Prens Charles ile sohbet

İngiliz tahtının veliahtı Galler Prensi Charles Türkiye'ye ve bölgeye anlamaya çalışarak, derinlemesine ve samimiyetle bakabiliyor ve Türkiye'nin geleceğine ilgi duyuyor.

Galler Prensi Charles ve Cornwall Düşesi Camilla Parker Bowles,
İngiltere'nin Ankara Büyükelçiliği'ndeki kabul salonuna girdiklerinde her şey hazırdı. Saydam gösterisi için perde kurulmuş, perdenin iki yanına birer kürsü yerleştirilmiş ve her zaman klasik oturma gruplarıyla döşeli salonda 60 kadar izleyiciyi ağırlayacak şekilde sandalyelerle oturma düzeni oluşturulmuştu.
Prens Charles ve Cornwall Düşesi girerken, daha önce protokol görevlisinin anlattığı şekilde ayağa kalkıldı, onlar da aradaki koridordan ön sıradaki
yerlerine, ev sahipleri Büyükelçi Nicholas Baird ve eşi Caroline ile yan yana oturdular. Sade şıklıkları içinde biraz yorgun görünüyorlardı. Ne de olsa, Uganda'nın başkenti Kampala'da, ağırlıkla Pakistan'ın konuşulduğu İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) toplantısından buraya yaptıkları yolculuk, Ankara'nın o gün Londra'yı aratmayacak
sisi nedeniyle tahmin edilenden uzun sürmüştü.
Ancak Prensin ve Düşesin yüzlerindeki yol yorgunluğu, Talat Halman ve Yıldız Kenter'in Mevlana Celaleddin-i Rumi sunumuyla dağılmaya başladı. Prens Charles'ın bir gün sonra Konya'da sema gösterisini izlerken nasıl etkilendiğini televizyon görüntüsü veya gazete fotoğraflarından görmüşsünüzdür. O görüntünün son derece samimi olduğuna o akşam Halman ve Kenter'in sunumu sırasında tanık oldum. Mevleviliğin 'teorisi' o akşam anlatıldı, 'pratiği' bir gün sonra Konya'daydı. Orada yaptığı konuşmalarda Kuran'dan yaptığı alıntılardan konunun özüne yönelik saptamalara dek, uğraştığı konuya ilgisinin yüzeysel olmadığını görmek mümkündü. Dün İzmir'de bir organik tarım çiftliğini ziyareti de öyle; bu konuyla moda olduğu için bugünlerde değil, henüz kavramın pek bilinmediği 1980'lerin ilk yarısından beri ilgilendiğini öğrendik.
Büyükelçilikte, Mevlana ve eserleri üzerine iki saate yakın süren, gerçekten etkileyici takdim sonrası, biz de birkaç kişi sırayla Prens'e takdim edildik; o arada 10-15 dakika kadar sohbet fırsatı bulduk.
Prens Charles'ın sözlerini bire bir aktarma iznim yok. Ama izlenimlerimi aktarabilirim: Türkiye'nin tarih ve kültürüne olduğu kadar siyasi ve sosyal gelişimini de yakından izlediğini sorularındaki ayrıntıdan anlamak mümkündü. Sorularındaki yer yer muzip ayrıntılar, entelektüel derinliğini dışavuruyordu. Türkiye'nin şu an Irak sınırında yaşadığı terörle mücadele sorunundan haberdardı. Ama daha çok Türkiye'nin geleceğine ilgi duyuyordu. Yeni anayasa hazırlığı dahil reformların Türkiye'yi özgürlüklerin daha yaygın kullanıldığı ve orta sınıfın sistemi daha içten benimseyeceği bir ülke haline getirip getirmeyeceği, Türk halkının Batı'ya yöneliminden, Avrupa Birliği ile üyelik hedefinden soğuyup soğumayacağı ile yakından ilgilendiği ve takip ettiği izlenimi bende hâkim.
İngiliz tahtının veliahtı, Türkiye'ye ve bölgeye anlamaya çalışarak, derinlemesine ve samimiyetle bakabilen bir devlet adamı. Yalnızca ilgisi değil, yaklaşımı da bunu gösteriyor.
Bir haber kazası
Dün İsmet Berkan, pazar günkü 'PKK'ya karşı Kaide kozu' haberimizle ilgili manşet haberimize ilişkin bütün sorumluluğu üzerine alan bir yazı yazdı. Bu örnek bir haber yöneticisi davranışı olarak gazetecilik okullarında gösterilebilir.
Haberi yapan Nazif İflazoğlu arkadaşımız dürüst, çalışkan ve dikkatli bir muhabirdir. Muhabirler, önemli toplantılarda açıklama yapılmazsa, katılanlarla özel görüşmeler yoluyla bilgi alırlar. Buna 'kulis haberi' denir ve bilgi yalnızca alanın değil, verenin de sorumluluğundadır. Kulis haberlerinde zaman zaman böyle yol kazaları, arızalar olur. O arızaları zamanında saptamak ve gidermek için mekanizmalar kurulur; editörlük bir anlamıyla böyle bir mekanizmadır. Dolayısıyla, Berkan'ın müsaadesiyle, okurlarımız huzurunda, arızanın ilk kademede saptanıp giderilmesi aşamasındaki sorumluluğu paylaşmak istiyorum.
O gün çalışıyordum ve haberi Nazif'le de istişare içinde daha sıkı sorgulamam gerekirdi.
Bu özeleştiriyi Başbakan Tayyip Erdoğan'ın haberimiz üzerine konuşmasındaki 'kötü niyet' suçlamasını reddederek yapıyorum. 'İşletme' ve 'rivayetleri işlerine geldiği gibi fısıldama' konusunu ise, AK Parti muhabirlerinin kaynakları orada olduğu için, Başbakan'ın kendi sorumluluk alanına bırakıyorum.