PKK'nın zor kararı

Şimdi, örgüt kendisini 1999'a göre çok daha güçlü hissederken çekilme koşulunu yerine getirecek midir?
PKK'nın zor kararı

Aslında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Nijer’deki basın toplantısında sürecin devam etmesi bakımından PKK’dan beklediği ilk adımı açıklaması iyi oldu. Kendi ifadesiyle ‘Bölücü terör örgütü kadrolarının’ hemen ve ‘silah bırakarak’ ülkeyi terk etmesi gerektiğini söylemesi, günlerdir bir yandan hükümet, diğer yandan PKK cephesinden yayımlanan reçetelerden önemli bölümünü boşa çıkardı.

Bu açıklamadan kısa süre önce Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan bir yetkili ile telefonda görüşüyorduk. Bana teminatlar vererek son günlerde gazetelerde MİT’in yaptığına dair çıkan haberlerden bir kısmının doğru olmadığını, daha da vahimi, zaten kendilerine de sorulmamış olduğunu söylüyordu. Bu görüşmeden kısa süre sonra Erdoğan’ın Kürt ve güvenlik meselelerinde danıştığı mesai arkadaşlarından Yalçın Akdoğan ile yine telefonda konuştuk. Akdoğan, kendisinin sürecin günlük işleyişinin içinde olmadığını vurguluyor, sürece dair bazı önemli bilgileri kendisinin de yayımlayan gazetelerden haberdar olduğunu söylüyordu. “Keşke biri çıksa da aslında ne olduğunu açıklasa” dememizin üzerinden bir saat geçmeden Erdoğan’ın açıklaması geldi.

Demek ki Erdoğan’ın PKK ile yeni başlayan sürecin devamı için ilk koşulu belli oldu. Sürecin devamı derken kastettiklerimiz arasında örneğin BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın İmralı’da görüşmelere devam ve Erdoğan ile (Demirtaş’ın “Sanki görüşsek cennetin anahtarını almış olacağız” yakınması iyiydi) görüşme gibi taleplerinin de bulunduğunu söylemek lazım.

Tabii bu arada PKK cephesindeki görünümü de tanımlamak lazım. Üç örnek yeterlidir. Birincisi, Demirtaş’ın bir yandan terörle mücadele sürerken müzakerenin devamı konusunun kendilerinin değil hükümetin bileceği iş olduğunu söylemesidir. Bu, BDP’nin PKK avukatıymış gibi algılanan tutumunu yumuşatan bir sözdür. İkincisi, yine Demirtaş’ın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun (Erdoğan’ı kızdıran) kredi açıklamasını olumlu karşılamış olmasıdır. Üçüncüsü de önceki gün Hakkâri’de PKK’nın bir askeri birliğe saldırıp 1 askeri şehit etmesi ve sonrasındaki operasyonda 12 militanını kaybetmesi haberine, dünkü Özgür Gündem gazetesi birinci sayfasında yer verilmemiştir. Onun yerine Demirtaş’ın Meclis konuşması dokuz sütuna manşettir; var olan ‘Bardağın yarısı dolu’ havasını teyit eden en önemli gösterge belki budur.

PKK içinde de mevcut devlet yapısı içinde de başka ülke veya yabancı çıkar grubu arasında da bu sürecin başarısız kalmasını isteyen, bunun için açık, kapalı çalışanlar mutlaka olacaktır.

Peki, PKK bu koşulu yerine getirebilecek midir? Bunun daha önce yaşanmış bir örneği vardır. Abdullah Öcalan’ın yakalanmış ve idama mahkûm edilmiş olduğu 1999 sonrasında, yani PKK’nın süngüsünün en düşük olduğu sırada, örgütün karşı çıkmasına karşın Öcalan’ın ısrarıyla PKK militanları Irak’taki üslerine geri çekilmeye başlamış ama (ayrıntıları Cengiz Çandar’ın TESEV raporunda yazıldığı üzere) o ara hükümetin ne dediğini pek de dikkate almayan güvenlik güçlerince yüzlercesi, adeta avlanarak öldürülmüştür. Şimdi, örgüt kendisini 1999’a göre çok daha güçlü hissederken bu koşulu yerine getirecek midir? Öcalan ve PKK bu zor kararı verirse, hatta silah bırakmadan dahi militanlarını geri çekmeye başlarsa bu işlerin gerçekten değişmeye başladığı yolunda bir işaret olacaktır.