Rusya sıcak sularda neler yapabileceğini gösteriyor

Dün, Hazar Denizi'ndeki gemilerinden Suriye'deki hedeflerine füze attığını açıkladı Moskova. Hangi hava sahalarından geçtiğini henüz bilmiyoruz ama arada Ermenistan, Azerbaycan, İran, Irak ve Türkiye var.

Rusya “sıcak sulara”, yani Akdeniz’e ulaşınca neler yapabileceğini gösteriyor dosta düşmana son bir kaç haftadır.

Sadece Türkiye hava sahasını ihlalden, Türk jetlerini tacizden, IŞİD’den çok Beşar Esad muhaliflerini vurmasından söz etmiyoruz.

Mesela dün, Hazar Denizi'ndeki gemilerinden Suriye’deki hedeflerine füze attığını açıkladı Moskova. Hangi hava sahalarından geçtiğini henüz bilmiyoruz ama arada Ermenistan, Azerbaycan, İran, Irak ve Türkiye var.

Üstelik Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın Bakü’de olduğu bir sırada.

***

Üstelik sadece askeri hamlelerden de söz etmiyoruz.

Mesela Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın kendisine Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) güçlerini IŞİD’e karşı Esad’la birleştirmesini destekleyeceğini söylediğini açıkladı.

Haber masasındaydık. Bakalım Paris yalanlayacak mı diye konuştuk, dakikalar içinde yalanlama geldi, ÖSO’nun kuruluş nedeni, hikmet-i vücudu Esad’ı devirmekti.

***

Mesela Türk Dışişleri, hem de Rus Savunma Bakan Yardımcısı tarafından yapılan “Türkiye bizimle konuşmak için başvurdu” haberinin doğru olmadığını açıkladı; onlar konuşmak istiyorsa dinleriz dedi.

Zaten açıklama bir tuhaftı; güya Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri’ni de, Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği'ni de devre dışı bırakıp Rusya’nın İstanbul Başkonsolosluğu'ndaki bir ateşe ile irtibat kurmuştu.

Hem de Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un 3 Ekim’den bu yana her gün Dışişleri'ne çağrılıp ihlal ve tacizler nedeniyle protesto edildiği, yani en üst düzeyde temasın sürekli bulunduğu bir dönemde; dedik ya, yalanlanmasa da inandırıcılığı yoktu zaten, ama kafa karıştırmaya yetiyordu.

***

Bu Rusya’nın “sıcak sulara”, yani Akdeniz’e hasretinin müellifi Birinci Dünya Savaşı öncesi Çarlık Rusya’sının Dışişleri Bakanı Sergey Sazonov’dur.

Aynı Sazonov, o zaman başkent olan Petrograd’daki İngiliz ve Fransız büyükelçilerine birer mektup yazarak Osmanlı İmparatorluğu'nun çöktüğünü ve (Çar Nikola’ın deyimiyle) bu “hasta adamı” vakitlice paylaşmaları gerektiğini öneren kişidir.

Sazonov’un isteği, İstanbul ve boğazların kontrolü ile Doğu’da Ermenilerin yoğun yaşadığı bölge üzerinde manda yönetimidir.

Bu isteği, görüşmeleri 1915’te başlayıp 1916’da –hayır İngiltere ve Fransa arasında değil, İngiltere, Fransa ve Rusya arasında- imzalanan gizli Sykes-Picot anlaşmasında yer bulur.

***

Aslında o anlaşmanın ilk bilinen adı, Sykes-Picot-Sazonov anlaşmasıdır.

1917 komünist devriminin ardından Vladimir Lenin ve Lev Trotski bu belgeyi arşivde bulup, emperyalistlerin Ortadoğu komplosu olarak 1918 Brest-Litovsk anlaşması sürecinde (bugünkü Wikileaks’i aratmayacak bir şekilde Manchester Guardian’a sızdırarak) patlatmışlardır.

Daha sonra Sovyetler’de Josef Stalin’in tarihi yeniden yazdırdığı dönemde Çarlık Rusya’sının bu emperyalist paylaşım komplosundaki rolü sessizce yok edilmiş, Batı literatüründe de hemen hemen kaybolmuştur.

***

Bunun bir nedeni de Sovyetlerin bu komployu açığa çıkaran ve Birinci Dünya Savaşı'ndan aldığı topraklardan da çekilerek çıkan, “emperyalist paylaşım savaşından” vazgeçen taraf olmasıdır denebilir.

Aslında Sykes-Picot ile Fransa ve İngiltere, çözülen Türk imparatorluğunun güney topraklarını, tamamen petrol bölgeleri mantığıyla kâğıt üzerinde bölüşmüşlerdir.

Ancak Yahudiler ve Kürtleri neredeyse tamamen devre dışı bırakan anlaşma, biraz bu nedenden, ama daha çok Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki İstiklal Savaşı’nın başlamasıyla ölü doğmuş, 1920’de Birinci Savaşı'nı bitiren Paris anlaşmasıyla da geçersiz ilan edilmiştir.

