Seçim sath-ı mailinde kriz, cinayet ve hesaplaşma

Savcı Kiraz'ın katledilmesi karşısında soğukkanlı kalmak zor ama, dün olanların soğukkanlı bir tahlili bambaşka bir tablo çıkarıyor ortaya, giderek çetrefil hale gelen bir tablo.

Sabah haber toplantımız için hazırlanırken en önemli haber büyüme rakamlarının yüzde 3’ün altında gelmesi ve dış borcun yüzde 70 kadarının özel sektöre ait olduğu bilgisiydi.

Toplantıya otururken İstanbul’daki metro ve tren seferlerinin elektrik kesintisi nedeniyle durdurulduğu haberi gelince biz de sabahtan beri birkaç kez gelip giden elektrik kesintisinin düşündüğümüzden daha büyük olabileceğini fark ettik.

Birazdan yalnızca yaklaşık 15 milyon nüfusuyla Avrupa’nın çoğu ülkesinden büyük İstanbul’un değil, ülkenin büyük kısmının elektriksiz kaldığı anlaşıldı.

***

Bu Türkiye’nin 1999’da 17 bin kişinin canını alan büyük Marmara depreminden bu yana karşı karşıya kaldığı en büyük enerji kriziydi.

Demiryollarında sinyalizasyon sistemi ve şehirlerde trafik ışıkları söndüğü için ulaşım berbat haldeydi. Hastanelerdeki soğutma sistemleri nedeniyle aşı stoklarından endişe başlamıştı.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Türkiye elektrik şebekesinin çöktüğü açıklamasını o sırada yaptı.

(Sosyal medya bir süre Yıldız’ın yerel seçimlerdeki oy sayımı sırasında bazı yerlerdeki elektrik kesintilerini “İnanmayacaksınız ama trafoya kedi girdi” şeklinde açıklamasının yeniden yayınlarıyla çalkalandı.)

***

Sorun, Yıldız’a göre bir santralin tam da sabah yoğun saatte durması ve onun diğer santraller üzerindeki domino etkisiyle aşırı yük oluşturmasından kaynaklanıyor olabilirdi; henüz belli değildi.

Kesintiden hiç etkilenmeyen şehir Van oldu; şebekesi İran şebekesiyle desteklenmişti.

Avrupa Birliği (AB) destek şebekesi ise şebekenin çökmesiyle birlikte devreden çıkmıştı.

***

Elektrik Mühendisleri Odası’na (EMO) göre kaza bir süredir zaten geliyorum diyordu.

O cenahtaki iddialara göre, ciddi bir kısmı hükümete yakın şirketlerce alınan yerel elektrik üretim ve dağıtım şebekeleri zaten bir süredir, elektrik tüketim bedellerini toplayamamak, Türk lirasını n değer kaybı gibi nedenlerle zararlarını azaltmak için kaza taklidi yoluna gidiyorlardı.

Yani kaza olmadığı halde öyle bildirim yaparak günün belli saatlerinde, özellikle tüketimim yoğun olduğu saatlerde elektriği kesiyorlardı. Acaba sorun birkaç yerel şebekenin birden aynı sıralarda devreden çıkmasıyla şebekeye aşırı yük binmesinden mi kaynaklanmıştı? Yıldız sorunun yoğunluğun yüksek olduğu 10.36’da meydana geldiğini söylemişti.

***

Enerji bakanı, bunun bir kaza mı, yoksa mesela siber-saldırı şeklinde bir terörist darbe mi olduğu yolundaki sorulara cevap vermemeyi, spekülasyon yapmamayı tercih etti.

Ama Meclis’in güçlü jeneratör sistemi sayesinde AK Parti grubuna hitap edebilen Başbakan Ahmet Davutoğlu “terörist saldırı” dahil her türlü ihtimali araştırdıklarını söyledi.

Maalesef bir saat kadar sonra gerçekten bir terör eylemi haberi İstanbul’dan geldi.

