Piyaz hazır da, köfte nerede?

Başbakanın konuşması, Kürt açılımına yeni bir açı vermedi. Sofrada piyaz, salata hazır, ama köfte henüz yok. Yöntemdeki hata amacı engelliyor

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dünkü Ulusa Sesleniş konuşması beklentilerin yükseldiği Kürt açılımı konuşmasında genel bir değerlendirmenin ötesine geçmedi. Başbakan, iki gün öncesinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı devir-teslim töreninde atılacak adımlara ilişkin bir açıklama olup olmayacağına ilişkin sorularımızı Ulusa Sesleniş konuşmasındaki ‘genel değerlendirmesine’ yönlendirmişti zaten.
Konuşmada ‘Açılıma’ ilişkin herhangi bir ayrıntı yok, ama genel çerçevenin son MGK toplantısı ve ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Zafer Haftası mesajıyla birlikte değerlendirilebilecek ‘güçlendirilmesi’ söz konusu.
Erdoğan, Ulusa Seslenişi ile Kürt açılımı nedeniyle yalnızca muhalefette değil, toplumun başka kesimlerinde de ortaya çıkan ‘bölünme’, ‘etnik çatışma’ korkularını gidermeyi amaçlamış sanki.
Bu kesimlere AK Parti bünyesinin dahil olduğunu söylemek gerekiyor. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu kadar sert ve uzlaşmaz tutumu altında, gelecek seçimlerde milliyetçi duyguların özellikle yoğun olduğu İç Anadolu, İç Ege, Karadeniz bölgelerindeki seçmeni etkileme çabası da yok mu acaba? CHP lideri Deniz Baykal’ın muhalefet ağırlığını İstanbul başta olmak üzere Marmara, kıyı Ege ve Akdeniz’de yoğunlaştırmasında ileriye dönük benzeri kaygıların hiç mi yeri yok. Bu bölgelerdeki AK Parti teşkilatı, milletvekilleri bu huzursuzluğu bir şekilde Genel Merkez’e, Başbakan Erdoğan’a yansıtmıyorlar mı? Dolayısıyla Erdoğan’ın yaptığı türden bir ‘endişe giderme’ girişimi, yalnızca muhalefetin çıkışlarıyla daha da duyarlı hale gelmiş bir kamuoyunu değil, kendi parti bünyesini de teskin etmeyi hedefliyor.

Atalay haftaya konuşursa
Erdoğan dünkü konuşmasıyla, yapılan bütün eleştirilere karşı,
1- Süreç kesilmeyecek, hükümetin irade zafiyeti yok,
2- Süreç zaten devlet kurumlarıyla birlikte, devlet hassasiyetleri üzerinde yürütülüyor demek istiyor.
Erdoğan sürecin neyi yapmayacağını biraz geç de olsa söyledi: Anayasa’nın giriş maddelerinde yazılı ülkenin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı gibi konulara dokunulmayacak. Erdoğan’ın şimdi, zaten baştan itibaren bu konulara dokunma gibi bir niyetin olmadığını söylemesi, baştan itibaren bunların vurgulanmaya gerek duyulmamış olmasından da kaynaklanıyor.
Bu durum ister istemez sürecin tavsamaya mı başladığı sorularına yol açıyor. Orgeneral Başbuğ’un (her üç parti tarafından da kendi çizgilerini doğrulayacak şekilde desteklenen) çıkışının toplumda, adeta bir kovboy filminde John Wayne’in bara girip havaya iki el ateş ederek kavgaya son vermesi şeklinde algılanmasına neden oluyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, adeta devreye girmek istiyor, ama neticede sorumluluk üzerinde olan Başbakan Erdoğan’ın işine fazla karışmaktan da çekindiği izlenimini veriyor.
Ankara’da şimdi İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın haftaya yapmayı düşündüğü basın toplantısında ne söyleyeceği konuşulmaya başladı. Ama o konuşmanın da şimdiye dek izlenen süreci özetlemenin ötesine geçeceği yolunda bir işaret yok. 

Karargâhtaki hata cephede
Yani Erdoğan’dan duymadığımız gibi, şu aşamada Atalay’dan da sürecin aslında ne olduğu, (barış, kardeşlik, kanın durması gibi genel ve kimsenin karşı çıkmayacağı kalıplar dışında) nereye, nasıl gitmekte olduğu konusunda bir şey duymak sürpriz olur.
Oysa insanlar artık bir şeyler duymak, nereye doğru gidildiğini siluet halinde bile olsa görmek istiyor.
AK Parti’de bu konuları kamuoyuna anlatmak amacıyla görevlendirilen sözcülerin, hatta bu işin içinde görünen bazı bakanların dahi ne olup bittiğine dair kapsamlı bilgiye sahip olmadığı izlenimi yayılıyor. Ankara’da Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı (ve bir ölçüde İçişleri Bakanı Atalay ve MİT Müsteşarı Emre Taner) dışında kimsenin kapsamlı bilgiye sahip olmadığı dahi konuşuluyor.
Teşbihte hata olmaz: Sofra kurulmuş, piyaz, salata hazır, ama köfteler henüz yok. Izgaraya atılıp atılmadığını bile bilmiyoruz. Köfte nerede?
Süreç sanki askerlerin ‘Karargâhta yapılan hata, cephede ortaya çıkar’ sözünü doğruluyor. Doğru bir işi, yanlış yöntemle yaparsanız, kendinize engeller çıkarmış olursunuz.
Erdoğan baştan itibaren bu işe CHP’yi de (sözde değil, özde) katarak yapma çabasına girseydi, hem toplum katmanlarındaki tartışma daha sağlıklı yürütülebilir, hem de süreç üzerine gölge düşürülmemiş olurdu. Yine de siyasette hiçbir zaman çok geç değildir.