Seçim tablosunun gösterdikleri

AK Parti hem 2007?deki yüzde 47, hem de 2004?teki yüzde 42 oranından gerilemiştir. Yüzde 40 psikolojik sınırının altına 38-39 aralığına yerleştiği anlaşılıyor</br> Başbakan?ın vurgu yaptığı CHP ve MHP toplamının hâlâ AK Parti?den az olması durumu, konuşmanın üzerinden saatler geçtikten sonra aşınmış ve aşılmıştır
Seçim tablosunun gösterdikleri

Erdoğan?lı AKP?nin bu seçimde yaşadığı Özal?ın 1989?daki başarısızlığına benziyor.

Önce bir şeyi açıkça konuşmamız gerekiyor. Evet, Türkiye’de her yerel seçim biraz genel seçim havasında geçer, ama 29 Mart 2009 seçimi neredeyse bütünüyle genel seçim havasında geçti.
Bu yönüyle 1989 yerel seçimlerini andırdı. 1989’da gücünün doruğunda olduğuna inanan Turgut Özal, gücünü vurgulamak maksadıyla tartışmaları siyasetten ideolojiye kaydırarak yerel seçimi genel seçim kıvamına getirmişti. Pazar gece yarısı Başbakan Tayip Erdoğan her ne kadar hedefi 2004 yerel seçimlerinin yüzde 42 oranı olarak belirlediğini söylemiş olsa da, kayıtlar farklı söylüyor. Başbakan Erdoğan’ın 10 Şubat’ta AK Parti Meclis Grubu’na hitabı ve ardından 14 Şubat’ta Sivas’taki seçim mitinginde hedefin 2007 milletvekili seçimindeki yüzde 47’yi tutturup, onu aşmak olarak belirlediği görülüyor. Başbakan, zorlu bir seçim kampanyası ardından 27 Mart gecesi NTV’de hedefini yüzde 42 olarak tadil etmesi, revizyona gitmesi, o konuşmaları ortadan kaldırmıyor.
Özetle, 29 Mart yerel seçimini neredeyse tamamen genel seçim havasında geçmesinde birinci sorumluluk sahibi kişi Başbakan Erdoğan’ın kendisiydi. AK Parti çoğunluğunun gücü karşısından muhalefet liderlerinin, CHP lideri Deniz Baykal ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin mücadeleyi o zeminde verme dışında seçenekleri kalmamıştı.
Bununla birlikte, Başbakan Erdoğan Şubat-mart aylarındaki seçim kampanyası performansından dolayı gerçekten tebriki hak ediyor. O kampanyayı yürütmemiş olsaydı belki bu sonucu da alamayacaktı.

Genel seçim yönüyle
Eğer 29 Mart seçiminin bu ikili karakterde, yani genel ve yerel karakterde geçtiğini kabul edersek, her iki yönünü ayrı ayrı tahlil edebiliriz.
Genel seçim yönüyle AK Parti hem 2007 genel seçimindeki yüzde 47 oranından, hem de 2004 yerel seçimindeki yüzde 42 oranından gerilemiştir. AK Parti’nin yüzde 40 psikolojik sınırının altına inerek 38-39 aralığına yerleştiği anlaşılıyor. Bu yönüyle;
1- Hâlâ çoğunluktadır, birinci partidir, ama bu ona ‘güvenoyu aldık’ tesellisi vermez. AK Parti’nin aldığı seçmenden güçlü bir ‘Böyle gitmez’ mesajıdır. Seçmen AK Parti’yi hâlâ birinci parti gördüğünü, işleri, düzeltmesi için hâlâ ona hak verdiğini, ancak böyle giderse desteğini çantada keklik saymaması gerektiğini söylemiştir.
2- Başbakan Erdoğan’ın seçim gecesi vurgu yaptığı CHP ve MHP toplamının hâlâ AK Parti’den az, ya da anca yetişiyor olması durumu, konuşmanın üzerinden saatler geçtikten sonra aşınmış ve aşılmıştır. Bunun bir ölçü sayan Başbakan olduğuna göre, şu anda iki muhalefet partisinin oy toplamının 2002’den bu yana ilk kez iktidar partisinden (pek fazla olmasa da) fazla olması durumunu açıklamak da ona düşer. AK Parti’nin artık içeriden de dışarıdan da tek seçenek olarak sayılamaması ihtimali söz konusudur.
CHP’nin 2004’deki yüzde 21, 2002’deki yüzde 22 desteğini şimdi yüzde 23 üzerine çıkarması büyük başarı sayılmasa da gücünü artırma yönünde koruduğu anlamına gelir. MHP’nin yüzde 14 düzeyinden yüzde 16 küsur düzeyine yükselmesi ise, CHP’ye kıyasla başarı sayılabilir. 

