Siyasetin başörtüsü dönemeci

Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat dün sona erdi. Bu sonuçta Erdoğan'ın yanı sıra Kılıçdaroğlu'nun da payı var.

Dün Türkiye’de siyasetin geleceği bakımından önemli bir gündü.
İki senaryo söz konusuydu.

Bir senaryoda, AK Partili kadın milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu’na başları örtülü gelme kararına karşı CHP’nin (tıpkı 1999’da Bülent Ecevit’in Merve Kavakçı’ya karşı önderlik ettiği türden) bir direniş sergileme ihtimali vardı. Gerçi CHP bir akşam önceki grup toplantısında bu yönde parti kararı alınmasını isteyen bir kanadın talebini geri çevirmişti. Ancak CHP içinden münferit direniş de, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir gün önceki ’Kılına dokundurmayız’ çıkışından sonra beklenmedik, belki fiziki şiddet içeren tepkilere yol açabilirdi.
İkinci senaryo oldu. Evet, CHP’li Dilek Akagün Yılmaz Atatürk tişörtlü protestosunu oturduğu yerden sergiledi, evet Muharrem İnce hitabet yeteneğini konuşturarak AK Parti’nin ne ikiyüzlülüğünü bıraktı, ne yalnız kendi menfaatine gelince özgürlük yanlısı olduğunu. Ama bütün gerilimin kırılma anı sanırım İnce’nin ‘Başörtülüler de bizim bacımız, başörtüsüzler de’ dediğinde, sadece CHP değil, AK Parti sıralarından da alkış kopması oldu. Üstelik alkışı başlatan, Meclis’e başörtüsüyle giren vekillerden Sevde Beyazıt Kaçar idi. Bu alkış ardından her şey sanki başörtüsü serbestisini bir kavgaya dönüştürüp siyasi çıkar gözetenlere rağmen, siyasetin normal, normalleşmiş mecrasında seyretmeye başladı.

Zaten ondan sonra Meclis kürsüsü kadınlara kaldı ve çok da iyi oldu. BDP’li Pervin Buldan, MHP’li Ruhsar Demirel, AK Partili Belma Satır, yeni kurulan HDP adına Sabahat Tuncel esaslı konuşmalar yaptılar ama kimse alınmasın CHP’li Şafak Pavey’in konuşması yalnız güçlü içeriği bakımından değil, uzun yıllar hatırlanacak bir hitabet örneğiydi de. Bir hitabet ustası sayılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan özel övgü dahi aldı bu yüzden.

Dünkü oturumu Türkiye’de bir dönemin sonu olarak nitelemek mümkün… Dar pencereden bakıldığında, ‘Bin yıl sürecek’ denilen 28 Şubat sürecinin 31 Ekim Meclis oturumuyla sona erdiğini söylemek mümkün. Geniş açıdan Türkiye’de laikliğin, Pavey’in kullanmayı tercih ettiği şekilde ’sekülerliğin’ yeniden tanımlanacağı bir süreç önümüzde.
Tabii artık başörtülü kadınların siyasete girmesi önünde engel kalmadığına göre, partilerin kadına pozitif ayrımcılık yapacak şekilde asgari kadın kotaları belirlemesi önünde de engel kalmadı; bu bir samimiyet testi olacak.

Kılıçdaroğlu etkisi
Kamuda ve Meclis’te başörtüsü tartışması CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun liderlik vasıflarını ilk kez bu ölçekteki bir sorunda kanıtlandığı bir örnek oldu. Tuzak olarak gördüğü alanlardan uzak durarak, parti içi muhalefeti usulca kontrol altına almasını bilerek, Türkiye’de siyasetin normalleşmesi önündeki önemli ve hassas bir engelin kaldırılmasında, ona önayak olan Erdoğan’ın yanı sıra önemli pay sahibi oldu. Bu yönüyle yaptığı Deniz Baykal’ın Erdoğan’ın yasağının kaldırılmasına, AB reformlarının yapılmasına verdiği destekle karşılaştırılabilir.

Dün Kılıçdaroğlu’nun liderlik vasıflarına katkıda bulunan bir başka örnek daha vardı. Şişli Belediye Başkanı’nın Genel Sekreter Adnan Keskin tarafından İstanbul Büyükşehir adayı olmak üzere partiye döndürülmesi hamlesiydi bu. Bir başka gün olsa ertesi gün pek çok manşette yer alıp hem CHP, hem Kılıçdaroğlu’nu gölgede bırakıp, CHP içinde Sarıgül’ü istemeyenleri kızdırabilecek bir gelişme bu hamleyle sûkunetle geride bırakıldı, Sarıgül de CHP saflarına kazandırıldı. Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat dün sona erdi. Bu sonuçta Erdoğan’ın yanı sıra Kılıçdaroğlu’nun da payı var.