***

Sosyal medya üzerinden yayılan fotoğraflarda savcı Mehmet Selim Kiraz, yüzü DHPK-C flamasıyla kapatılmış bir militan tarafından şakağına tabanca dayanmış, ağzı kapatılmış vaziyette rehin tutuluyordu.

Militanlar 2013’de 15 yaşındayken Gezi protestoları sırasında öldürülen Berkin Elvan hadisesine adı karışan polislerin derhal tutuklanmasını istiyorlardı.

İşin daha da acı yanı, Berkin Elvan cinayetinin aydınlatılması soruşturmasında polis görevlilerinin de ifadesine başvurulması dâhil bugüne dek tek somut adım atan kişi, bu soruşturmaya henüz iki ay kadar önce verilen savcı Kiraz olmasıydı.

Kör şiddet ne hedef seçiyor, ne gözetiyordu. Önemli olan gündemi kendilerine çevirmekti ve işte bir anda Türkiye’nin dikkati yaşadığı en ciddi enerji krizinden savcının rehin alınmasına çevrilmişti.

***

Başbakan Davutoğlu günün ikinci kriz masasını elektrik şebeke çökmesinden sonra savcının rehin alınması için kurarken CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu salvolarına başladı.

Militanlar o kadar sıkı korunan İstanbul Adliye Sarayı’na, hem de savcının odasının bulunduğu altıncı kata silah, flama, poster ve diğer malzemeleri nasıl sokabilmişlerdi?

Yoksa bu tam da elektrik kesintisi sırasında mı olmuştu? CHP eylemde provokasyon, kışkırtma, gündem çarpıtma izi arıyordu.

***

İlerleyen saatlerde haberler daha da vahimleşti. Polisin diyalog çabasına ve İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın aracılığına rağmen, içeriden silah sesleri gelince odaya girilmiş, çatışmadan iki militan öldürülmüştü.

Savcı Kiraz ağır yaralı olarak hemen adliyenin yanındaki Florence Nightingale Hastanesi'ne kaldırılmıştı; ne yazık ki bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Alnına silah dayanmış haldeki görüntüsünün IŞİD’ci militanların esirlerinin boğazına bıçak dayanmış görüntüsünden farkı yoktu; gözlerindeki korku ve dehşet unutulacak gibi değildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan saldırganların avukat cübbesiyle içeriye girdiklerini söyledi; Kılıçdaroğlu’nun sorusu cevap bulmuş muydu? Belki bugün daha iyi anlarız.

***

Ama rehine krizinin yeni başladığı saate kadar yeniden görülmekte olan Balyoz davası savcısının mütalaasını, dijital verilerin orijinalleri sunularak doğrulanamadığı, dolayısıyla kanır sayılamayacağı haberi zaten gelmişti.

Ama Balyoz davasındaki 236 sanığın da beraat etmesi haberi rehine krizi tırmanırken geldi.

Oysa Balyoz davası askerlerin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başbakanlığındaki AK Parti hükümetlerini darbeyle devirmek istediğinin kanıtı olarak görülüyor, öyle sunuluyordu; hem de daha iki sene öncesine dek.

***

Eğri oturup doğru konuşalım, Ergenekon gibi Balyoz davası da, Erdoğan hükümetleriyle Fethullah Gülen Cemaatinin iktidar yollarında beraber yürümesinin simgesiydi adeta.

Şimdiyse bir hesaplaşmanın simgesi oldu.

Şimdi ayrı yollarda yürüyorlar, Türkiye’de dengeler 7 Haziran seçimine doğru hızla değişirken, değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu hatırlatıyor bize.

Baksanıza seçim sath-ı mailine, yani eğik düzlemine girilmişken, krizlerin artık biri bitmeden diğeri patlar oldu.

Bugün değişmemesi için bütün imkanların seferber edildiği dengeler de değişecektir elbette, öyle değil mi?