Sahi bu seçim yapılabilecek mi?

Seçim ertelemek zor bir iştir. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal engel değildir, geçmişte o koşullar altında seçimler yapılmış, iktidarlar el değiştirmiştir. Bir tek savaş hali bu durumu değiştirebilir. O da Meclis kararına, Meclis tatilde, ya da kapalıysa Cumhurbaşkanı'nın kararına bakar.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dün AK Parti MYK toplantısı ardından yaptığı çağrı pek çok bakımdan gerçek bir “acil durum” çağrısıdır.

CHP ve MHP’nin açıkça reddetmiş olduğu erken seçim ortaklığına zamanın dolmasına çeyrek kala tekrar çağırmak öncelikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Hızla seçim” açıklamasının ardından AK Parti’nin HDP ile baş başa kalmaktan rahatsızlık duyduğu anlamına gelir.

Zaten Davutoğlu bunu bir ara “Bizi HDP ile birlikte bırakma kurnazlığı” diye söyleyiverdi.

***

Ama bu son dakika çağrısı aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı şu ortamda HDP’li bir hükümete önayak olma yükünden kurtarma amacını da içeriyor.

Davutoğlu iki aylık bir “reform” hükümeti çerçevesinde bu çağrıyı yapıyor; reformlar içinde mesela seçim barajını düşürmek de var ki MHP buna zaten hep karşı; MHP’nin HDP’yi Meclis çatısı altında hiç görmek istememesi söz konusu.

Zaten belli ki MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 19 Ağustos akşamki sert çıkışıyla “sıkıyönetim” ilanı istemesiyle gerilen ortam biraz da Davutoğlu’nun bu teklifine neden olmuş görünüyor.

AK Parti ve CHP bu çıkışa karşı durdular, Davutoğlu söz konusu olmayacağını söyledi. Öte yandan PKK ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmalarla tırmanan terör ortamında seçim güvenliğinin nasıl sağlanacağı herkesin zihnindeki soru.

***

O halde bu çağrı aslında sadece CHP lideri kemal Kılıçdaroğlu’na mı yapılıyor?

Peki, Kılıçdaroğlu kendisine 32 gün ve 5 görüşme sonrası icra hükümeti ortaklığı teklif etmemiş Davutoğlu’na, kendisine sadece sembolik değeri değil, Anayasa hükmü de olan görevlendirmeyi yapmamış olan Erdoğan’ı rahatlatmak amacıyla bu çağrıya neden “Evet” desin?

Baksanıza, görev almak için Saray’a gitmeyi dahi kabul etmiş olduğu halde, Erdoğan’ın canlı yayınla kapıyı yüzüne kapatması sonucu CHP’nin sigortaları nasıl attı, nasıl her şeyi reddetti?

***

Doğrusu CHP 7 Haziran seçimlerinden bu yana hep işin oluruna giden parti görünümünde oldu. Ama şimdi hazır Erdoğan “hızlı” seçim ilan etmişken bu yükün altına ne için, ne karşılığında girmek zorunda?

Kılıçdaroğlu bunu partisine anlatmakta zorlanabilir.

İşte o nedenle dün Davutoğlu’nun çağrısına Kılıçdaroğlu “önce şu görevi verin, kurup kuramayacağımıza bakalım” cevabı verdi; olmazsa en fazla üç gün daha kaybedilir, 7 Haziran’dan bu yana geçen zamanın yanında bir şey sayılmaz diye düşünüyor CHP.

***

Görünüşte 7 Haziran seçimlerini beğenmeyip bir yerde sonuçlarına el koyan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir an önce yenisine bakmayı istiyor.

O “Koalisyon çözüm değil” demeseydi, “intihar olur” demeseydi Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’na –reddedeceği belli- bir seçim ortaklığı yerine icra ortaklığı teklif etmez miydi dersiniz?

Dün de daha 45 günlük Anayasal süre bitmeden, bu süre içinde –Kılıçdaroğlu bile şart değil- herhangi bir başka Meclis üyesine görev vermesi Anayasa hükmü olduğu halde Meclis Başkanı İsmet Yılmaz ile istişareyi başlatarak yeniden seçim için niyet beyanı yapmış olmadı mı Erdoğan?

***

Daha 45 gün dolmadan Yüksek Seçim Kurulu 1 Kasım önerisiyle partilere gitmedi mi?

Bir de şöyle bakalım: Bizim gördüğümüz anketlerden, duyduğumuz bilgilerden çok fazlası Erdoğan’a, Davutoğlu’na gitmiyor mu?

Onlar da mesela YSK’nın önerdiği gibi 1 Kasım’da gidilecek bir seçimin serbest, adil ve güvenli olması durumunda yine dört partili Meclis’le sonuçlanacağını, HDP’nin yüzde 10’u aşacağını, AK Parti’nin o koşullarda tek başına hükümet kurmasının neredeyse imkânsız olduğunu görmüyorlar mı?

***

Orada başka sorun var: Anketler doğru çıkar ve yine aynı sonuca varılırsa, Davutoğlu bu defa Kılıçdaroğlu ile ortaklık ister ama Erdoğan gücü paylaşmak istemezse, o zaman ne olacak?

Bir yenisine daha mı bakmaya zorlanacak Türkiye?

O halde oyunun kurallarını değiştirmek, mevcut halin devamını gittiği yere kadar sürdürmek bir yol olabilir mi?

***

Seçim ertelemek zor bir iştir. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal engel değildir, geçmişte o koşullar altında seçimler yapılmış, iktidarlar el değiştirmiştir.

Bir tek savaş hali bu durumu değiştirebilir. O da Meclis kararına, Meclis tatilde, ya da kapalıysa Cumhurbaşkanı'nın kararına bakar.

Oysa şu anda Türkiye artık Erdoğan’ın “yenisine bakalım” ısrarına teslim olmuş ve artık ne olacaksa olsun ruh haliyle bir an önce seçime gitmeye hazır hale gelmektedir.

***

Anayasa ve yasalar daha da zorlanarak, AK Parti’nin kaybedilmiş bir seçim, müstafi bir hükümet ve işletilemeyen bir Meclis ile gittiği yere kadar mantığıyla işi sürüncemede bırakmaktansa, artık bir an önce yenisine bakmak gerekli görünüyor.

Artık oradan çıkan sonuca da katlanmak, demokrasilerde seçimle gidenin seçimle gideceği ilkesine katlanmak ve hazmetmek gerekiyor.