Powell'ın pişmanlığı ve istihbarat dersleri

İngiliz Parlamentosu, Suriye'de askeri operasyona karşı çıktı. Irak'ta sahte istihbaratla işgale girişen ABD-İngiltere Suriye'de yoğurdu üfleyerek yiyor.
Powell'ın pişmanlığı ve istihbarat dersleri

O zaman da acı veriyordu, şimdi de acı veriyor” diye itiraf etti emekli general. Amerikan ABC televizyonu canlı yayınında, ünlü televizyoncu Barbara Walters’ın karşısındaydı; “Sicilimde silinmez bir leke olarak kalacak.”

Tarih 9 Eylül 2005, sözlerin sahibi Colin Powell idi. ABD’nin ilk Afrika kökenli Genelkurmay Başkanı, ilk Afrika kökenli Dışişleri Bakanı’nın pişmanlığı George Bush başkanlığında ABD’nin 19 Mart 2003’te başlattığı Irak işgal harekâtına yasal zemin sayılan 5 Şubat 2003 tarihli Birleşmiş Milletler konuşmasını yapmış olmaktı.

Bütün dünyanın televizyon ekranları karşısına geçip, Amerika’nın Saddam Hüseyin’in elinde ne gibi kitle imha silahlarına (KİS, uluslararası kullanımıyla WMD) sahip olduğunu açıklamasını beklediği o konuşma tam bir fiyaskoydu. Powel, birtakım resim ve canlandırmalar eşliğinde Hüseyin’in elinde kamyon kasalarında yeri sürekli değiştirilen kimyasal ve özellikle de biyolojik silah üretim laboratuvarları bulunduğunu anlatıyordu.

Powell’ın BM konuşmasından kısa süre sonra, 7 Mart 2003’te BM Silah Denetçisi Hans Blix, o zamanki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed el Baradey ile birlikte hazırladığı raporu açıkladı; Irak’ta KİS bulunduğuna dair kanıta rastlayamamışlardı. (Bu rapordan bir hafta önce, 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, AK Parti hükümetinin Irak’ın işgali için toprakları Amerikan askerine açma tezkeresini geri çevirmişti.) BM raporuna rağmen, Powell’ın konuşmasıyla güçlenen 1441 sayılı ‘yaptırım’ kararına dayanarak ABD ve İngiltere düğmeye bastılar. İşgal başladı, Saddam Hüseyin devrildi, ‘Yeni Irak’ kuruldu, ABD’de ilk Afrika kökenli başkan Barack Obama seçildi, Irak’tan askerleri çekmeye başladı ve ortaya bugün iktidardaki Şii taassubu ile Sünni tabanı hareketlendiren El Kaide terörü arasında sıkışmış, bunalmış Irak çıktı.

Powell’ın pişmanlığı niye miydi? Verdiği bütün bilgilerin yanlış, dahası yalana dayandığı kısa süre sonra anlaşıldı. Bölgeyi ateşe atan işgal, bir tek istihbarat kaynağından gelen ve çok sonra, 2011 yılında ‘yalan söylemiş olduğunu’ itiraf eden ihbara dayanıyordu.
Bu kişi 1968 doğumlu, 1999’da Almanya’ya turist pasaportuyla gelip ‘Sahtekârlık yaptığı için ölüm cezası alabileceği’ gerekçesiyle iltica talebinde bulunan kimya mühendisi Refid Ahmed Elvan el Cenabi idi. Asıl peşinde olduğu, Yeşil Kart alıp Amerikan vatandaşı olarak hayatını sürdürmekti. Alman istihbaratı BND’ye Irak’ın KİS programına dair ihbarlarda bulundu. BND bunlara tam inanmasa da 11 Eylül 2001 El Kaide saldırıları ortamında bunları Amerikan askeri istihbaratı DIA ile paylaştı. Bilgiler oradan Amerikan merkezi istihbaratı CIA ve İngiliz gizli servisi MI6 önüne geldi.

CIA ve MI6 de bu bilgileri tam güvenilir bulmadı. O süreçte Amerikan tarafına geçip CIA tarafından sorgulanan eski Irak Dışişleri Bakanı Naci Sabri ve İngiltere’ye iltica edip MI6 tarafından sorgulanan Irak İstihbarat Şefi Tahir Habbuş el Tikriti kesin ifadelerle Saddam’ın elinde KİS olmadığını söylemişlerdi.

