Seçim Davutoğlu'na bırakılmayacak kadar önemli Erdoğan için

Cumhurbaşkanı Erdoğan için bu seçimde AK Parti'nin iktidarını koruması bir başarı ölçüsü değil. Çünkü seçimin kendisine süper-başkanlık yolu açacak bir Anayasa getirmesini bekliyor.

Bu seçim, yani 7 Haziran AK Parti’nin Başbakan Ahmet Davutoğlu ile gireceği ilk seçim olacak.

Ama Davutoğlu’nun ilk seçimi olacak mı?

Orası tartışmaya açık. Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için bu seçimde AK Parti’nin iktidarını koruması tek başına bir başarı ölçüsü sayılmıyor.

Erdoğan bu seçimde AK Parti çoğunluğunun kendisine süper-başkanlık yolu açacak bir Anayasa getirmesini bekliyor.

***

İşin doğrusu, Davutoğlu bunu baştan biliyordu.

Sırf Abdullah Gül dönmesin, sistemde kendi siyasi gücüyle yükselebilecek olan bir seçenek bulunmasın diye elde tabanı bir arada tutabilecek bir tek Davutoğlu kalmış olduğu için Erdoğan halefi olarak onu seçmişti.

Başka hiçbir adayın ortaya çıkmadığı, ancak totaliter rejimlerde övünme vesilesi yapılabilecek bir Kongreyle, Davutoğlu oy birliğiyle genel başkan seçildi.

Abdülkadir Selvi, Yeni Şafak’ta aday tanıtım toplantısında salonun “coşkuyla ayağa fırladığı” anı, Davutoğlu’nun Erdoğan’ı selamladığı an olarak yazdı; AK Partililerin gözünde seçim hâlâ Erdoğan içindir, onun için oy kullanacakları ortadadır.

***

Şimdi “Başbakanlık oyununa” saygın “hoca” görüntüsüne rağmen katlanmak zorunda kalışı, içine sinmese de (Gül’ün dediği türden denge-denetlemesi yerinde demokratik başkanlık değil) Erdoğan’ın süper başkanlığına destek vermek zorunda kalması bundandır.

Davutoğlu’nun siyasetin aritmetiğini zorlayarak yüzde 55 küsur alacağını iddia etmesine karşın, AK Parti genel merkezinde kazanların şimdiden en az yüzde 45, ya da en az 300 milletvekili üzerine kaynatılmaya başlaması da bundandır.

Yani Davutoğlu’nun mesela yüzde 43 oy ile mesela 290 milletvekili ile yeni bir tek başına AK Parti hükümeti kurması, yani başka her demokratik ülke ölçüsüne göre zafer kazanması, neredeyse genel başkanlıktan düşürülerek cezalandırılmasına neden olabilir.

***

Doğrusu siyasi kuliste şu konuşulmuyor değil: O durumda da Davutoğlu şeklen başbakan olur ama bütün yürütme erki Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür, sistem devam eder.

Bence bir yere kadar eder, sonra sürdürülemez hale gelir.

Çünkü mevcut anayasaya göre cumhurbaşkanlığının yetkisi çok, sorumluluğu yoktur. Cumhurbaşkanının her eyleminin hesabını verecek olan, Anayasanın 105’inci maddesine göre bakanlar kuruludur.

Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tahsis edilen örtülü ödeneğin her kuruşunun hesabını, paranın nereye gittiğini sormayacak, belki soramayacak olsa bile verecek kişi Başbakan Davutoğlu’dur. Canlı cansız her varlığın bir dayanma gücü vardır.

***

Şimdi şu soruya gelelim: Erdoğan bütün ömrünü adadığı hedefine bu kadar yaklaşmışken, seçmen ona süper-başkan olma yolu açmaz ise tevekkülle boyun mu eğecektir?

Yoksa zaten o durumda kalmamak için şimdiden önlemler alacak, AK Parti’nin bir şekilde (kendi yüzde 50 oy aldığında dahi erişemediği) 330 milletvekiline ulaşıp, en azından referanduma gitmesi için önündeki engelleri temizlemeye mi çalışacaktır?

Evet, bence de öyle: şimdiden çalışacak, işi şansa, kısmete, inşallaha, maşallaha bırakmayacaktır. Erdoğan’ın şimdiye kadar yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır.

Çünkü bu seçim Erdoğan için sadece Davutoğlu’na bırakılmayacak kadar önemlidir.

***

Bir kere Ak Saray’dan yayılan Erdoğan’ın seçim meydanını Davutoğlu’na bırakacağı, ona gölge etmeyeceği yolundaki bilgilere fazla itibar etmemek lazım.

Erdoğan açık ya da kapalı hemen her gün halka hitap edecek, bunun da olabildiğince çok ulusal TV kanalından yayınlanmasını isteyecektir.

Böylece AK Parti seçim kampanyası resmen Davutoğlu, fiilen Erdoğan tarafından iki kanaldan yürütülecektir.

Ola ki muhalefet liderlerinin konuşmalarına da ter vermek isteyen TV kanalları için geride pek az zaman bırakılacaktır.

O zamanlar da tam konuşmanın ortasında haber merkezlerine iletilen, filanca bakanın, falan önemli konuda son dakika bilgisi vereceği canlı yayınlarla kesilmek yoluna gidilebilir.

***

Bu işin yalnızca medyada görünürlük boyutudur.

İşin seçim güvenliği ve adaletine dair tartışmalara dair boyutu zaten başladı.

Bugün aklımıza dahi gelmeyen şeyleri birkaç hafta içinde derinliğine tartışırken bulabiliriz kendimizi.

Öyle akışkan, öyle hareketli ve bilinmezliklerle dolu bir süreç var önümüzde.

Bu dahi Erdoğan’ın hiçbir şeyi şansa bırakmadan süper-başkanlık hedefi doğrultusunda elinden ne geliyorsa yapma kararlılığının bir başka göstergesi sayılmalı.