PKK'nın IŞİD'le savaştan Kürdistan çıkarma hamlesi

PKK belli ki IŞİD'e karşı mücadeledeki rolünden bağımsız bir Kürt devleti, en azından özerkliği çıkarmak istiyor. Bu hesabını, IŞİD'e karşı özellikle Suriye'deki mücadelede vaz geçilmezliği varsayımına dayandırıyor olabilir.

Sorulacak başka çok soru var ama önce şu:

Bugün seçim yapılsa HDP yine yüzde 13 oy alabilir mi?

Bir başka soru; yüzde 13 oy alamasa da bu artık HDP yönetiminin umurunda olur mu?

***

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın hafta sonu Diyarbakır’da bir parti ve cepheler koalisyonuyla yaptığı ortak açıklamada bağımsız bir Kürt devleti ihtimalini de dışlamayan özerklik, özyönetim talebine desteğini okuyunca bu soruları sormak kaçınılmaz hale geldi.

Tabii bu talebin PKK’nın hendek siyasetinin neredeyse üç ayda, 50’den fazlası çocuk ve yaşlı sivil olmak 200’den fazla hayata, resmi tahminlere göre 100 bin kişinin evini terk etmesine, okulların kapanmasına, hastanelerin bombalanmasına, camilerin tahrip edilmesine malolan bir ortamda yapınca durum daha da ciddiye bindi. 

Bu talep dile gelince Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni anayasa çalışmaları için HDP’ye yaptığı daveti geri aldı; zaten HDP’liler de “çay içirip göndereceklerini” söylemişlerdi.

***

Demirtaş’ın bu açıklaması, iki ayrı gelişmeyle daha örtüştü.

Birincisi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başbakanı Neçirvan Barzani aynı günlerde Türkiye’deydi; hem Başbakan Davutoğlu, hem de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüştü.

Barzani Türkiye’deyken, IŞİD-karşıtı koalisyon güçlerinin havadan, İran yanlısı milislerin karadan desteğiyle Irak ordusu, Ramadi’yi IŞİD’den geri almak için harekete geçmiş, Barzani’nin kuzeyde, Türk ve İran sınırındaki önemi biraz daha artmıştı.

***

İkincisi, ki hem Türkiye, hem PKK açısından daha önemli, PYD milislerinin etkin olduğu bir kara gücü Fırat üzerindeki stratejik konumuyla Teşrin barajını IŞİD’ten almak üzere harekete geçmişti.

Şimdi... Türkiye IŞİD karşıtı koalisyonun en etkili üyelerinden birisi. İncirlik Üssü'nü ve hava sahasını IŞİD’e karşı uçuşlara açmış olması, mücadelenin seyrini değiştiren en önemli etken oldu.

Ne var ki Ankara, PYD’yi PKK’nın uzantısı saydığı için, PYD’nin görev aldığı hiç bir operasyona aktif katkı vermiyor.

***

Sadece bu da değil. Rus uçağının 24 Kasım’da Suriye sınırını ihlali nedeniyle düşürmesi ve Rusya’nın Suriye hava savunmasını son model füzelerle tahkim etmesi ardından Suriye hava sahası fiilen Türk savaş uçaklarına kapanmış vaziyette.

Bir de şu Fırat’ın Batısı’nın PYD/PKK için “kırmızı çizgi” ilanı var.

HDP’li Meral Beştaş, dün Teşrin Barajı’nın alınmasıyla PYD’nın batı yakasına geçeceğini söyleyerek hükümete bu durumda ne yapacağını sorarak nasırına bastı. (Aslında artık Ankara her pürüzü kırmızı çizgi ilan etmekten vazgeçmeli; millet bıktı o çizgilerin çiğnenmesinden, pembeye, mora dönmesinden, ama şimdi konumuz o değil.)

***

İşte HDP’nin PKK’nın diyalogu kesip silah zoruyla özyönetim, özerklik talebine verdiği dolaylı destek bu kırılgan siyasi atmosferde duyuruldu.

Hem de Demirtaş önce AB ve ABD, sonra da Rusya’da temaslarda bulunup döndükten sonra.

Aslına bakarsanız PKK’nın hükümetle 2013 Martı'nda vardığı anlaşma koşullarını, Suriye ve IŞİD kaynaklı (Kobani dahil) gelişmeleri hesaplayarak 2015 Martı'nda değiştirmek istemesinin bütün bu işlerde payı var; nitekim bu defa da o ilişki görülebiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun dün akşam saatlerinde (Erdoğan, Suudi Arabistan’a uçmadan) İstanbul’da daha önce basına duyurulmamış bir görüşmede bütün bunları konuşmuş olması sürpriz sayılmamalı.

***

Manzara hayli karmaşık görünüyor.

PKK belli ki IŞİD’e karşı mücadeledeki rolünden bağımsız bir Kürt devleti, en azından özerkliği çıkarmak istiyor.

Bu hesabını, IŞİD’e karşı özellikle Suriye’deki mücadelede vaz geçilmezliği varsayımına dayandırıyor olabilir.

***

Tabii bu hesabı yaparken PKK’yı yönetenlerin kendilerine sorması gereken sorulardan birisi de acaba kendi vazgeçilmezliklerinin ABD, AB ve batı dünyası açısından Türkiye’nin vazgeçilmezliğinden fazla olup olmadığıdır.

PKK belki de IŞİD’e karşı ABD ve (Türkiye’nin de parçası olduğu) koalisyonla bölgesel taktik ortaklığını kendi açısından Türkiye’nin sadece IŞİD’e karşı değil, Balkan’dan Karadeniz’e, Hazar’dan Akdeniz’e dek yayılan etki alanından daha vazgeçilmez olduğunu hesaplıyor olabilir.

Belki bu hesabı yaparken Türkiye’nin sadece IŞİD’e karşı ve Suriye denklemindeki (mülteciler dahil) rolü nedeniyle ABD ve AB’nin Türkiye’deki (güneydoğudaki durum dahil olmak üzere) insan hakları ihlalleri, hak ve özgürlüklerin durumu üzerinde şu sıra pek konuşmuyor olmalarına bakabilirler.

Bölgede sınırlar bir kez değişmeye başladı mı, yüzyıl önce olduğu üzere nerede duracağını kimsenin tahmin edemeyeceği bir kargaşa ve kan banyosuna yol açma riskini hiç saymıyorum bile.

Ama Kandil’in, PKK’nın hesabı gerçekten Suriye sahasında PYD’nin IŞİD karşıtı koalisyonla taktik işbirliği üzerinde kurulmuşsa, bunun çok riskli bir hesap olduğunu, bedelinin de maalesef bu ülke insanlarının canıyla ödendiğini söylememiz gerekiyor.