Ama istihbaratın verdiği bu bilgiler, ideolojik ilkeleri siyasi gerçeklerin önüne geçen neo-con Bush yönetimi ve onun İngiltere’deki stratejik ortağı Tony Blair’in resmi raporlarına yansımadı. El Kaide’nin Saddam gibi kanlı ama laik bir diktatörden destek almak bir yana, onun hedefinde olduğunu görmek istemediler. Iraklı sahtekâr muhbirin yalanını esas almayı tercih ettiler. Sonuç meydanda.
Aynı İngiltere’nin parlamentosu 29 Ağustos akşamı yaptığı oylamada, Obama’nın stratejik ortağı David Cameron hükümetinin Suriye’ye gerekirse askeri müdahaleye katılma planını 272’ye karşı 285 oyla reddetti.

Bu bir dönüm noktası sayılabilir. İngiltere Parlamentosu’nun bu kararından sonra, zaten sütten ağzı yandığı için yoğurdu üfleyerek yiyen Obama çok daha temkinli olmak zorundadır.

Çehov kuralı gereği sahnede silah görünmüşse perde kapanana dek patlar. Bu bir caydırıcılık meselesidir; Amerika’nın bu kadar silah yığınağı yaptıktan sonra onu kullanmadığı bir örnek yok henüz. Ancak oyunun kuralları değişiyor.

Aslında Cameron, bu oylama öncesi henüz ellerinde Suriye’de Beşar Esed güçlerinin kimyasal silah kullandığını gösteren kesin kanıt olmadığını açıklamak zorunda kalmıştır. Benzeri bir açıklama daha önce Obama’dan da gelmiştir. Aynı şekilde düne kadar askeri müdahaleye hazır olduğunu söyleyen Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande, benzeri bir kararı Fransız Meclisi’nden geçirmekte zorlanacaktır; hiç getirmeyebilir.
Obama’nın asıl hedefin Suriye liderini devirmek değil, kimyasal silah kullanımını durdurmak olduğunu açıklamasının ardından, böyle bir kanıt ortaya çıkmadıkça, Suriye’ye dış askeri müdahale yakın bir ihtimal olmaktan çıkmıştır. O yüzden sembolik vuruş türünden içeriği boş açıklamalar yapılıyor.
Batı’nın bu temkinli duruşunda, Irak ve daha önceki Afganistan deneyimlerinde görülen, işgal hareketlerinin Batı karşıtı radikal siyasi İslam hareketlerini daha da güçlendirdiği saptamasının da payı vardır. Suriye’de kanlı Esed yönetimi devrildiğinde ‘Yeni Suriye’de işbaşına çok daha kanlı bir yönetimin El Kaide baskısı altında siyasi İslamcı muhalefet eliyle gelmeyeceğinin bir garantisi yoktur. Şam’ın elindeki (sadece KİS değil, füzeler gerçek) silahların o zaman kimlerin eline geçeceği de sorgulanmaktadır. Ama ‘Yeni Suriye’nin savaş yoluyla kurulmayacağı az çok ortaya çıkıyor.
Madalyonun diğer yüzünde Şam yönetiminin ‘Nasıl olsa vurmayacaklar’ cesaretiyle kendi halkının bir kesimine çok daha fazla şiddet uygulaması endişesi vardır. Esed’in burnunun dibine yığılan dünyanın en etkili askeri gücünden ve “Türkiye, İsrail ve Ürdün’e saldırırsan girerim” yolundaki ABD (ve Türkiye özellikle, ayrıca NATO) tehdidinden ders alıp katliamlara son vereceğini düşünmek fazla iyimserlik olur. Keza, hamisi Rusya’nın Suriye yönetimini sakinleştirme ihtimali şüpheli.
Yani büyük savaş ihtimalinin azalması, Suriye’de iç savaş ve kan dökülmesini durduracağa benzemiyor.
Siyasi cephedeyse Rusya’nın Suriye yönetiminin arkasında kararlı duruşu, şimdilik başarıya ulaşmış görünmektedir. Öte yandan Doğu Akdeniz’deki bu askeri yığınağın Rusya’yı Esed’i İkinci Cenevre görüşmelerinde muhalefetle birlikte masaya oturmaya zorlamaya ikna etmiş olması muhtemeldir. Obama’nın ‘kararsızlığı’nın arkasında gizli diplomasiye zaman kazanma niyeti olup olmadığı yakında ortaya çıkar.
Son bir not. ABD ve İngiltere yönetimlerinin Irak trajedisinin ardından Suriye’de sergiledikleri nispeten temkinli tavır, eski hatalardan ders çıkardıklarını gösteriyor. Daha iyi işleyen demokrasilerde böyle oluyor. Diğerlerinde ise yönetimler kendilerinde hiç kusur bulmuyor, her yaptıklarını doğru sayıyorlar, bütün sorunların kaynağını başka yerlerde arıyorlar. Bu önemli bir fark.