Sınır tanımayan terörle sınır aşan mücadele

Sınır tanımayan terörizmle mücadelede ulus devletlerin tek tek mücadelesi, her ne kadar işbirliği yapsalar da yetersiz kalmakta...

El Kaide’nin 11 Eylül 2001’de ABD’deki sivil hedeflere içinde yolcuları olduğu halde sivil uçakları silah olarak kullanarak saldırması, terör eylemlerinin doğasını kökten değiştirdi.

11 Eylül, “küresel gerilla savaşının” başlangıcı oldu.

İntihar eylemleri de artık Orta Doğu coğrafyasına özel, yerel bir eylem türü olmaktan çıkmış, küreselleşmişti.

***

El Kaide kendisinden önceki örgütlere hiç benzemiyordu. Milli devletleri reddediyor, bir tür Sünni İslam enternasyonalizmini savunuyor, terörizmi kitlesel olarak kullanmaktan çekinmiyor ve ikiz bombalamalar gibi eylem imzaları geliştiriyordu.

Örgütlenmesi de daha önceki silahlı yasadışı örgüt yapılarına benzemiyordu. Bildik hücre tipi örgütlenmelere girmiyor, elektronik haberleşme yerine yüz yüze iletişimi kullanıyor ve dünyanın her köşesinden cihatçı örgütlere eylem projesi temelinde destek ve isim kullanma hakkı, adeta “franchising” veriyordu.

ABD önderliğindeki Batı güvenlik yapılarının El-Kaide’ye karşı başarılı bir mücadele verdiğini söylemek ise mümkün değil.

***

Öncelikle ABD ve (Türkiye dâhil) müttefikleri mücadeleyi sanki El-Kaide tek ülke, hatta tek bölgeye has bir örgütmüş gibi, El Kaide orayı üs tuttuğu için Afganistan’a yoğunlaştırdılar.

Oysa El Kaide’nin eli İstanbul’dan Madrid’e, Londra’dan Jakarta’ya, Tanca’dan Moskova’ya, Paris’e kadar her yere uzanıyordu.

Evet, örgütün kurucu lideri Usame bin Ladin’in Amerikan komandoları tarafından Pakistan’da öldürüldüğü 2 Mayıs 2011’de açıklandı, ama bu El Kaide’ye ve terörist cihâdi örgütlere karşı mücadelenin başarıya ulaştığı anlamına gelmez.

***

Gelmediğinin kanıtı IŞİD’in doğuşu ve yükselişidir.

IŞİD, Suriye iç savaşı koşullarında Beşar Esad’ın Batıya asıl düşmanlarının kendisi olmaması gerektiğini kanıtlamak için 2011 sonlarında hapishanelerdeki El Kaidecileri salıvermesi ardından 2013 başlarında kuruluşunu ilan etti.

IŞİD’in El Kaide’nin 2.0 sürümü olmadığı, bambaşka bir tür terör örgütü olduğu bir süre sonra ama biraz geç anlaşıldı.

***

IŞİD terör çıtasını El Kaide’yi solda sıfır bırakacak vahşet seviyelerine yükseltti; korkuyu kurumlaştırdı.

O kadar ki, çoğu Şiilerden oluşan 70 bin kişilik Irak ordusu garnizonu, yaklaşan bin yüz küsur IŞİD militanı önünde ülkenin ikinci büyük şehri Musul’u bırakıp kaçtı 2014 Haziranında.

Ankara’da IŞİD jetonunun da Musul başkonsolosluğu işgaliyle düşmeye başladığını söyleyebiliriz.

***

IŞİD, El Kaide gibi ulus-devlet sınırlarını tanımamakla kalmıyor, onları istediği gibi değiştirdiğini ilan ediyordu; Irak ve Suriye toprakları üzerinde bir alanda böyle kontrolünü ilan etti.

O alanda yeterince militan eğittiği ve özellikle Batı pasaportu taşıyanları (yabancı savaşçılar denenler bunlardı) ülkelerine geri gönderdiğine emin olduktan sonra da eylemlerini o alanın dışına taşımaya başladı.

O alan dışındaki eylemlerine 20 Temmuz’da Suruç’la başladı. Sonra Ankara, Beyrut, Paris, İstranbul ve son olarak Brüksel birbirini izledi.

***

El Kaide’nin başlatıp IŞİD’in geliştirdiği yöntem “sınır tanımayan terörizmdir”.

Bu yöntem, eylemcinin kaçış yolu belirlemesine gerek duyulmayan intihar saldırılarıyla, yani “sadece gidiş bileti” alıp yola çıkmakla mümkün olabilmektedir.

PKK’nın son dönemde intihar eylemleri kullanımını sıklaştırması, IŞİD’in yönteminden kanlı dersler aldığı şeklinde de yorumlanabilir.

***

Sınır tanımayan terörizmle mücadelede ulus devletlerin tek tek mücadelesi, her ne kadar işbirliği yapsalar da yetersiz kalmaktadır.

Üstelik bu mücadelenin salt askeri yöntemlerle yapılması da yetersizliklere yol açmaktadır; çünkü IŞİD’in en uç örneğini sergilediği şekilde, bu örgütler siyasi-askeri yöntemle savaşmaktadır.

Sınır tanımayan bu yeni tür terörizmle mücadele, sınır-aşan, birleşik ve koordinasyon içinde bir siyasi-askeri stratejiyi gerekli kılmaktadır; henüz bu ne NATO, ne Rusya tarafından geliştirilmiştir.

***

Buna paralel olarak terörizme yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması amaçlı uzun vadeli siyasi-ekonomik stratejiler de gerekli olacaktır.

Ancak şu anda bütün dünyanın güvenliği amacıyla sınır-tanımayan terörizme karşı sınır-aşan siyasi-askeri mücadele stratejisi gerekli görünmektedir.