Yerel seçim yönüyle
Seçim sürecine girilirken AK Parti’nin elinde 12’si Büyükşehir olmak üzere 58 il belediyesi bulunuyordu.

* Henüz resmen ilan edilmemiş olsa da dün itibarıyla bu sayı 10’u Büyükşehir olmak üzere 43 olarak görülüyordu. Gerçi aslında Türkiye demek olan İstanbul’u ve Ankara’yı korumak azımsanacak bir başarı sayılmamalı. Özellikle Başbakan Erdoğan’ın İstanbul’u en az Kadir Topbaş kadar sahiplenip götürmesi dikkat çekiciydi. Ancak AK Parti Türkiye’nin en büyük illerinden Adana’yı MHP’ye, Antalya’yı CHP’ye bırakmak zorunda kalmıştır. Seçim öncesi en büyük iddiaları olan İzmir, Diyarbakır, Tunceli, Çankaya, Kadıköy hedeflerinin hiç birine ulaşamamıştır. İzmir ve Antalya’da seçim adı öyle konulmasa da apaçık ‘hayat tarzı tercihi’ oylamasına dönüşmüştür. AK Parti, Karadeniz’deki önemli Trabzon kazanımı ve Samsun dışında ‘kıyıların partisi’ olamamıştır. Buna karşın (doğusunu da katarak) muhafazakâr iç Anadolu giderek bir AK Parti oy deposuna dönüşmüş görünmektedir. Sivas’ın Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatına bağlı olarak BBP’ye  gitmesi istisna sayılabilir. Başbakan Erdoğan’ın Ankara direnişiyle Melih Gökçek’e siyaseten çok şey borçlu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Murat Karayalçın Ankara’yı Gökçek’in elinden alabilseydi, bugün bambaşka siyasi tartışmalar yapıyor olacaktır.

* CHP’nin elinde seçim öncesinde 2’si Büyükşehir olmak üzere 8 il belediyesi bulunuyordu. Özellikle İzmir’de Aziz Kocaoğlu’nun açık arayla kazanması, Antalya’da Mustafa Akaydın’ın Başbakan Erdoğan’ı şok eden sürprizi CHP’nin moralini yükselten Yine resmi olmayan sonuçlara göre dün itibarıyla CHP’nin elinde 3’ü Büyükşehir olmak üzere 13 il belediyesi bulunmaktadır. Trakya’nın ve Ege sahil şeridinin tamamı, Adana’ya dek Akdeniz sahil şeridini CHP’li belediyelere geçmiştir. Trabzon’u kaybetmiş ama sol oylar açısından anlamı büyük olan Zonguldak’ı, ayrıca yine Karadeniz sahilinde Sinop, Giresun ve Artvin’i kazanmıştır. Ordu, CHP’nin desteğiyle DSP’de kalmıştır. Buna karşın CHP, İç Anadolu’da il belediyesi kazanamamıştır. Eskişehir’de DSP’ye verilen destekle soldaki oylar açısından tek istisna görünmektedir.

* MHP bu seçimin yükselen yıldızlarından olmuştur. Seçim öncesi hiçbiri Büyükşehir olmayan 4 il belediye başkanlığını elinde tutan MHP’nin resmi olmayan sonuçlara göre dün itibarıyla 1’i büyükşehir olmak üzere 11 il belediye başkanlığı vardır. MHP de CHP gibi merkeze açılma siyasetinin meyvelerini almıştır. Geleneksel oy deposu olan iç Anadolu AK Parti’ye kayınca, MHP’nin esnek taktiklerle Doğu Akdeniz, İç Ege-Güney Marmara  (ki buna Isparta, Manisa, Balıkesir gibi siyaset açısından önemli iller dâhil) ve Batı Karadeniz gibi coğrafyalara açılmıştır. Öte yandan özellikle Batı Anadolu’da MHP yükselişinin iç göç sonucu gelen Kürt nüfusa ve o nüfus içinde DTP’nin Kürt milliyetçiliğini temel alan yükselişine tepkiye bağlamak mümkün görünmektedir.

