PKK'nın oyununa gelmeden yanıt vermek

PKK, Ankara'nın en kırılgan zamanını hesapladı. Şu açık: PKK, hükümeti kendi seçtiği koşullarda harekâta zorluyor.

PKK'nın dün Hakkâri'de düzenlediği terörist saldırının Türkiye'ye yönelik apaçık bir kışkırtma olduğunu görmek için uzman olmak gerekmez. PKK'nın, hükümeti elindeki sınır ötesi operasyon yetkisini, kendi tercih ettiği koşullarda kullanmaya zorladığı açık.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın işleri 5 Kasım'da ABD Başkanı Geoge Bush ile çözüme bağlamak istediğini söylemesinin üzerinden 48 saat geçmeden
PKK saldırdı. Bu meydan okumayı, kışkırtma dışında bir amaçla tanımlamak aslında mümkün değil.
Belli ki PKK'nın 5 Kasım'a kalmasını istemediği bir hesaplaşma, bir hesap var. Bu hesapta, geçenlerde Soli Özel'in çok iyi tarif ettiği gibi, ABD'deki Ermeni karar tasarısı oylamasındaki rüzgârın Türkiye lehine dönmesinin de payı olabilir.
Iraklı Kürtler de Türkiye'nin kritik bir zamanda ABD ile deyim yerşindeyse kafa kafaya gelmesi için yangına körükle gidiyorlar.
Dün Mesud Barzani ile Selahaddin şehrindeki KDP karargâhında buluşan Celal Talabani, Irak Cumhurbaşkanı gibi değil, KYB lideri gibi konuşuyor. Barzani, PKK'yı terörist ilan etmek için önce Türkiye'nin barış planı sunması şartını öne sürerken, Talabani Türkiye'nin istediği PKK kadrolarını vermelerinin mümkün olmadığını söylüyor.
Aynı Talabani, 2-3 Kasım'da İstanbul'da toplanması (hâlâ) öngörülen Irak'a komşu ülkeler zirvesinde ülkesini temsil amacıyla Türkiye'ye
gelmek istiyor ama, dün söyledikleriyle BM şartını dahi ihlal ediyor. BM Şartı'nın 49'uncu maddesi, hiçbir ülkenin topraklarını bir başka ülkeye saldırı amacıyla kullandıramayacağını söylüyor.
Bunu söylerken, PKK'nın neden Ankara'nın kırılgan bir anını kolladığını da söylemiş oluyoruz aslında. Irak Kürtleri, Irak'ın toprak bütünlüğünün vurgulanacağı, belki ek teminatlara alınacağı İstanbul toplantısını sabote etmek istiyorlar.
Sadece İstanbul toplantısına değil, bu amaçla yapılacak bütün toplantılara karşılar.
Bu kanlı oyundan, aslında artık kendileri dışında herkesin karşı olduğu Kerkük referandumunun bu yıl yapılmasını çıkarmak da istiyorlar. Ama ne Türkiye'nin ne de Irak Kürtlerinin bu kadar ileri gitmesinin asıl sorumlusu olan ABD'nin artık bu kadar hasmane bir tutuma onay vermesi mümkün olmamalıdır. Avrupa Birliği'nin durmaksızın insan hayatına mal olan bu oyuna seyirci kalıp, Türkiye ile ona terörist saldırılar düzenleyenleri iki taraf gibi değerlendirme yanlılarına itibar etmesi mümkün olmamalıdır. Arap Birliği'nin, İslam Konferansı'nın ve Birleşmiş Milletler'in bu kanlı şımarıklığa daha fazla prim vermesi mümkün olmamalıdır.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın önündeki denklemin unsurları şunlar:

  • Genelkurmay'ın açıklamasına göre 12 şehit ve 16 yaralıya mal olan saldırı, son iki hafta içinde PKK'nın yol açtığı kayıpları 50'ye yaklaştırdı.
    Dünya üzerinde bu saldırıya yanıt vermeyecek bir hükümet olamaz.
  • Genelkurmay açıklaması, saldırının olduğu andan itibaren askeri birliklerin en sert karşılığı verdiğini gösteriyor. Ancak, yükseltilen beklentiler muhalefet partilerinin (örneğin MHP) Türkiye'nin bir an önce Irak'a girmesi yolunda baskısına yol açıyor.
  • Oysa dolayısıyla bir yandan PKK'ya onu saldırdığına pişman edecek yanıtı verecek kararlılıkla, diğer yandan Türkiye'yi ABD'nin dahi çıkmakta zorlandığı Irak bataklığına saplamayacak serinkanlılıkla hareket etme zorunluluğu var.
  • Böyle bir hareket tarzının asıl olarak ülke içinde asgari müştereklerde ortak davranış gerektireceği de görülüyor. Bu davranış, hükümetin 'etrafımda birleşin' demesiyle olmaz.
    Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dün akşam Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve diğer yetkililerle görüşmesi ardından bugün muhalefet liderlerini Köşk'e çağırması doğru, ama eksik. Doğrusu, Erdoğan ile birlikte, en azında Meclis'te grubu bulunan parti liderlerini aynı masa etrafında toplamak olmalı. Ancak bu tablo içeride ve dışarıda bir birliktelik görüntüsünü oluşturur.
    Erdoğan'ın önündeki takvimde bugün İngiltere'ye gidiş, 24'ünde MGK, sonra Romanya, 29 Ekim törenleri ardından 2-3 Kasım İstanbul ve 5 Kasım'da Vaşington'da ABD Başkanı George Bush ile görüşme bulunuyordu.
    Kritik bir hafta. Her yeni PKK eylemi işleri biraz daha zora sokabilir. Erdoğan'ın bu takvimi gözden geçirmesinde de fayda olabilir.