, ancak NATO donanmasıyla kontrol altına alınabilen Hint Okyanusu’nda korsanlıktan, aslında İMEK’e bağlı çalışan Somali’deki El Şebbab örgütüne dek örgüt kitlesel özellik kazanmaya başlamıştı. Bu arada El Şebbab’ın 28 Temmuz’da Somali’deki Türk Büyükelçiliğine ‘Şeriat devletini engelliyor’ gerekçesiyle saldırıp polis Sinan Yılmaz’ı şehit ettiğini hatırlatalım.)


EL KAİDE’NİN ‘2 NUMARA’SI
Zevahiri, Vuhayşi’nin örgüt içinde artan ilgi ve desteğine daha fazla karşı duramayarak onu Ladin’in yerine geçmesinden bu yana boş duran ‘Umumi Amir’ makamına atadı; bu El Kaide’nin iki numarası demekti.

Bu atama, (henüz kesin değil ama) muhtemelen 31 Temmuz-1 Ağustos tarihlerinde Zevahiri’nin Irak, Suriye, Nijerya (Boko Haram), Mali (IMEK) ve Pakistan Talibanı ile yaptığı görüşmelerde duyuruldu. (El Kaide’nin artık elektronik haberleşme kullanmaya başlaması inanılır gibi değil; akıllara artık gizli örgüt olmaktan çıkmayı mı istediği sorusunu getiriyor.)

ABD istihbaratını bu gelişme alarma geçirdi.

Çünkü ondan önceki hafta başka alametler de belirmişti.

Örneğin, El Kaide içinde batı için de çalışan bir ikili ajan aracılığıyla sıvı patlayıcı madde emdirilmiş iç çamaşırları ve giysilerin varlığı öğrenilmişti. Üstelik bunun havaalanı ve konferans salonu gibi yerlerdeki gelişmiş kontrol cihazlarıyla dahi saptanması imkânsızdı. İntihar bombacıları bunları giyip kendilerini ve hedeflerini uçurabilirdi.

Bu sıvı bombayı geliştiren, Vuhayşi’nin bombacısı İbrahim el Asiri idi. Asiri, hedefini yok etmek için sınır tanımayan gerçek bir teröristti. 2009’da, Vuyahşi’nin AYEK’i kurup başına geçtiği yıl, Suudi Arabistan’ın o zamanki Terörle Mücadele Başkanı, şimdinin İçişleri Bakanı Muhammed bin Nayef’i öldürmek için müthiş bir plan yapmıştı. Kendi kardeşini ‘saf değiştiriyor’ görüntüsü altında Nayef’e yaklaştırıp patlatmaktı plan. Güvenlik duvarını aşmak için Asiri bombayı kardeşinin makatına yerleştirdi. Kardeşi, 27 Ağustos 2009’da bombayı patlatıp havaya uçtu, ama iç organların yastık etkisiyle Nayef yaralı kurtulmuştu. Dolayısıyla Asiri’nin yeni bir icatla sahneye çıkışı, onu kullanmak istediğine işaretti.


ÜÇ BÜYÜK FİRAR
İkinci işaret, Temmuz’un son haftasındaki üç büyük hapishane kaçışı idi. 22 Temmuz’da Irak, 27 Temmuz’da Libya ve 30 Temmuz’da Pakistan’daki hapishane baskınlarıyla iki bine yakın El Kaide ve Taliban taraftarı kaçırıldı; bu iki bine yakın canlı bomba adayı anlamına da geliyordu.

Zevahiri’nin bu gelişmeler üzerine Vuhayşi’ni El Kaide’nin iki numarası yapmasının Batı istihbarat servislerine göre anlamı, Vuhayşi’nin kendini ispat etmek, görevine layık olduğunu göstermek için gerçekten büyük, hem bölgesel, hem küresel anlamı olan bir eylem yapmak isteyeceği idi.

ABD bunun üzerine 5 Ağustos’ta ‘büyük’ Ortadoğu’daki 19 büyükelçiliğinde (sonra 22) önce işlemleri durdurdu, sonra başta Yemen olmak üzere tahliye etti. Ardından da Yemen’de El Kaide’ye operasyonlara başladı.

Bugünlerde bölgemizde olan biten, belki olacakların başlangıcıdır.

El Kaide Türkiye’ye zaten daha önce saldırmış bir örgüt; 2003 yılında 15 ve 20 Kasım’daki saldırılarda 57 kişiyi öldürdü, 300’den fazlasını yaraladı. Suriye ve Irak’ta bölgedeki (Lübnan gibi) diğer ülkelere yayılan istikrarsızlık, 11 Eylül 2001’de El Kaide’nin ABD’ye saldırmasıyla başlayan ‘Küresel Gerilla Savaşının’ yol açtığı zehirli atmosferin Türkiye’yi daha fazla etkilemesine yol açabilir.

Bir yandan çözüm sürecindeki Kürt sorunu varken, Ortadoğu’ya ilişkin dış ve güvenlik siyasetinin bu gelişmeler ışığında gözden geçirilmesinde fayda var.