Sarkozy dönemi

ABD ve AB Sarkozy yüzünden endişeli. İlişkiler gerilebilir ama yepyeni bir sayfa da açılabilir.

Eğer bir cumhurbaşkanı seçebilmiş olsaydık, dün devir teslim töreni yapılacaktı. Ankara'da yapılamadı, ama Paris'te yapıldı. Ulusal Birlik Hareketi adayı Nicholas Sarkozy, görevi Jacques Chirac'tan devraldı.
Ayrıntıya girmeye gerek yok; Sarkozy şu anda Avrupa'da iş başında olan en Türkiye karşıtı siyasi lider. Türkiye'nin Asya kökleri, Müslüman nüfusu, fakirliği, işsizlik oranı ve daha birçok nedenle AB dışında tutulması gerektiğine inanıyor.
Bu durum, Avrupa ve ABD'de ciddi bir endişeye yol açmış görünüyor. Avrupa'da Türkiye'ye tam üyelik değil özel işbirliği verilmesini isteyenler bile, Sarkozy'yi tutumunu değiştirmek için ikna etmeye çalışıyor.
Buna Türkiye'ye tam üyelik yerine özel üyelik önermiş olan, ancak 'ahde vefa' çerçevesinde Türkiye'nin tam üyelik hedefini desteklediğini açıklayan Almanya şansölyesi Angela Merkel dahil. Sarkozy dün Elysee Sarayı'nda Chirac'tan görevi devralır almaz, uçağa atladı ve Berlin'e, Merkel'le buluşmaya uçtu. (Türkiye'de partiler arasında uzlaşma arayışı, demokratik değil diye yadırganırken, Avrupa'da ülkeler arasında uzlaşma arayışı, siyasi kültürler arasındaki farkı ve daha kaç fırın ekmek yenmesi gerektiğini de gösteriyordu.) Merkel'le görüştüğü konular arasında Türkiye de vardı.
Merkel, daha geçen hafta Avrupa Günü dolayısıyla yaptığı bir konuşmada Türkiye konusuna değinmişti. Konuşmasını yaptığı günlerde Türkiye'de Genelkurmay'ın yayımladığı bildiri ile siyasete yaptığı müdahale, cumhuriyet mitingleri ve cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunun CHP'nin başvurusuyla Anayasa Mahkemesi tarafından iptali tartışmaları sıcaktı.
Merkel buna karşın, belki çoğu kişiyi şaşırtarak Türkiye'nin bugün eğer modernleşme yolunda yürüyen Müslüman bir ülke olduysa, bunu Atatürk'ün reformlarına ve laik sisteme borçlu olduğu mealinde bir konuşma yaptı. Türkiye'nin kaybedilemeyeceğini vurguladı. Dün bundan farklı bir tavır alması için bir neden yoktu.
Yine dün, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit, nam-ı diğer 'Kızıl Dany', sağcı Sarkozy'nin Dışişleri Bakanı olacağı söylenen solcu Bernard Kouchner'e uyarıda bulundu. Cohn-Bendit'e göre Kouchner siyasi kariyeriyle kumar oynuyordu. Sarkozy'nin bakanı olacaksa, AB Konseyi'nde Türkiye'nin -daha önce destek olduğu- üyeliğine karşı mı çıkacaktı?
Sarkozy'ye dün bir başka Türkiye uyarısı Atlantik ötesinden geldi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Negroponte, Fransız-Amerikan Vakfı'nda yaptığı konuşmasında, "Yeni Fransız hükümetinin Türkiye'ye karşı önyargısız davanmasını ve bu konuyu ABD ve diğer ilgili taraflarla tartışmaya hazır olmasını ümit ettiklerini" söylüyordu. Negroponte, "Bu konuda Sarkozy'nin farklı düşündüğünü biliyoruz. Ancak Paris, Ankara'ya AB kapısının tamamen kapatılmasının risklerini iyi düşünmeli" diyordu.
Nedir bu riskler? Neden Türkiye'nin AB ile ilişkileri Türkiye'deki öncelikler listesinde bu kadar alt sıralara düşmüşken, uluslararası siyasetin konularından biri haline geliyor? Neden AB ve ABD'li siyasi liderler, kanaat önderleri 'Türkiye'de asker-sivil ilişkileri demokratik değil, bu düzelmedikçe aramızda yeri olmamalı' ültimatomu vermek yerine, Türkiye'deki bazı pürüzleri bir yana bırakıp, Türkiye'yi kaybetmenin risklerinden söz etmeye başladı. Tekraren, nedir bu riskler?
Bu risklerin başında, Türkiye'nin AB'deki merkezkaç kuvvetlerinin etkisi ve bunun tam da seçim keskinliği içindeki Türk iç politikasındaki yansımalarıyla, Türkiye'nin laik, demokratik, hukuk devleti yapısından uzaklaşmasının geldiği görülmeli.
Medeniyetler çatışması ihtimalini ciddiye alan AB ve ABD liderleri Türkiye'nin İslam dünyasıyla entegrasyonunu tehlike olarak görüyorlar. Belki de ilk kez bu kadar, Türkiye'de henüz olgunluğa erişmeye çalışan Türk demokrasisinde laikliğin nasıl bir yer tuttuğunun farkına varıyorlar.
Belki de (Helsinki 1999 ardından) ikinci kez, Türkiye'yi itmek yerine çekmeyi deniyorlar.
Sarkozy'nin katı tutumu, Türk-AB ilişkilerini geriletecek izlenimi veriyor. Ama belki de Sarkozy'nin katı tutumu sayesinde Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açılabilir. Bu yeni sayfanın içeriğini doldurmak da, 22 Temmuz'da oluşacak yeni Meclis'e ve yeni hükümete düşer.