Siyasetin doğal akışı

Seçim sonucuna ve MHP'yle CHP'nin beyanlarına bakınca, Dışişleri Bakanı Gül'e Köşk yolunun açıldığı anlaşılıyor. Gözler Başbakan Erdoğan'da.

Seçim sonrası ortaya çıkan tablo, siyasetin doğal akışının Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün Meclis tarafından 11.cumhurbaşkanı seçileceği yönündedir. Öyle de olacak mı?
Bu soruya yanıt vermek için, 'siyasetin doğal akışını' birlikte tahlil etmeye çalışalım.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın muhalefet patileriyle uzlaşma arayışını zaman israfı gördüğü nisan-mayıs aylarında, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığına CHP lideri Deniz Baykal başta olmak üzere muhalefetten gelen itirazlar üç başlık altında toplanıyordu:
1- Meclis doğal süresini doldurmak üzereydi. Yeni cumhurbaşkanını yeni
Meclis'in seçmesi daha iyi olurdu.
2- Meclis 3 Kasım 2002 seçimlerinde yeterince temsil edici nitelikte oluşmamıştı; meşruiyet sorunu vardı.
3- AK Parti, CHP'nin (daha sonra Anayasa Mahkemesi'nce onaylanan) iddiasına göre, seçim oturumu için 367 sayısını bulmalıydı.
Bu üç başlığın 22 Temmuz seçimi ardından görünümü ise şöyle:
1- Meclis yenilendi. Seçimler, sonuç üzerinde etkisi olmayan birkaç yerel itiraz dışında, açık, süratli ve şaibesiz gerçekleşti.
2- 2002 Meclisinin tartışmalı yüzde 54 temsil oranına karşın, 2007 Meclisinde temsil oranı yüzde 89'u buldu. Meşruiyet tartışması son buldu.
3- MHP lideri Devlet Bahçeli'nin oylamaya katılacakları açıklamasıyla, AK Parti'nin cumhurbaşkanı seçmesi önünde hukuki ve siyasi bir engel kalmadı. CHP lideri Deniz Baykal, dün bu durumu teyit etti ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın artık istediği kişiyi cumhurbaşkanı seçtirme gücüne ulaştığını söyledi. Seçim öncesi 'AKP'li olmaz, Meclis içinden olmaz' tutumunu da değiştirdiği izlenimi veren Baykal, yine de Erdoğan'ı uzlaşmaya çağırdı. Baykal özetle yine 'Gül olmasın' diyor.
Gül neden olmasın? Yeterince devlet adamı olmadığından mı? Uluslararası temsil yeteneği bulunmadığından mı? Yoksa halk gözünde benimsenmeyen bir siyasetçi olduğundan mı? Gül'ün cumhurbaşkanı olmamasını tercih edeceklerin gerekçeleri değil bunlar.
Gül'ün cumhurbaşkanlığı altında gerilim çıkabileceği endişesinin kaynağı ne yazık ki, bazen mahcubiyetten, bazen ikiyüzlülükten, bazen de gerilimi artırmama adına dile getirilmese de, eşi Hayrünisa hanımın başının kapalı olmasının devlet katında ortaya çıkarabileceği yeni gerilim hatları. Türkiye 22 Temmuz seçimiyle yönetimde istikrar ve temsilde adaleti büyük ölçüde yakalamışken, İsmet Berkan'ın dün dediği gibi gerçek sorunlarıyla uğraşmak yerine, yine üstyapı siyasetindeki kısır tartışmalarla uğraşmak durumunda kalabilir. Genelkurmay'ın 27 Nisan, hükümetin 28 Nisan açıklamaları ve Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın 4 Mayıs Dolmabahçe buluşmaları hâlâ ortada.
Bu arada, Gül'ün adaylığını 24 Nisan'da ilan eden kişi olan Erdoğan, seçim sonrası 'Karar Gül'ün' diyerek duruşunu yeniledi. Ancak Gül'ün basın toplantısıyla cumhurbaşkanı adaylığını devam ettirme niyetini beyan etmesine 'O halde adayımız Gül'dür' değil, 'Gül'ün iradesi bizim için önem taşır' mealinde tepki erdi.
Seçim sonucu, Gül'ün beyanı, MHP ve CHP'nin tutum netleştirmeleriyle artık cumhurbaşkanı seçimi konusunda tek bilinmeyen unsur, Erdoğan'ın tutumu kaldı. Gelinen noktada siyasetin doğal akışı Gül'ü Çankaya'ya götürüyor. Gül adaylıktan vazgeçtiğini açıklayacaksa, geçerli ve itibarını zedelemeyecek bir gerekçeye ihtiyacı olacak.
Erdoğan'ın kararını açıklamaması 1- 'Her şey sırasıyla' anlayışıyla Meclis'in açılışı, Meclis başkanının seçilmesi, hükümetin kurulması sonrasına bırakmasına; 2- Şimdiden tutum açıklayarak (sonradan Anayasa reformu için de uzlaşma arayacağı) muhalefetin 'Dayatma olmasın' eleştirilerine meydan vermemeye,
3- Bilmediğimiz başka unsurlara bağlı olabilir. Bu bilmediğimiz unsurların, askerle, büyük semaye ile bir konsensüs arayışı içerip içermediği soruları, Erdoğan'ın tutumunu belli etmesindeki gecikmeyle birlikte artıp seçim galibiyetiyle ortaya çıkan tabloya gölge düşürebilir.