PKK ile mücadelede 2009 dönemi

Erdoğan başkanlığında Başbuğ?un katılımıyla dün yapılan toplantı, PKK ile mücadelede yeni bir sayfa açabilir

Ankara 2009’un PKK ile mücadelede dönüm yılı olmasını öngörüyor. Dün Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un da katılımıyla yapılan üst düzey güvenlik toplantısının böyle bir özeti olduğu anlaşılıyor.
Bu düzeydeki son toplantının 14 Ekim 2008’de Orgeneral Başbuğ’un Bakanlar Kurulu’yla toplanması ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı yeni bir koordinasyon birimi oluşturulması olduğu hatırlarda. Onun ardınan 4 Kasım’da da Başbakan Erdoğan ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu (TMYK) üyesi bakanlara Eğirdir Dağ Komando Okulu’nda verilen özel eğitim tatbikatlı bilgilendirmesi vardı.
Aradan geçen süre sorunsuz değildi. İstihbarat paylaşımı konusunda Emniyet, Jandarma ve MİT arasındaki bazı ihtilafları bütünüyle gidermek mümkün olmadı. Egemenlik alanlarından vazgeçmekte kıskanç davranan kurumlar oldu. Kurumların kendi içlerindeki çekişmeler, gruplaşmalar, birbirleriyle olan ilişkilerine yansıdı. Neticede başlı başına bir icra kurulu gibi hareket etmesi fikrinden yola çıkan Güvenlik Müsteşarlığı, daha çok fikir üretip icra makamlarına sunacak bir kimliğe sahip olacak gibi görünüyor.
Diğer yandan hem PKK ile mücadele konusunda, hem de genel olarak Kürt meselesinde keskinliklerin giderilmesi konusunda önemli adımlar atıldı aradan geçen sürede. Bunların başında TRT’nın ‘TRT Şeş’ adıyla Kürtçe yayınlara başlaması geliyor. Devlet eliyle Kürtçe televizyon, hükümetin de, Türkiye’ye yardım etmek için gerekçeye ihtiyaç duyan ülke ve grupların da elini rahatlattı. Diplomasinin gözlerden uzak tutulması, Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik’e fazladan manevra alanı verdi; Irak Kürtleriyle daha derinlemesine temas kurulabildi.
Bu arada PKK’ya karşı hiçbir kapsamlı operasyon haberi alınmadı. Bu adı konulmamış bir ateşkes değildi. Ama Türkiye’nin operasyonlarının PKK’nın saldırıları üzerine yapıldığını dosta düşmana gösterdi. İsrail’in Gazze operasyonunda dünyayı ayağa kaldıracak şekilde sivilleri öldürmekten kaçınmaması ile, Türkiye’nin Irak’taki PKK’ya yürütttüğü onlarca operasyonunda sivil can kaybı olmaması arasındaki fark da gözlendi.
PKK ile mücadele açısından önümüzdeki süreçte birkaç kritik konu var. Birincisi 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde DTP’nin elindeki belediyelerin durumu. Güvenlik güçleri, PKK’nın herhangi bir sandık ihlali yapmaması için önlem alacak. İkincisi, TRT Şeş’i izleyecek yeni ‘kalpleri ve kafaları kazanma’ adımları. Bunlar eğitimle ilgili olabilir, idare ile, yasama ve ekonomiyle ilgili olabilir. Üçüncüsü, PKK’nın seçim öncesi eylemlere geçme ihtimaline karşın sert cevapların hazırlandığı anlaşılıyor. Bu kez Irak’taki Kürt yönetiminden ve ABD varlığından daha kapsamlı destek bekliyor Ankara. ABD’deki Barack Obama yönetiminin Genelkurmay Başkanının ‘askerden askere işbirliği ve PKK ile mücadelenin aynen devam edeceği’ yolundaki açıklama Ankara’yı rahatlattı.
Aslında geniş anlamda Ortadoğu’daki dengelerin ABD açısından da yeniden tanımlanmasında sırasıyla İsrail’deki genel, Türkiye’deki yerel ve İran’daki başkanlık seçimleri önem taşıyacak.

CHP’nin AB temsilcisi
Dün CHP’nin AB temsilcisi olarak Kader Sevinç’in atanması üzerine yazdıklarıma, Sevinç’in kendisi başta olmak üzere çok sayıda yankı geldi. Öncelikle, CHP’nin kendisini anlatmak için bir AB temsilcisi atama kararını olumlu bulduğumu dün de yazmıştım. Bu konuda bir tereddüt yok. Tereddüt, halen CHP’nin envanterinde -Seviç kusura bakmasın, kendisine yönelik bir saygısızlık amaçlanmıyor- AB ve uluslararası ilişkiler konularında yine genç ama çok deneyimli isimlerin bulunduğunun bilinmesinden kaynaklanıyor. Asla küçümsemek için söylemiyorum. Bir halk çocuğunun Jean Monet bursu alarak eğitim görmesi az şey değildir ve yine Türkiye’de kaç kişinin bu önemli imkândan yararlanmış olduğu kısa bir internet sorgulamasıyla bulunabilir. Ama denebilir ki, ‘Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AB Bakanı tercihi nasıl Egemen Bağış olmuşsa, CHP lideri Baykal’ın AB işgüderi tercihi de Kader Sevinç olmuştur. Bu bir siyasi tercihtir’. O zaman tercih hakkı onların, tartışmak hakkı da vatandaşın ve medyanındır.