PKK saldırıları Türk-Kürt çatışması tehlikesi taşıyor

Bütün siyasi aktörler yaygın anlamda bir Türk-Kürt çatışması tehlikesine "kışkırtmalar" çerçevesinde dikkat çekiyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir.

Yasa dışı PKK dün de Dilucu’da vurdu; 13 polisin şehit edildiği haberi Başbakan Ahmet Davutoğlu’ya, 6 Eylül günü Dağlıca’da şehit edilen 16 askerden 10’unun cenaze töreni için Van’a seyahati sırasında ulaşmış olmalı.

Davutoğlu çok kızgın ve üzgündü, konuşmasını yaparken sesi ağlamaklı oldu, kendisini zor tuttu.

Van havaalanındaki cenaze törenini hiçbir televizyon canlı yayınlamadı. Yasaklanmamıştı ama resmi görevlileri televizyonlara “nezaketle rica” etmişler, onlar da bu ricaya uymuşlardı; yayın kuruluşları zaten had safhadaki gerginliğe katkıda bulunmak, dahası bununla suçlanmak istemiyor.

***

Dünkülerle birlikte PKK’nın silahlı saldırılarına 3 yıllık diyalog arasından sonra yeniden başladığı 20 Temmuz’dan bu yana, yani yaklaşık 50 gündür katlettiği asker, polis ve siviller yüzü aştı.

PKK saldırıları arttıkça toplumdaki üzüntüyle birlikte gerilim ve öfke de artıyor.

Ve bu öfke her zaman doğru adrese yönelmiyor. PKK’nın 1984’te başladığı silahlı mücadelede şimdiye dek 40 bin kişi öldürüldü, ama militanlarla güvenlik güçleri arasındaki çatışma hep bin yıldır birarada yaşayan, milyonlarca ortak aile kuran Türk ve Kürtlerin günlük hayatında bugünkü kadar çatışma tehlikesine yol açmadı.

***

Son zamanlarda hemen her gün ve gece, PKK’nın terör eylemlerini kınayan kalabalıklar, çoğu zaman kendiliğinden sokaklara çıkıyor.

Ama bu protestoların bir kısmı, özellikle de Doğu ve Güneydoğu dışında HDP binalarına yöneldiğinde protesto olmaktan çıkıp fiziki saldırıya, yakıp yıkmaya dönüşüyor.

HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, sadece 7 Eylül’de, yani Dağlıca saldırısının ertesi günü, 128 binalarının tahrip edildiğini söyledi dün.

Sadece protesto yürüyüşleriyle sınırlı kalmıyor tepkiler. Ankara’nın Beypazarı ilçesinde 7 Kürt tarım işçisinin Kürtçe konuştukları için yedikleri dayaktan polis tarafından kurtarıldığı ajanslara yansıdı dün.

***

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün Yüksekdağ’ın daha önceki (20 Temmuz’da IŞİD’in Suruç katliamından önceki) bir konuşmasında “Gücümüzü PYD’den alıyoruz” demesine atıf yaptı ve bu olanlarda (adını vermeden) “o partinin”, yani HDP’nin sorumluluğu olduğunu söyledi. (Medya olarak biz de payımızı aldık, ama şimdi konu bu değil.)

Erdoğan ilerleyen saatlerdeyse Twitter hesabından vatandaşı kışkırtmalara karşı uyanık olmaya çağırdı.

İşin adını koyarak Türk-Kürt çatışması kışkırtmalarına dikkat çeken ise akşam saatlerinde (aynı zamanda Doğu ve Güneydoğu’da hemen sıkıyönetim talep eden MHP lideri Devlet Bahçeli oldu.

***

Bahçeli’nin “Ülkücü hareketin karanlık odakların dümen suyuna girmeyeceği” sözlerinden birkaç saat önceyse MHP’li Oktay Vural, Ülkü Ocakları’nın Türk milletinin bölücü teröre tepkisini dile getirecek yürüyüşler tertipleyebileceğinden söz ediyordu.

Aslına bakarsanız Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 7 Eylül’deki mesajında mücadelenin terörizmle yapılması “kardeşliğe zarar vermemesi gerektiğini söylerken dolaylı olarak bu Türk-Kürt çatışması tehlikesinden söz ediyordu.

Bu arada dün Iğdır’da şehit olan polislerden Fehmi Şahin’in bir dönem Gül’ün yakın koruma ekibinden olduğu anlaşıldı; Gül ayrı bir üzüntü mesajı yayınladı.

***

Bu ortam CHP’yi de önlem almaya sevk etti.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, teşkilata bir mesaj yayınlayarak “Nefret söylemi içeren hiçbir toplumsal olaya müsaade edilmemesini” istedi.

Kılıçdaroğlu CHP kitlesini kendi girişimi dışında sokağa çıkmasını istemiyor; özellikle ortak yürüyüş, miting gibi çağrılara kapılmalarını ülkenin içinde bulunduğu koşullarda riskli buluyor.

***

Tablo ortada, bütün siyasi aktörler yaygın anlamda bir Türk-Kürt çatışması tehlikesine “kışkırtmalar” çerçevesinde dikkat çekiyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir.

Bu toplumu temellerinden sarsacak önemde bir tehlikedir.

Hükümet başta olmak üzere bütün siyasi ve (medya dahil) toplumsal aktörlerin bu duyarlılıkla hareket etmesinde fayda var.

Bu topraklarda bin yıldır iniş çıkışlarla da olsa devam eden birlikteliğe zarar vermesine müsaade edilmemeli.