Sezer'in çoğunluk diktatörlüğü uyarısı

Cumhurbaş-kanı Ahmet Necdet Sezer'in dün Harp Akademileri'nde yaptığı konuşma, şimdiye dek cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yapılmış en sert müdahale sayılmalı.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in dün Harp Akademileri'nde yaptığı konuşma, şimdiye dek cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yapılmış en sert müdahale sayılmalı.
Ne bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın basın toplantısında söyledikleri, ne de CHP lideri Deniz Baykal'ın neredeyse bir yıldır üst perdeden yaptığı eleştiri ve uyarılar, Sezer'in sözlerinin şiddetine ulaşamamıştı. Sezer, belki de Baykal'ın söylemek isteyip de söyleyemediği, ya da iktidara talip olan bir siyasetçi olarak söyleyemeyeceği; öte yandan Büyükanıt'ın başında bulunduğu kurumun niteliği dolayısıyla söylemesinin daha sorunlu olabileceği ne varsa hepsini ve fazlasını söyledi.
Başbakan Erdoğan'ın, AK Parti hükümetinin ve Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olma ihtimalinin adını anmadan, Erdoğan'a, iktidara ve Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı ihtimaline yönelik olarak algılanması kaçınılmaz bir konuşma yaptı.
Türkiye'de rejimin, laikliğin yeniden tanımlanmaya çalışılması nedeniyle kuruluşundan bu yana en ağır saldırıya maruz bulunması iddiasının yanı sıra, 'çoğunluk diktatörlüğü' uyarısı dikkate alınmalı. 367 teziyle cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmasının seyrini değiştiren eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun görevdeyken verdiği "Hitler de seçimle işbaşına gelmişti" demecini anımsatan sertlikte bir uyarı bu.
Sezer'in açıklamalarından, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Anayasa Mahkemesi'nin (ki 65 yaş sınırına dek görev yapan üyelerini cumhurbaşkanı atıyor) süreç içinde aynı siyasi görüş tarafından belirlenmesinin, yargı, yasama ve yürütme ayrılığını ortadan kaldırabileceği ihtimalinden yola çıkıyor.
Bu tez daha önce CHP lideri Baykal tarafından da dile getirilmişti. Ancak adı bu kadar açık konmamıştı. Erdoğan ve AK Partililer, 2002 Kasım seçimlerinden yana icraatı örnek göstererek böyle bir niyet ileri sürmenin haksızlık ve iftira olduğunu savunuyorlar. Ancak geçtiğimiz dört küsur yıldaki icraatta bile Cumhurbaşkanı Sezer ve Anayasa Mahkemesi'nin 'fernlemesinden' ne kadar şikâyetçi oldukları biliniyor.
Sezer'in bu konuşması ardından cumhurbaşkanlığı seçimi atmosferinin farklılaştığı rahatlıkla söylenebilir. Erdoğan'ın kararı giderek daha zor bir karara dönüşüyor.

* * * * *
Sezer'in 19 Nisan daveti
Cumhurbaşkanı Sezer'in bir daha kamuya açık bir konuşma yapması, en azından şimdilik öngörülmüyor. Ancak Çankaya Köşkü'nü görevi sona ermeden bir kez daha bir davet için açacak.
Bu anlamlı bir davet. Yıllardır kaderine terk edildikten sonra, Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığının son günlerinde el atılan ve Sezer döneminde yürütülen Atatürk Evi'nin onarımı bitti. Tören ve davet bu amaçla düzenleniyor.
Bu davette Sezer, belki son defa medya mensuplarıyla cumhurbaşkanı olarak sohbet edecek, belki soruları yanıtlayacak. Dünkü konuşmadan sonra (ve adaylık süreci başladıktan sonra) yeni, ilginç sözler o davette duyulabilir Sezer'den.
Çankaya Köşkü arazisinde bulunan Atatürk Evi'nin, bir müze olarak halkın ziyaretine açılıp açılmayacağı da muhtemelen o gün açıklanacak. Eğer açılacaksa, Ankara'da Anıtkabir'in dışında Atatürk'e saygısını göstermek isteyen vatandaşların bir ziyaret mekânı daha olacak. Atatürk'e saygı sunmak üzere Çankaya'ya çıkacakları ağırlamak da Köşk'ün yeni sahibine düşecek o durumda.

* * * * *
Mitingin anlamı
Bugün Ankara, Tandoğan Meydanı'nda yapılacak 'Cumhuriyet Yürüyüşü'nün en somut amacı Başbakan Erdoğan'ın Çankaya Köşkü'nün 11'inci sakini olmasının önüne geçmek.
Mitinge katılmak üzere Türkiye'nin her yanından vatandaşlar dünden itibaren Ankara'ya gelmeye başladı. Türkiye'de çok sık görülmeyen bir kitleyi görebiliriz yarın. Düzenleme komitesinden kaynaklanan sorunlar olmasaydı, örneğin etkili kitle kuruluşları 'AKP'ye de, darbecilere de karşıyız' diye Tandoğan'a gitmekten vazgeçmeselerdi, kalabalığın çok daha fazla olacağını, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasını istemeyenlerin aslında bugünkü kitleden çok daha fazla da olabileceğini hesaba katmalı Erdoğan ve hükümet.
Bu noktada Erdoğan'ın "Velev ki kalabalık olsalar da fark etmez. Meclis seçecek" yaklaşımı alnızca hukuki bir gerçeği saptıyor, siyasi bir gerçeği değil. Demokrasiler, yalnızca Meclis'ten ibaret değildir, sokağın gücünü de içerir.
Unutmamalı ki, örneğin 1 Mart 2003'te Meclis sokağın sesine kulak vermişti.