Siyaset orta oyununa dönerken

Siyaset mektup ve kamera çıkmazına girmiş görünüyor. Hükümet Kürt açılımını muhalefetsiz yürütmek durumunda

Ankara siyasetine bu defa fazla iyimser baktığımı itiraf ediyorum. Değişen bir şey olmadığını, CHP lideri Deniz Baykal’ın Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşmeyeceğini ve aslında bunun da Erdoğan açısından tercih edileceğini söyleyen meslektaşlar haklı çıktı.
Erdoğan’ın Baykal’a yazdığı mektupta Kürt açılımında gelinen noktayı anlatmaya ve dinlemeye gelmek istediğini söylediğinde aslında işin rengi belli olmuş sayılırdı.
Baykal baştan itibaren, Erdoğan’ın Kürt planının neden gerekli olduğundan çok, ne yapılacağıyla ilgili olduğunu söylüyordu. Nereye gideceği belli olmayan gemiye binmeyeceğini söylüyordu. Başbakan’ın gecikerek de olsa Baykal’a yaptığı çağrıda anahtar  ifadenin sürecin neyi içerdiğine dair bilgi vermek olduğu defalarca yazıldı, çizildi.
Öyle anlaşılıyor ki Baykal, Erdoğan’ın kendisine dişe dokunur hiçbir bilgi vermeden, iç ve dış
taraflara ‘Muhalefetle de görüşerek karar alıyorum’ görüntüsü vermek istediğini düşündü. ‘Sana ortak olmayacağım’ tutumuna gölge düşürüleceğinden çekindi. Belki CHP grubu MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis’te CHP’yi AK Parti’nin ‘Yıkım taşeronu’ olmakla suçlamasından da etkilendi.
Sebebi her ne olursa olsun, Baykal’ın Erdoğan’la Kürt meselesinde aynı çerçeve içinde poz verme maliyetini Erdoğan’ın beklediğinden çok yüksek tuttuğu görüldü.
Baykal, yazdığı cevaptan sonra Erdoğan’ın görüşmekten cayacağını umdu. Ancak Erdoğan’ın -belki ağustos ayı MGK toplantısı çerçevesinde ortaya çıkan eğilim doğrultusunda- Baykal’la görüşme isteğinden vazgeçmeyeceğini anlayınca, mektupta ‘takdire bağladığı’ şart koşmadığı kameralı kayıt meselesini, basın demeçleri yoluyla bir şart haline getirdi.
Erdoğan’ın bunu ‘Seni kameralarla sorgulamak ve gerek duyduğumda bunu yayımlamak üzere kabul ediyorum’ diye algılaması ve reddetmesi doğaldı. O da öyle yaptı.
Bütün bunları gerek Erdoğan’ın sürecin başında, gerekse Baykal’ın ‘mektup sonrası’ tutumuna haklı gerekçeler bulmak için yazmıyorum. Her iki lider de halkın artık ciddiyetlerini sorgular hale geldiğini görmeliler. Türk siyaseti yeni bir orta oyunu dönemine girmiş görüntü veriyor ne yazık ki.

Çıkış arama gayretleri
Hükümetin Kürt açılımında muhalefetle -burada Anayasa Mahkemesi kilidini elinde tutan CHP’yi kastediyorum- diyalog kapısı açma girişimi mektup-kamera çıkmazında kilitlenmiş görünüyor.
Buna rağmen bir çıkış yolu olduğuna inanan iyimserler, Baykal’ın dün bir soruya verdiği
yanıtta teselli arıyor. Yanıt şu:
l “Size gizli bilgiler vereceğim, devletin bu konudaki bilgilerini sizinle paylaşacağım’ diye
randevu istemedi. (..) ‘Ben sizinle açılım politikasını konuşmak istemiyorum. Bazı önemli devlet bilgilerini size iletmek istiyorum’ diyorsa, onun şartları ayrıdır. Onu o şekilde düşünürüz ama bu o değildir.”
Yanıtın bu kısmını aldığımızda, sanki Erdoğan yarın çıkıp Baykal’a ‘Tamam, açılımı anlatmayacağım. Bu konuda şimdiye dek gizlediğim planı anlatacağım’ dese, Baykal ‘O zaman hemen görüşelim. Madem devlet meselesi, kameraya da gerek yok’ diye buyur edecek... Pek de böyle olmayacağını, Baykal’ın devamındaki sözlerinden çıkarmak mümkün: “Oraya döndürmeye çalışmak kurtarmaya yetmez. (..) İnandırıcı bir tarafı yok”.
Böylece her iki liderin istediği de olmuş görünüyor: Yani Erdoğan artık rahatça ‘Denedim, görüşmedi’ diyebilir, Baykal da ‘Beni suç ortağı yapamadı’ diye kendi tribünlerine selam verebilir.
Erdoğan hükümeti, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Türkiye’nin bir numaralı meselesi ilan edilip, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından çözüm fırsatının bulunduğu ilan edilen bu meselenin çözümünde gerçekten samimi ise, artık muhalefetle işbirliği trenini kaçırdığını kabul edip, yola devam etmeli.
Irak’la imzalanan güvenlik anlaşması, ABD’nin PKK’ya karşı ‘Sizinle işimiz yok’ mesajı sayılabilecek üç lider kadrosunu uyuşturucu kaçakçısı ilan etmesi, asker, polis ve istihbarat birimlerinin bu konuda tam bir sessizliğe bürünmesi gibi gelişmeler sanki PKK ile mücadele alanında bazı gelişmeler olabileceğini akla getiriyor. Sorduğumuzda, “Herşey planlandığı gibi yürüyor” yanıtı alıyorsunuz. PKK’nın tam bu sırada ‘teslim olmak üzere’ Türkiye’ye gruplar  göndereceği haberleri sızdırması, bu muhtemel gelişmelerin değerini düşürmek üzere yanıltma operasyonu olabilir.
MGK 20 Ekim’de toplanıyor. Sonra Erdoğan’ın İran ve ABD gezileri var. Havada bir sürpriz kokusu var sanki, umarım bunda da yanılmayız.