Seçim, demokrasi ve diktatörlük

Seçim günü. Anketler bu kez seçime katılma oranının yüzde 90'ı bulacağını ve temsil gücü yüksek bir Meclis kurulacağını tahmin ediyorlardı. Gece yarısına doğru belli olur.

Seçim günü. Anketler bu kez seçime katılma oranının yüzde 90'ı bulacağını ve temsil gücü yüksek bir Meclis kurulacağını tahmin ediyorlardı. Gece yarısına doğru belli olur.
Seçim, demokrasinin vazgeçilmez parçası.
Ancak seçim yapılıyor olması demokrasinin tek göstergesi olmuyor.
Yönetimlerin görünüşte seçim yoluyla belirlendiği pek çok ülke var çevremizde; özellikle doğumuzda ve güneyimizde. Ama bunların işleyen demokrasiler olduğunu söylemek kolay değil.
Geçenlerde Pakistan'da çalışan bir arkadaşımla konuşuyordum. Pakistanlı bir yatırımcı "Bol domates yetiştiriyoruz" demiş, "ama salçayı dışarıdan alıyoruz. Pazar bol, ama yeterince salça fabrikamız yok. Türk kardeşlerimiz burada salça fabrikası kurmayı düşünmezler mi?"
Dünyanın sayılı nükleer güçlerinden Pakistan söz ettiğimiz. Demek ki Pakistanlı kardeşlerimizin nükleer silah üretmeye yeten paraları, alt tarafı bir salça fabrikası kurmaya yetmiyor. Diğer bir deyişle, ülkenin yöneticileri, bütün ekonomik kaynakları Hindistan'la ezeli rekabetleri içinde nükleer silahlanmaya ayırıyor, halkın sağlıklı beslenmesi için salça fabrikasına kaynak kalmıyor.
Nükleer silah yapıp ABD ve Japonya'yı tehdit edebilen, ama Birleşmiş Milletler ve veren herkesten gıda yardımı alan Kuzey Kore'yi saymıyoruz; orada seçim yok. Oysa Pakistan'da, Pervez Müşerref'in yıllar önceki darbesi ardından seçimler yapılıyor, parlamento öyle kuruluyor.
Ama Müşerref'in ülkeyi son beş aydır bir kaos ortamına çeken yargı-hükümet zıtlaşmasını kaybetmesine şaşmamalı. Onun iktidarını tehdit edenlerin Pakistan'ı daha akılcı bir idareye kavuşturacağı yolunda bir işaret olmasa da.
Komşumuz İran'daki rejimin adı cumhuriyet ve Meclis seçim yoluyla belirleniyor. Herkesin aday olmasına izin verilmese de, netice de din âlimlerinin uygun gördüğü adaylar arasında bir seçim yapıyor vatandaş.
Madalyonun öbür yüzünde yine ekonomi var. Dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden İran'da modern anlamda bir ekonomi bulunmuyor. Doğalgaz anlaşması yaptığı ülkelere verdiği sözleri tutmak bir yana, kendi halkına yeterince gaz sağlayacak bir altyapı ve üretim kapasitesine sahip değil. O da nükleer güç peşinde.
Komşumuz Irak'ta işgal koşulları altında demokrasi kurulmaya çalışılıyor. Ama baştan yanlış kurulduğu kaygısı yaygın. Lübnan örneğinden çıkarılabilen hiç ders yokmuş gibi, parlamento dini ve etnik gruplara ayrılan kontenjanlarla oluşturuluyor. Yalnızca parlamentodaki görevler değil, cumhurbaşkanından hükümet üyeleri ve hatta yüksek bürokrasiye dek görevler, seçim ya da liyakat esasından önce etnik ya da dinsel aidiyet temelinde şekilleniyor. Diyelim istihbarat örgütünün başına o işe en ehil olduğuna inanılan kişi değil, o kurum hangi grubun kontenjanındaysa, o grubun içindeki istenene yakın kişi bulunuyor.
Sonra, Irak'ın bütünlüğünün nasıl korunacağı konusunda yürütülen fikirlerin neden uygulanamadığı tartışılıyor.
Bu tür sistemlerin açık zor kullanılmadan sürdürülemeyeceği görülemiyor mu?
Gelişmiş demokrasilerin, aynı zamanda gelişmiş ekonomiler olması tesadüf değil. Üstelik bu ülkelerin bir kısmı cumhuriyet ile değil, meşruti monarşi ile yönetiliyor. Ama zaten bu bir formalite sayılıyor ve asıl olanın demokrasinin işlemesi olduğu bilinci hâkim. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve yatırım özgürlüğü birlikte gelişebiliyor. Bunlardan birinin kısıtlanması, diğerlerinin paçasını bırakmıyor.
İşleyen demokrasilerin vazgeçilmez unsurları arasında çokseslilik, çoğulculuk, ekonomik kaynakların öncelikle halkın yararı cinsinden ifade edilmesi de var. Ve tabii ki muhalefetin sesini duyuracak imkânlara sahip olması.
Bilinen sözdür: İktidar bütün yönetimlerde var, muhalefet yalnızca demokrasilerde.
İşleyen demokrasilerde gelişimin dinamiğindeki sır da budur: çokseslilik; bütün seslerin, bütün renklerin birbiriyle rekabet içinde ama kavga etmeden yaşayabilmeleri.
Bugün seçim var. Anketler seçime katılma oranının yüzde 90'ı bulacağını ve temsil gücü yüksek bir Meclis kurulacağını tahmin ediyorlar. Gece yarısına doğru göreceğiz.
Umalım sonuç Türkiye Cumhuriyeti'ne daha iyi işleyen bir demokrasi ve daha iyi işleyen bir ekonomi getirsin.