Sıra ikinci perdede: Kim yaptı?

Birinci perde Askeri Savcılığın 'Belge Genelkurm-ay'a ait değil' demesiyle kapandı

Askeri Savcılık dün yaptığı açıklama ile 12 Haziran’da Taraf gazetesi yayınıyla başlayan belge tartışmasının ilk perdesini kapatmış oldu. Hükümeti devirme planı olduğu bildirilen belgenin altındaki imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olduğunun hukuken saptanamayacağını söyleyerek görevsizlik kararı verdi.
Karar, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın önceki gün CHP lideri Deniz Baykal ile görüşmesinde, elde (anlıyoruz ki üzerinde oynanma ihtimali bulunan) bir fotokopi dışında belge olmadığını söylemesi ardından geldi. Atalay’ın açıklamasını belge tartışmasındaki ilk ciddi kırılma noktası saymak gerekiyor.
Ama Askeri Savcılık görevsizlik kararı vermekle kalmadı ve bütün dosyayı devrederek sivil yargıyı göreve çağırdı.
Bu tartışmanın değil ilk perdenin sonudur.
Askeri Savcılık bu belgenin Genelkurmay birimlerinde, karargahında ve emir komuta zinciri içinde yapılmadığını ilan etmektedir. Bu beyana itibar etmeyenler olacaktır, kamuoyu algılaması açısından doğal kabul edilebilir. O durumda da Adli Yargı’nın, örneğin iddia edilen Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu konuda -gerekirse darbe girişimi, ya da hazırlığını da içerecek şekilde- bir soruşturma açarak işin üzerine gitmesi yönünde bir engel yok.
Tam da burada ikinci perde başlıyor: Bu belgenin kim tarafından, ne amaçla hazırlandığını sivil yargı ortaya çıkarabilecek mi?
Askeri Savcılık açıklamasında sivil yargıdan beklentilerini de sıralamış: 1- Belge kim veya kimlerce üretildi? 2- Üretenlerin amaçları neydi? 3- Bu suretle Türk Silahlı Kuvvetleri mi hedef alındı? 4- Belge Taraf gazetesine nasıl ulaştı?
Başbakan Tayyip Erdoğan ile 16 Haziran’da görüşmeden önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ adına 15 Haziran’da yapılan açıklamada şöyle denilmişti: “Eğer belge sahte ise, Türk Silahlı Kuvvetleri, bunun kimler tarafından ve ne amaçla hazırlandığının ortaya çıkarılmasının da sonuna kadar takipçisi olacaktır.” Baykal da önceki gün Meclis grubuna hitabında, bu sözlerin ne anlama geldiğini bir an önce görmek istediğini söylemişti.
İşte ikinci perdede bu sonucu görüp göremeyeceğimizi anlayacağız. Sivil yargı, bu belgenin arkasında neler olduğunu ortaya çıkarmak üzere işin üzerine hızla ve kararlılıkla gidebilecek mi? Bu önemli bir sınav olacak.

Asker polisi sobeledi mi?
Askeri Savcılığın dünkü açıklamasında ilginç bir ayrıntı var.
Belgedeki imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olup olmadığı konusunda fotokopi üzerinden sonuç alınamayacağı askerin kendi imkânlarıyla anlaşılmış. Bunun üzerine, iddia edilen Ergenekon soruşturmasını yöneten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gidilmiş.
Sivil bir makam olan Adli Tıp da bakmış ve aynı sonuca varmış: Fotokopi üzerinden sonuca varılamaz. Askeri Savcılık bunun üzerine TÜBİTAK’a başvurmuş. Türkiye’nin en üst bilimsel kuruluşu da (üstelik ‘çok defa fotokopi çekilme nedeniyle deformasyon var’ diyerek) tıpkı Jandarma Kriminal ve Adli Tabiplik gibi, imzanın Çiçek’inkine benzediğini ancak fotokopiden imza tahlili yapamayacağını bildirmiş.
O sırada, 22 Haziran’da birkaç gazetede birden yayımlanan aynı haberde Emniyet Kriminal Dairesi’nin yayımladığı raporda imzanın Çiçek’e ait olduğu yazılmış. Askeri savcılık bunun üzerine sivil savcılıktan bu belgeyi isteyince, o belgenin henüz savcılığa da ulaşmadığı görülmüş. Ancak ilerleyen saatlerde (muhtemelen İstanbul Savcılığı’nın Emniyet’ten talebiyle) askeri savcılığa fakslanmış.
Askeri savcılık diyor ki, Emniyet laboratuvarı da fotokopi belgelere montaj ve ilaveler yapılabileceğini ve tam imza tanımı yapılamayacağını belirtmesine ‘rağmen’ imzanın Albay Çiçek’in eli mahsulu olduğunu ifade etmiş.
Askeri Savcılık bize şu iki soruyu mu sordurtmak istiyor: 1- Emniyet Labarotuvarı, Jandarma, Adli Tıp ve TÜBİTAK ile aynı belirsizliği kabul etmesine rağmen nasıl imzanın Çiçek’e ait olduğunu beyan edebiliyor? 2- Henüz İstanbul Savcılığı’na ulaşmamış belgenin aynı gün birkaç gazetenin birden o bilgiyi savcılıktan değil polisten aldığını anladığını mı söylüyor?
Bu bir sobeleme midir? Öyleyse Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay bu konuda bir açıklama yapacak mıdır?