PKK, DTP'ye vekalet verdi ama...

Türkiye gazetesindeki Karayılan mülakatı, PKK'nın dağ kampındaki koşullar hakkında değerli bilgiler veriyor

Türkiye gazetesi muhabiri Osman Sağırlı’nın Kandil’de PKK liderlerinden Murat Karayılan ile yaptığı mülakat bize açılım sürecinde PKK’nın son durduğu yer konusunda değerli bilgiler veriyor.
Bundan önceki son bilgileri mayıs ayında Hasan Cemal’in Milliyet’teki mülakatından almıştık. Aradan çok zaman geçmedi, ama köprülerin altından çok su aktı.
Öncelikle hükümet, dün İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın (CNN Türk’te Cengiz Çandar ve Hasan Cemal’e) açıkladığı üzere 2008 Eylül ayından itibaren hazırladığı Kürt açılımı projesini kamuoyuyla paylaştı. İniş çıkışlı -ve yer yer Ergenekon, telefon dinleme, yargı-hükümet kavgası nöbetleriyle gölgelenen bir süreç sonucu,
10 ve 13 Kasım günleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışıldı.
Yine bu sürede Murat Karayılan, PKK yönetim kademelerindeki diğer iki isim, Rıza Altun ve Zübeyr Aydar ile birlikte ABD hükümeti tarafından uluslararası uyuşturucu kaçakçısı ilan edildi, ABD’deki hesaplarına el konulacağı açıklandı. Bu daha çok sembolik bir hareketti ve PKK etrafındaki çemberin daraldığı işaretiydi.
Nitekim Karayılan Türkiye gazetesi mülakatının 23 Kasım’daki bölümünde ABD’ye açıktan tepki göstermiyor. Dünkü bölümünde ise anlam veremediğini söyleyerek önemsizleştirmeye çalışıyor. Ama ilginç bir şekilde tepkisini ‘Kürt sorununun sürmesini istemekle’ suçladığı Almanya’ya yöneltiyor. Burada Almanya’ya yönelik üstü kapalı bir tehdit de söz konusu; ne de olsa Almanya, oradaki Kürt kökenli nüfus ve onların içindeki faaliyeti nedeniyle PKK’nın asli gelir ve eleman kaynakları arasında.
Ancak Karayılan mülakatının dün yayımlanan bölümündeki asıl önemli yan, “Bizimle görüşmeleri gerekmiyor. DTP var. Devlet DTP’yi muhatap alırsa, bu muhataplığı biz de kabul ederiz. Tabii karar verilirken, DTP’nin de bizimle diyalog kurması gerekir.”
Görüldüğü gibi, bundan bir süre önce DTP’li Ahmet Türk’ün ‘Muhatap biz değiliz’ demesine karşın, PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın DTP’nin kendisini temsil etmediğini söylemesine karşın, PKK’nın fiili lideri Karayılan DTP’ye şartlı vekalet veriyor.

Şartlı vekalet ve Öcalan
PKK’nın Kandil’deki liderinin vekalet şartı iki tane: 1- ‘Devletin’ DTP’yi muhatap alması, 2- DTP’nin de kendilerine danışmadan adım atmaması.
Burada bir algılama sorunu göze çarpıyor. DTP’nin Meclis’te grubu bulunan bir siyasi parti olmasının, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile görüşüyor olmasının, yendien görüşmesinin Kandil’deki PKK için DTP’nin ‘devletle’ müzakere ediyor görüntüsü vermesi önemli. 1980’lerin Sandinista romantizmi içinde masanın iki yanına oturularak yürütülmüş bir ‘barış görüşmeleri’ tablosu mu bekleniyor? Belki de.
İkinci şart da ilginç. Karayılan, DTP’lilerin kimden akıl almaları gerektiğini açıklıyor: Ya kendisinden, ya da Avrupa’daki Zübeyr Aydar’dan. DTP’liler için ABD tarafından uyuşturucu kaçakçısı damgası vurulmuş bu iki isimden akıl alıp, aynı Meclis çatısını paylaştıkları Türk başbakanıyla öyle görüşmeye oturmaları nasıl bir anlam taşır? Onu kestirmek güç. Ancak Karayılan’ın bu adresi vererek DTP’yi daha da zor bir duruma düşürdüğü açık.
PKK’nın Kandil liderinin, bu tabloya PKK’nın İmralı’daki kurucu liderini almaması da ilginç. Mülakat verdiği örgüt kütüphanesinde Öcalan’ın bir fotoğrafı görünüyor gerçi. Ancak söyledikleri, Öcalan’ın kendi hapisliğini ön plana koyan söyleminden çok örgütünü öne çıkaran bir nitelik taşıyor.
Öcalan’ın İmralı’daki yeni hücresinin eskisinden daha küçük olmasına, diplomatik bir anlam yüklediği, görüşçülerine sarf ettiği ‘kışkırtma’ sıfatından belli. İzmir olaylarıyla kesintiye uğramadan önce DTP’nin de güncel konusu Öcalan’ın hücre boyutlarının diplomatik anlamıydı.
Adeta Kandil ile İmralı, Kürt açılımına farklı pencerelerden bakıyor gibi bir izlenim ortaya çıkıyor. DTP ise, ne yazık ki hangi pencereyi açacağı konusunda da çelişki yaşıyor. Karayılan’ın DTP için kullandığı cümle bile, bakışı hakkında fikir veriyor: “Bu insanlar zaten olup bitenden çok ürküyor.”
Bu mülakatın ortaya çıkardığı sonuçlardan birisi de, açılımın başarıya ulaşması için DTP’nin kendisini Kandil, ya da İmralı’ya değil, seçmenine ve Türkiye kamuoyuna anlatmaya öncelik vermesi gerektiği. Asıl vekalet mercii sandık olmalı çünkü.