* DTP bu seçimin galipleri arasında sayılmalı. Öncelikle (seçim öncesi Sırrı Sakık tarafından samimiyetle itiraf edildiği gibi) bir varolma-yokolma sınavını kazanmıştır. Başbakan’ın öncelikli hedefleri arasında saydığı Diyarbakır ve Tunceli bir yana, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in memleketi olan Van’ı, eşi Emine hanımın ve AB Bakanı Egemen Bağış’ın memleketi olan Siirt’i AK Parti’nin elinden almıştır. Seçim öncesi 1’i büyükşehir olmak üzer 5 olan elindeki il belediye sayısını, 1’i büyükşehir 8’e çıkarmıştır. Ülke genelindeki 2 milyon civarında oy sayısını korumuş, hem belediye, hem oy sayısındaki durumuyla, Kürtçü politikalar açısından PKK içindeki şahinlere karşı da elini güçlendirmiştir.

* Saadet Partisi bu seçimin mağluplarındandır. Numan Kurtulmuş’un Necmettin Erbakan desteğiyle estirdiği rüzgâra rağmen oylarında birkaç yerel nokta dışında gözle görünür yükseliş sağlanamamıştır. İlginç olan, AK Parti’den kaçan oyların, genel olarak var sayıldığı gibi Milli Görüş çizgisine dönüş yapmamış olmasıdır. Bu oyların sertlikten uzaklaşan çizgisiyle daha çok MHP’ye kaydığı varsayılabilir.


* DSP, CHP’nin desteğiyle Eskişehir ve Ordu’yu elinde tutabilmiş, ancak Bartın’ı MHP’ye kaybetmiştir. Zeki Sezer’in İstanbul’da (partililerin itirazına karşın) CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu karşısına MHP kökenli aday çıkarmasıyla ve Şişli’de Mustafa Sarıgül’ü aday göstererek belki de AK Parti’nin İstanbul’u elde tutmasına destek olmasıyla eleştirilerin hedefi olabilir.

* Demokrat Parti, bir il belediyesi (Yalova) alarak ülkenin siyasi tablosundan yok olmadığın göstermiştir. Ama Yalova DP’nin siyasi geleceği açısından tek başına umut vermekten şu anda uzak. Keza ANAP da bazı noktalarda varlığını gösterse de mevcut haliyle bir siyaset alternatifi olarak görünmüyor.
Tablo genel hatlarıyla böyle. Bu tablonun bize gösterdiği bazı sonuçlar var:
1- Seçmen AK Parti’yle yola devam etme niyetinden bütünüyle vazgeçmese de, siyaset ve ekonomideki katı ve şeffaflıktan uzak tutum devam ederse vazgeçebileceğini söylemiştir.
2- Bir ölçüde AK Parti’nin tutumu ve CHP’nin karşı hamlesiyle seçim bazı yörelerde ‘hayat tarzı tercihi’ seçimine dönmüş, CHP batı ve güney kıyı şeridinde ve bir ölçüde kuzey kıyı şeridinde baskın parti olmuştur.
3- Aynı nedenlerle iç ve Doğu Anadolu giderek AK Parti kalesi görünümü vermeye başlamıştır. Bu durum AK Parti’nin daha muhafazakârlaşmasına mı, yoksa buradaki seçmenin AK Parti rüzgârıyla daha modernleşmesine mi yol açacaktır?  Bu önümüzdeki dönemin sorularından biri?
4- AK Parti iç Anadolu’da baskın parti oldukça MHP yeni arayışlara girmiş ve karşılık almıştır. MHP’nin öteden beri güçlü olduğı İç Anadolu’yu çevreleyen İç Ege, Batı Karadeniz’de önemli noktaları alması, AK Parti’nin ileride muhtemel güç kaybı durumunda MHP’nin İç Anadolu’ya daha güçlü gelmesi ve oyunu daga da yükseltmesi ihtimalini gündeme taşımıştır.
29 Mart yerel seçimi bu yönleriyle ülke genelinde siyasetin yeni bir denge arayışı içinde olduğunu göstermiştir. Bu durumun kısa dönemde iç ve dış politikada ne gibi sonuçları olacağı üzerinde ayrıca durulması gerekiyor.