Ama Sykes-Picot o gün bugündür, Ortadoğu üzerindeki emperyalist oyunların kanıtı olagelmiştir; hatta Jack Straw, İngiltere Dışişleri Bakanı olduğu dönemde, bölgede bugün yaşanan pek çok sorunun altında o gizli paylaşım komplosunun bulunduğunu kabul etmişti.

***

Bugün Rusya’nın Suriye’deki akut sorunu hem Ortadoğu’da sözünden çıkmayan tek rejimi, hem de oradaki askeri üssünü korumaktır.

Tartus deniz üssünün anlaşması, Beşar Esad’ın babası Hafız Esad’ın 1971’de bir darbeyle yönetimi ele geçirmesinin hemen arkasından Sovyetler ile Baas rejimi arasında imzalanmıştır.

Halen Rusya’nın Ortadoğu ve (Kıbrıs ve Süveyş Kanalı gibi iki stratejik noktayı da içeren) Doğu Akdeniz’deki tek askeri üssüdür. (Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin Ortodoks din kardeşliği ve ayrıca kara para aklama kardeşliği üzerinden sağladığı önemli lojistik destek de unutulmamalı tabii.)

***

Beşar Esad’ın 2011’den bu yana süren iç savaşta Suriye’nin orta ve doğu kesimleri üzerinde artık hiç kalmayan kontrolü, giderek başken Şam’ın da bulunduğu batı kesimlerini ve Rus üssünün de bulunduğu Akdeniz sahil bölgesini tehdit eder hale gelmiştir.

Putin’in Rusya’sı, “sıcak sulara” Suriye üzerinden ciddi askeri yığınak yapmaktadır. Suriye’nin Moskova Büyükelçisi Riad Haddad, geçenlerde Rusya’nın Lazkiye’de (hava kuvvetlerini de konuk edecek) daha büyük bir üs kurma kararını memnuniyetle kabul edeceklerini söylemiştir.

İsrail’in bu aşamada Rusya ile askeri görüşmeler yapması şaşırtıcı değildir.

***

İran’ın karadan Lübnan Hizbullahı milisleri yoluyla, denizden (yakın zamanda Akdeniz’de ortak tatbikat yaptığı) Çin’in de desteğiyle bölgeye ciddi askeri yığınak yaptığı görülüyor.

Suriyeli diplomat bu yığınağın Şam’daki Esad yönetiminde nasıl bir güven duygusuna yol açtığını da dışa vurmuş oluyor.

Tabii Suriyeli diplomatın açıklaması Rusya’nın Suriye’de IŞİD ve IŞİD’ten daha çok Esad muhalifi militanları vurmaya başlamasından hemen öncedir.

***

Bu zamanlamanın Türkiye’nin ABD önderliğindeki IŞİD-karşıtı koalisyona İncirlik (ve şimdi Diyarbakır) üslerini açmasından sonraya denk gelmesi de önemlidir.

ABD ve Rusya adeta bir Yeni Soğuk Savaşı, Suriye iç savaşı üzerinden Türkiye sınırında başlatmış gibidir.

Amerikan CBS televizyonunun Katar’da (Türk subayların da yer aldığı) ortak komuta merkezine dayandırarak verdiği habere göre, Rus uçakları Türk hava sahasını ihlal ettiği gün, o sırada onların da Suriye hava sahasında bulunması nedeniyle Amerikan uçaklarıyla tarihlerindeki en tehlikeli “yakınlaşmayı” yaşamıştır.

Birleşmiş Milletler, bütün ülkeleri Suriye hava sahasında meydana gelecek bir kazanın muhtemel sonuçları konusunda uyarmıştır.

***

Rusya ile siyasi ve ekonomik ilişkilere, hatta Şangay Beşlisi üyeliğine talip olacak kadar önem veren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün Japonya yolculuğunda, iş o noktaya gelirse ABD’nin Rusya’yla değil, Türkiye’yle “aynı çizgide” olacağını söylemiştir.

Türkiye’nin Rusya’ya enerji bağımlılığına da değinen Erdoğan, gerekirse doğal gazın başka kaynaklardan alınabileceğini ve Akkuyu nükleer santrali ihalesinden de vaz geçilebileceğini ima etmiştir.

İkinci santral ihalesinin (ABD ve Avrupa şirketlerinin katkıda bulunmasıyla) Japonya tarafından üstlenilmiş olması ise bu açıklamadaki ilginç ayrıntıdır.

***

Rusya belki de Ukrayna krizinde ABD ve AB’nin pasif ve ikircikli tutumundan da cesaret alarak Suriye’ye bütün gücüyle yüklenmeye başlamıştır.

Artık sıcak sulardadır, sular ise tehlikeli şekilde ısınmaktadır.